Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

7 Temmuz 2019 Pazar

Şeytan Hizbi Olan Sünnet İnkârcılarının Şüphelerine Cevaplar 3

4- ÖLÜNÜN SUÇU NE?

Kuran: Doğrusu hiçbir günahkâr bir başkasının günah yükünü yüklenmez. (53-Necm Suresi 38)
Hadis: “Ölü, ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır.” Buhari-K. Cenaiz 32, 33, 34
Bu ayetle bu hadisi karşı karşıya getirmeye çalışan zındık diyor ki: “Ne akla, ne de Kuran’ın genel mantığına uyan bu hadis de uydurmacılığın Kuran ve akılla çelişkilerine bir başka örnektir.
Cevap: Zındık şahıs kendi gerzekliğini akıllılık ve Kur’an’a ittiba gibi lanse ediyor. Lakin işin hakikati öyle değildir.
Ömer b. El-Hattab radıyallahu anh'den de şu lafızla rivayet edilmiştir:
إِن الْمَيِّت يعذب بالنياحة عَلَيْهِ فِي قَبره
 Ölü için bağırarak ağlanmasıyla ölü, kabrinde azap görür.”[1] Bunu Buhari rivayet etmiştir.
Bu hadis tıpkı Kur’ân ayetlerinin mütevatir olması gibi mütevatirdir: İbn Hibban Sahih’inde, Enes radıyallahu anh’den[2] Yine İbn Hibban, İmran b. Husayn radıyallahu anh’den[3] Taberani, el-Kebir’de; Semura b. Cundub radıyallahu anh’den[4] Ebu Ya’la; Ebû Hureyre radıyallahu anh’den[5] İbn Mende; Muğira b. Şu'be radıyallahu anh’den[6] rivayet etmişlerdir.
Ahmed b. Hanbel (6/57), Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet ediyor: “Aişe radıyallahu anha’ya: “İbn Ömer, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den:
Ölü dirinin ağlamasıyla azap görür” buyurduğunu rivayet ediyor” denildi. Aişe radıyallahu anha dedi ki:
“Ebu Abdirrahman (yani İbn Ömer) yanılıyor. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ancak şunu dedi:
Ölünün akrabaları ona ağlarlar, hâlbuki o, günahından dolayı elbette azap görür.” Muslim (931) şu lafızla rivayet etmiştir:
“Aişe radıyallahu anha dedi ki: “Allah Ebu Abdirrahman’a rahmet etsin. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bir yahudinin cenazesine uğramıştık. Ölü üzerine ağlıyorlardı. Bunun üzerine:
Siz ağlıyorsunuz, o ise elbette azap görüyor” buyurdu. Buhari (1286-1289, 3978) benzer şekilde rivayet etmiştir.
İbn Sa'd, Yûsuf b. Mahik'den rivayet ediyor:
رَأَيْت إِبْنِ عمر حضر جَنَازَة رَافع بن خديج فَقَالَ إِن الْمَيِّت ليعذب ببكاء الْحَيّ عَلَيْهِ فَقَالَ إِبْنِ عَبَّاس إِن الْمَيِّت لَا يعذب ببكاء الْحَيّ
“İbn Ömer radıyallahu anhuma'yı, Rafi' b. Hadîc radıyallahu anh'ın cenazesinde gördüm. Dedi ki:
“Ölü, dirinin ona ağlamasıyla azap görür.” İbn Abbâs radıyallahu anhuma da ona cevaben:
“Ölü, dirinin ona ağlamasıyla azap görmez” dedi.”[7]
Bu konuda âlimler şu görüşler üzerinde ihtilaf etmişlerdir:
Birincisi: “Hadisler mutlak olarak zahirine göre yorumlanır. Bu Ömer b. El-Hattab ve oğlu Abdullah radıyallahu anhuma'nın görüşüdür.
İkincisi: “Bu hadisler mutlak değildir.” (Yani her zaman bu böyle de­ğildir. Bazı kişiler azap görür.)                        
Üçüncü: “Onların ağlamasıyla azap görür” ifadesindeki “be” harfi, hâl içindir. Sebep için değildir. Yani ölü onların ağladığı hâl ve za­manda azap görür. Bu azabın sebebi onun günahlarıdır. Yanındakilerin ağlaması değildir.
Dördüncüsü: “Beyân edilen bu azap kâfirlere hastır.” Bu iki gö­rüş Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edilmiştir.
Beşincisi: “Hadiste beyan edilen bu azap, ağlamak ve bağırmayı bir âdet ve yol edinmiş olan kişilere hastır.” Buhari bu görüştedir.
Altıncısı: “Bu azap, öldükten sonra kendisine ağlamayı vasiyet edenler içindir.” Nitekim birisi şöyle demiştir:
(إِذا مت فانعيني بِمَا أَنا أَهله ... وشقي عَليّ الجيب يَا بنة معبد)
“Öldüğüm zaman lâyık olduğum şekilde bana ağla ve ceplerini yırt ey Ma’bed’in kızı”
Yedincisi: “Kendisine ağlayacaklarını bilip de ağlanmamasını vasiyet etmeyen­ler içindir. Çünkü bu durumda ağlamamaya vasiyet etmek vaciptir.”
Sekizincisi: “Azabın sebebi, ağlanması değil de, onlara söylenen dinde kınanmış olan övgülerdir. Bu övgüler onlara azap verir. Meselâ: “Ey kadın­ları dul, çocukları yetim, evleri virane bırakan” sözü gibi. Çünkü böy­le övgüler câhiliye adetlerinden idi.
Dokuzuncusu: “Bu azaptan kasıt, meleklerin, ölünün akrabala­rının ona ağlayıp övgülerle bağırmalarından dolayı o ölüyü kı­namalarıdır.” Çünkü Tirmizi, Hakim ve İbn Mâce, merfu olarak şöyle rivayet ediyorlar: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
مَا من ميت يَمُوت فتقوم نادبته تَقول واجبلاه واسنداه أَو شبه ذَلِك من القَوْل إِلَّا وكل بِهِ ملكان يلهزانه أهكذا كنت
Ölen hiç kimse yoktur ki, ona ağlayanlar kalkıp:
“Ey dayanağımız, ey varlığımız” ve benzeri sözlerle bağırdıklarında, iki melek onu tokatlayıp:
“Sen böyle mi idin?” diye çıkışmasınlar.”[8]
Taberani, İbn Amr radıyallahu anhuma'dan rivayet ediyor:
أُغمي على عبد الله بن رَوَاحَة فَقَامَتْ النائحة فَدخل عَلَيْهِ النَّبِي صلى الله عَلَيْهِ وَسلم وَقد أَفَاق فَقَالَ يَا رَسُول الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم أُغمي عَليّ فصاحت النِّسَاء واعزاه واجبلاه فَقَامَ ملك مَعَه مرزبة فَجَعلهَا بَين رجْلي فَقَالَ أَنْت كَمَا تَقول قلت لَا فَلَو قلت نعم ضَرَبَنِي بهَا
“Abdullah b. Revaha radıyallahu anh bayıldı. Bağırma sesleri yükseldi. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem yanına girdiğinde ayılmıştı. Dedi ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Kendimden geçtim. Kadınlar: “Ey aziz! Ey kahraman!” diye bağırmaya başladılar. Bir melek önümde durdu, elinde bir topuz vardı. Onu ayaklarımın arasına koydu.
“Sen onların dediği gibi misin?” dedi. Ben:
“Hayır” dedim. Eğer
“Evet” deseydim o topuz ile bana vuracaktı.”[9]  
Hâkim sahih kaydıyla, Nu’man radıyallahu anh'den rivayet ediyor:
أُغمي على عبد الله بن رَوَاحَة فَجعلت أُخْته عمْرَة تبْكي وَتقول واأخياه واكذا واكذا تعدد عَلَيْهِ فَقَالَ حِين أَفَاق مَا قلت شَيْئا إِلَّا قيل لي أَنْت كَذَلِك
“Abdullah b. Revâha radıyallahu anh bayıldı. Kızkardeşi Amre, bağırmaya başladı.
“Vah şöyle kardeşime, vah böyle kardeşime!” diye sayarak bağırıyordu. Ayıldığında kardeşine dedi ki:
“Bir şey söylediğin zaman her seferinde melek:
“Sen böyle misin?” diye soruyordu.”[10]
İbn Sa'd, el-Mikdam b. Ma'dikerib radıyallahu anh'den rivayet ediyor:  
لما أُصِيب عمر رَضِي الله عَنهُ دخلت عَلَيْهِ حَفْصَة قَالَت يَا صَاحب رَسُول الله وَيَا صهر رَسُول الله يَا أَمِير الْمُؤمنِينَ فَقَالَ عمر إِنِّي أحرج عَلَيْك بِمَا لي عَلَيْك من الْحق أَن لَا تندبيني بعد مجلسك هَذَا إِنَّه لَيْسَ من ميت ينْدب بِمَا لَيْسَ فِيهِ إِلَّا كَانَت الْمَلَائِكَة تمقته
“Ömer radıyallahu anh yaralandığı zaman, kızı Hafsa yanına girdi.
“Ey Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in arkadaşı! Ey Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kayın babası! Ey müminlerin emiri!” diyerek ağlamaya başladı. Ömer radıyallahu anh dedi ki:
“Senin üzerine olan hakkım için bu meclisten sonra bana böyle şeyler söylememeni rica ediyorum. Zira kendisinde bulunmayan hasletlerle övülen hiçbir ölü yoktur ki, başında bir melek durup ona kızmasın.”[11]
Onuncusu: “Bu hadislerde anlatılan azaptan kastedilen, akra­balarının düştüğü durumdan dolayı ölünün acı çekmesidir.”
Çünkü Taberâni ve İbn Ebî Şeybe, Kayle bt. Mahrame'den şöyle rivayet etmişlerdir:
أَنَّهَا ذكرت عِنْد رَسُول الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم ولدا لَهَا مَاتَ ثمَّ بَكت فَقَالَ رَسُول الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم أيغلب أحدكُم أَن يصاحب صويحبه فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفا فَإِذا مَاتَ إسترجع فوالذي نفس مُحَمَّد بِيَدِهِ إِن أحدكُم ليبكي فيستعبر إِلَيْهِ صويحبه فيا عباد الله لَا تعذبوا مَوْتَاكُم
“Kayle bt. Mahrame, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında ölen çocuğundan bahsetti ve sonra ağladı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Dünyada arkadaşınıza iyilik yapmanız size zor mu gelir? Ölen olursa ağlamayın “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciun” deyin. Muhammed’in nefsi elinde olana yemin ederim ki, ağladığınızda ar­kadaşınız, sizin neden ağladığınızı öğrenmek ister. Ey AIIah’ın kulları! Ölülerinize azap vermeyin.”[12]
İbn Cerir (et-Taberî) bu görüştedir. En sonları olan İbn Teymiyye dahil, imamlardan bir topluluk da bu görüşü seçmişlerdir.
Yahya b. Main, Hadis Cüz’ünde el-Hasen'den rivayet ediyor:
إِن من شَرّ النَّاس للْمَيت أَهله يَبْكُونَ عَلَيْهِ وَلَا يقضون دينه
“Ölü için insanların kötülüklerinden birisi de, yakınlarının ona ağlaması ve borçlarını ödememeleridir.”[13]


[1] Sahih. Buhari (1226, 1230) Muslim (927) Ahmed (1/26, 36) Nesai (1850) Tirmizi (1002) İbn Mace (1593) İbn Ebi Şeybe (3/61) Tayalisi (1/4, 8) Ali b. Cad, Musned (568)
[2] Sahih. İbn Hibban (7/402) Tayalisi (1/10) Ahmed, Fadailu’s-Sahabe (1/342) Beyhaki (4/72) Ebu Ya’la (1/202)
[3] Hasen. İbn Hibban (7/404) Ahmed (4/437) Nesai (1849, 1854) Taberani (18/163, 178, 186) Tayalisi (1/115, 210)
[4] Hasen. Ahmed (5/10) Taberani (7/216)
[5] Sahih. Ebu Ya’la (10/302, 11/327)
[6] Sahih. Muslim (933) Ahmed (4/255)
[7] Sahih mevkuf. İbn Sad (4/275) Nesai, el-İgrab (no:27) Begavi Mu’cemu’s-Sahabe (1025)
[8] Hasen. Tirmizi (1003) Abdulhak İşbili, Ahkamu’l-Kubra (2/498) Begavi Şerhu’s-Sunne (5/444) Ebu Musa radıyallahu anh’den rivayet etmişlerdir. Nevevi ve el-Elbani hasen demişlerdir.
[9] Hasen ligayrihi. Taberani (13/414) İbn Hacer, Garaibu’l-Multekita (el yazma no:2703) isnadında Muhammed b. Cabir el-Hanefi’nin hıfzı kötüdür. Bir sonraki rivayet ile hasen derecesine çıkar.
[10] Sahih. Buhari (4267) Hakim (3/44)
[11] Sahih mevkuf. İbn Sad (3/335) Haris b. Ebi Usame Musned (263) İbn Asakir Tarih (44/448) İbn Tulun, Tıbbu’n-Nebevi (s.323)
[12] Hasen. Taberani (25/10) Kurtubi et-Tezkira’da (s.328) isnadında sakınca yoktur dedi. İbn Hacer, Fethu’l-Bari’de (3/155) hasen demiştir.
[13] Sahih maktu. Ebu İsmail el-Harbi, Cüz’ül-Evvel Min Hadisi Yahya b. Main (el yazma no:59) Hasen b. Şazan, Cüz (el yazma no:49) Beyhaki Şuab (6/204) İbn Abdilberr Camiu Beyani’l-İlm (2/332) Hatib el-Cami (2/304) Ebu Tahir es-Silefi Tuyuriyyat (263)

Şeytan Hizbi Olan Sünnet İnkârcılarının Şüphelerine Cevaplar 2

3- DİN DEĞİŞTİREN ÖLDÜRÜLSÜN MÜ?

Kuran: Dinde zorlama yoktur. (2-Bakara Suresi 256)
Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.” Nesai 7-8/14; Buhari 12/1883
Zındık bu ayetle bu hadisi birbirine zıt göstermeye çalışarak diyor ki: “Allah’ın hükmünü hadisle aşmaya, Allah’ın dinini kendi kafalarına uydurmaya çalışanların bu anlama gelen uydurmaları yüzünden birçok insan öldürülmüştür. Dine referanslar veren bazı örgütlerin yaptığı katliamları, bu örgütlerin zihinlerinde meşrulaştıran da bunun gibi hadislerdir. Diyanet bahse konu örgütleri kınamaktadır ama aynı Diyanet, Buhari ve Nesai gibi hadis kitaplarını ise hiçbir eleştiriye açmamakta, dinin kaynağı olarak göstermektedir. Bu bir çelişki değil de nedir? Ne yazık ki katliamları meşrulaştıracak izahlar hadis kitapları ve mezhep izahlarında mevcuttur.”
Cevap: Bu zındıkça bakış açısı ile bakılırsa şu ayetler hakkında ne derler? Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
قَاتِلُوا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ
Kendilerine kitap verilmiş olanlardan, Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve rasulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dinini din olarak kabul etmeyenlerle küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.” (Tevbe 29)
وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِيَاءَ حَتَّى يُهَاجِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
İstediler ki kendilerinin küfre girdiği gibi siz de küfre giresiniz de bir olasınız. Artık Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden veliler edinmeyin! Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan veli de edinmeyin, yardımcı da.” (Nisa 89)
فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
O haram aylar çıkınca artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, onları kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılar ve zekât verirlerse, yollarını serbest bırakın. Gerçekten Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.” (Tevbe 5)
İman ehli bu ayetlere de, “Dinde zorlama yoktur” ayetine iman ederler. Çünkü “Dinde zorlama yoktur” ayetinin hangi konuda nazil olduğunu bilirler. İbn Abbas radıyallahu anhuma dedi ki:
“Ensârdan bir kısım insanların çocukları yaşamadığında bu kadınlar, çocukları yaşadığı takdirde onu Yahudi yapacaklarına dair adakta bulunurlardı. Çünkü bunlar müşriktiler. Yahudiler ise ehl-i kitaptandı. Müşrikler ehl-i kitabın üstünlüklerini kabul ediyorlardı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’den Yahudi kabilesi Nadr oğullarını uzaklaştırdığı zaman bunların içinde, Ensârın, Yahudileşmiş bu gibi çocukları da bulunuyordu. Ensâr: “Biz çocuklarımızı bırakmayız” dediler! Allah Teâlâ da bu âyeti indirdi.”[1]


[1] Sahih. Ebû Dâvûd (2682) İbn Ebî Hâtim (2609) İbn Hibbân (1/352) Ziya el-Muhtare (10/73) Beyhaki (9/186)

Şeytan Hizbi Olan Sünnet İnkarcılarının Şüphelerine Cevaplar 1


 

9
Şüphesiz Hamd, Allah içindir. O'na hamd eder, O'ndan hidayet ve bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden, kötü amellerimizden Allah Teâla’ya sığınırız. Şüphesiz Allah'ın hidayet eylediğini saptıracak, O'nun saptırdığını da hidayete ulaştıracak yoktur. Allah'tan başka İlah olmadığına, O'nun birliğine ve ortağı olmadığına, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in O'nun kulu ve Rasulü olduğuna şehadet ederim.
Bundan sonra. Muhakkak ki; sözlerin en doğrusu Allah'ın Kitabı, yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur. İşlerin şerlisi sonradan ortaya çıkarılanlardır. Her sonradan çıkan şey; bid'at, her bid'at; dalalet (sapıklık) ve her dalalet de ateştedir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e iman edilmemesi için türlü bahaneler peşinde olan zındık sünnet inkârcıları, birçok sabit hadisleri “Kur’ân’a aykırı olduğu” gerekçesiyle şüphe tohumlarını atmakta, toplumun çoğunun akıllarını kullanmayan kimseler olduklarını çok iyi bildiklerinden, onları güya “akılları uyanışa geçirme” maskesi altında, ahmakça yollara çekmekte, aklı yine “aklı kullanma” iddasıyla başka bir cehalet ve taklit mezarına gömmeye çalışmaktadırlar.
“Türkçe Kur’an Hareketi” adıyla site açan bazı İblis askerleri aşağıda nakledildiği üzere hadisleri Kur’ân’a arz ettiklerini ve bu hadislerin Kur’ân’a aykırı olduğunu iddia etmektedirler. Öncelikle, hadisleri Kur’ân’a arz etmek, Kur’an’a aykırı bir metottur. Bunu daha önceki yazılarda defalarca delillerle açıkladık.
Burada mezkûr sitede örnek verilen hadisler hakkında cevap vereceğiz. Bu cevabın gayesi, şeytana kul olmayı Rahman’a kul olmaya tercih etmiş bu habis ve çirkef mahlûkları ikna etmek veya yola getirmek değildir. Bilakis Allah onların dünyada ve ahirette belalarını versin, kahrolsunlar, onların hidayet yollarına körlüklerini artırsın, cehennemin dibine kadar yolları var. Gayemiz, iman ehli olan kimselerin şüphelerini gidermek ve yakinlerini artırmaktır.
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbadî

1- ALLAH’IN BALDIRI OLUR MU?

Kuran: O’nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur. (42- Şura Suresi 11)
Hadis : “Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1
Bu ayet ve hadisi birbirine zıt göstermeye çalışan zındık şöyle diyor: “Bu hadisin hangi kitaplarda geçtiğine iyice dikkat edin. Hadis kitaplarının “en doğrusu” olarak gösterilen, tek hadisini inkâr edenin kafir olacağı söylenen Müslim ve Buhari’de. Hadisçilerin mantığına göre bu hadisi inkâr eden kafir, bu hadise inanan gerçek Müslüman olacaktır. Allah’a hiçbir şeyin benzemediğini söyleyen ayete karşın hiçbir mecazi ifadeyi çağrıştırmadan, Allah’ın baldırı olduğunu ve ahirette baldırını açacağını söylemenin yanlışlığını uzunca anlatmaya gerek var mı?”
Cevap: Allah Azze ve Celle’nin baldır (sâk) sıfatı yalnız hadislerde geçen bir ifade değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
Baldırdan açılacağı o günde onlar secde etmeye davet edilecekler de, buna güç yetiremeyecekler.” (Kalem 42)
Bu ayette görüldüğü gibi sâk (baldır) sıfatı ispat edilmektedir. Bu durumda bir ayete tutunup diğer bir ayeti yahut sahih bir hadisi inkâr etmek iman edenlerin işi olamaz. Bilakis iman ehli bütün naslara teslim olurlar ve derler ki: Allah Azze ve Celle’nin mahlûkta bulunan baldırlara benzemeyen baldırı vardır. İsimdeki benzerlik müsemmada benzerliği gerektirmez. Mesela insandaki baldır ile hayvanlardaki baldırın isimleri aynıdır ama bunlar birbirine benzemez. Allah Azze ve Celle, bize, bizim bildiğimiz hiçbir şeye benzemediğini bildirmiştir. O halde isimde benzerlik sıfatta benzerliği gerektirmez. Nitekim yukarıda Şura Suresi 11. Ayeti üzerinden kelam yapılarak, sırf isimdeki benzerlik sebebiyle bu sıfat inkâr edilmeye çalışılmıştır. Halbuki aynı ayetin devam eden lafzı şu şekildedir:
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
O’nun benzeri gibi olan hiç bir şey yoktur. Şüphesiz O, Semî’ (işiten)dir, Basîr (gören)’dir.” (Şura 11)
Görüldüğü gibi ayette Allah’ın benzeri gibi olan hiçbirşey olmadığı ifade edildikten sonra Allah’ın “işiten” ve “gören” olduğu ifade edilmektedir. Burada akıl sahipleri şöylece iman ederler: “İşitme ve görme sıfatları her ne kadar mahlûkta da bulunan sıfatlar olsalar da, Allah Azze ve Celle’nin işitmesi ve görmesi asla mahlukun işitmesi ve görmesi ile kıyaslanamazlar. Burada benzerlik yalnızca bu sıfatların isimlerindedir. Müsemmâlarında değildir.” İşte sâk (baldır) kelimesi de böyledir. Nasıl ki Allah Azze ve Celle’nin işitme ve görme sıfatlarının olduğuna iman ettiğimiz zaman, O’nu işitme ve görme sıfatlarına sahip olan mahlûklara benzetmişiz demek olmuyorsa, Allah Azze ve Celle’nin baldırı olduğuna iman ettiğimizde de bunun manası, söz konusu baldırın mahlûktaki bir baldır gibi olduğunu kabul etmeyi gerektirmez. 

2- ALLAH EL SIKIŞIR MI?

Kuran: Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir. (112- İhlas Suresi 4)
Hadis: Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.” Hanbel 5/243
Zındık bu ayet ile bu hadisin birbirine çelişik olduğu şüphesini atmaya çalışarak şöyle diyor: “Yine bu hadiste hiçbir mecazi manayı çağrıştırmadan, Allah’a parmak, parmaklarına da soğukluk atfedilerek; Allah şekilleştirilmektedir. Bu hadis, İhlas Suresi’nin Allah’ın hiçbir şeye denk olmadığını söyleyen ayeti gibi daha birçok ayetle de çelişir…” daha sonra bu sıfatı mecaza yorumlayanlara cevap vermeye çalışıyor.
Cevap: Bir önceki cevapta isimde benzerliğin müsemmada benzerliği gerektirmediğini açıklamıştık. Hadiste, geçen ayete hiçbir aykırılık olmadığı önceki cevaptan açıkça anlaşılmaktadır. Güya “Kur’ân’ı savunuyormuş gibi” bir poza giren bu şeytanlar, öne sürdükleri bu batıl kelam ve yorumlarla aslında diğer bir çok ayeti inkar etmeye de kapı aralamış oluyorlar. Mesela Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih 10)
قَالَ يَاإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ
Allah: “Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin?” dedi.” (Sâd 75)
Bu ayette görüldüğü gibi Allah Azze ve Celle kendisi hakkında “iki el” sıfatını ispat etmektedir. Bu ayet ve Rahman Azze ve Celle’nin parmakları olduğunu ispat eden hadisler, Allah’ın hiçbir dengi olmadığını bildiren ayete de çelişik değildir. İman sahipleri şöyle derler:
Allah Azze ve Celle’nin iki eli, parmakları, gözü, ayağı, rahmeti, gülmesi, azabı, görmesi, işitmesi, arşa istivası, dünya semaına nüzulü gibi kitap ve sahih sünnetten ibaret vahiyle bildirilen bütün sıfatlarına iman eder, teslim oluruz, bu sıfatları mahlûkun sıfatlarına benzetmeyiz. Çünkü Allah’a denk olan hiçbir şey yoktur. Allah Azze ve Celle’nin bizim tarafımızdan keyfiyeti bilinmeyen eli ve parmakları vardır ve bu el ile parmaklar, mahlûkta bulunan el ve parmaklara benzemez.

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Dul Kadının Nikahında Velisi Olacak Kimselerin Sıralaması

Kadının Evliliğinde Velilerinin Sıralaması
Soru: Ben birkaç yıldır evliyim ve iki çocuğum var. Evlenirken benim velim anne tarafından dedem idi. Babam başka şehirde olduğu için onun bilgisi olmadan evlendim. Babam başka kadınlarla evli idi. Bizi arayıp sormuyordu. Bizim böyle bir evlilik yapmamız dinen geçerli midir? Eğer geçerli değilse ne yapmamız gerekir? Bununla beraber şu an babam da ölmüş durumda.
İslamweb fetva heyetinin cevabı (Fetva no:37333):
Hamd Allah’adır. Selam Allah’ın rasulüne, âline ve ashabının üzerine olsun. Bundan sonra. Muhakkak ki baba, kızını doğrudan evlendirme konusunda en hak sahibi olandır. Eğer baba kayıp ve onunla haberleşilemiyorsa bu hak baba tarafından olan dedeye (kadının babasının babasına) geçer. İlim ehlinin kitaplarında sıralama böyle zikredilmiştir.
El-Hicavî, el-İkna’da şöyle der: “Hür kadını nikâhlamada veliliğine en hak sahibi olan babasıdır. Sonra babasının babası ve yukarıya doğru babalardır. En yakın baba en hak sahibi olandır. Sonra kadının oğlu, sonra oğlunun oğlu, aşağıya doğru oğullarıdır. Sonra erkek kardeşi, sonra üvey erkek kardeşi, sonra erkek kardeşin oğlu, aşağıya doğru onun oğulları gelir. Sonra kadının amcası, sonra babasının (kadının annesinden başka kadından olan) oğulları gelir. Sonra miras tertibindeki asabelerinden en yakın olanları gelir.”
Babanın kayıp olması ve haberleşilememesinin sınırı hakkında İbn Kudame el-Muğni’de şöyle demiştir: “Ebu Bekr bunun sınırını şöyle tarif etmiştir: Kendisine ancak zorluk ve meşakkatle ulaşılmasıdır.”
Buna göre soruda zikredilen nikâh, şartlarından biri olan velinin yerine gelmemesi sebebiyle fasit (geçersiz)dir. Çünkü anne tarafından olan dede kadının nikâhında veli olabilecek velilerinden değildir. Buna ek olarak, babasının kadının annesinden başka bir kadınla evlenmiş olması veya bu kızını arayıp sormaması, onun üzerindeki nikâh velayeti hakkını iptal etmez. Özetle; zikredilen nikâh batıldır. Zikredilen sıralamaya uygun olarak kadının en yakın velisi ile nikâhın yenilenmesi gerekmektedir. 
Eğer kadının sayılan şekilde bir velisi yoksa Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisinden dolayı velayeti kadı üstlenir: “Sultan, velisi olmayanın velisidir.” 
Eğer nikâhı üstlenecek bir kadı bulunmuyorsa müslümanlardan adil bir kimse üstlenir. İbn Kudame el-Mugni’de şöyle demiştir: 
“Eğer kadının velisi yoksa ve sultan da yoksa İmam Ahmed’den nakledilene göre bu kadının izin verdiği adil bir adam onu evlendirir.” Soruda bahsedilen iki çocuk babalarına aittir ve onun nesebine katılır.”
Tercüme eden Ebu Muaz’ın uyarı notu: Günümüzde mahkeme ve evlendirme daireleri yahut müslümanların âlimleri bu meselede kadı yerindedir. Bazı kimseler kendi başlarına kadının velilerini, namaz kılmaması vb. çeşitli küfür fiillerinden dolayı tekfir edip mürted sayarak velayet hakkını geçersiz sayıyorlar. Şahısların irtidatına hükmedecek bir İslam devleti ve kadısı bulunmadığı için günümüzde; bir kimse kendisini İslam’a nispet ettiği sürece, münafık bir kimse dahi olsa velayet hakkı geçerlidir. 
Ancak veli konumundaki kişi kadına dininden dolayı düşmanlık eder, baskı ve zorlama yaparak dinini yaşamasına izin vermez de kadın bu baskıdan kaçıp kurtulursa bu durumda dine ve dinin şiarlarına düşmanlık eden münafık kimselerin, sünnet ehli saliha ve müslime kadın üzerinde velayeti söz konusu olmaz.

5 Temmuz 2019 Cuma

Asr-ı Saadetteki Kutlamalarda Deften Başka Çalgılar da Var mıydı?

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdi der ki: bize şeyh Subhi es-Samarrâî umumî icazetle rivayet etti; o; Ebu’s-Sâika’dan, o; Huseyn b. Muhsin el-Ensarî’den, o; Muhammed b. Nasır el-Hazimî’den, o; asrının musnidi şeyh Abdurrahman el-Kuzebrî’den (v.1262), o; Eş-Şihab Ahmed b. Ubeyd el-Attar’dan (v.1218), o da Şeyh İmaduddin İsmail el-Aclûnî’den, o; şeyh Abdulgani en-Nablusî’den, o; En-Necm Muhammed el-Gazzî’den, o; Babası el-Bedr Muhammed el-Gazzi’den, o; Şeyhulislam Kadı Zekeriyya el-Ensarî’den, o; El-İzz Abdurrahim b. el-Furat’tan, o; Ebu’l-Abbas Ahmed b. Muhammed el-Cuhî’den, o; El-Fahr Ali İbn Ahmed el-Buhârî’den, o; Ebu’l-Futuh Muhammed b. Ebi Said el-Bekrî en-Nisaburî’den, o; Ebu Sa’d Hibeturrahman b. Abdilvahid b. Abdilkerim b. Hevazin el-Kuşeyrî’den, o; Ebu Muhammed Abdulhamid b. Abdirrahman el-Buhayri’den, o; Ebu Nuaym Abdulmelik b. el-Hasen el-İsferayinî’den, o; İmam Ebu Avane rahimehullah’tan rivayet etti.” Ebu Avane Musnedu’l-Mustahrac’ında dedi ki: bize Ebu Umeyye tahdis etti, dedi ki: bize Yahya b. Salih el-Vuhazî tahdis etti, dedi ki: bize Suleyman b. Bilal haber verdi, dedi ki: bana Ca’fer (b. Muhammed es-Sadık), babası (Muhammed b. Ali el-Bâkır)dan tahdis etti, o da Cabir radiyallahu anh’den rivayet etti:

كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَخْطُبُ قَائِمًا ثُمَّ يَجْلِسُ ثُمَّ يَقُومُ فَيَخْطُبُ قَائِمًا يَخْطُبُ خُطْبَتَيْنِ فَكَانَ الْجَوَارِي إذَا نُكِحُوا يَمُرُّونَ بِالْكَبَرِ وَالْمَزَامِيرِ فَيَشْتَدُّ النَّاسُ وَيَدَعُوا رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَائِمًا فَعَاتَبَهُمُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ فَقَالَ: { وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا}

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ayakta hutbe veriyordu, sonra oturdu, sonra yine kalkıp ayakta hutbe vermeye başladı. İki hutbe yaptı. Cariyeler (kızlar) evlendikleri zaman (düğünlerinde) davul vurarak ve çalgı aletleriyle geçiyorlardı. İnsanlar ona yönelip Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i ayakta bıraktılar. Allah onları azarlayarak şöyle buyurdu:

Bir ticaret yahut bir eğlence görünce, ayrılıp ona gitmişler ve seni ayakta bırakmışlardı.” (Cuma 11)

Bunu Ebu Avane Musnedu’l-Mustahrac (no:2753 Camiatu’l-İslamiyye 1435 baskısı) Taberî Tefsir (22/648) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (1490) Tahavi Ahkamu’l-Kur’ân (234) rivayet ettiler. Şeyh Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih’te (4364) sahihledi!

Hadiste geçen “el-mezamir” kelimesi bütün üflemeli çalgı aletleri hakkında genel bir tabirdir. “el-Kebr” kelimesi ise davul demektir. (telli çalgılara da meâzif denmektedir)
Cuma suresi Medine döneminde nazil olmuştur. Bu olay da Medine'de meydana gelmiştir.

Ebu Ca’fer et-Tahavî Şerhu Muşkili’l-Asar’da bu eğlencenin yalnızca düğün ve bayram gibi kutlamalarda mubah kılındığını söyledikten sonra bu hadisi zikretmiş ve sonra şöyle demiştir:

“Görmüyor musun, Allah onları kendilerine mubah kıldığı eğlenceden yasaklamamıştır. Aynı şekilde kutlamalarda mubah kıldığı eğlence, kutlamalar dışında yasaklanan eğlenceye dâhil değildir. Allah’a nimetlerinden dolayı hamd olsun ki, böylece bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den zikrettiğimiz rivayetler arasında bir zıtlık yoktur. Allah’tan başarı dileriz.”

Uyarı:

Bu hadisi muttasıl rivayet etmek konusunda Yahya b. Salih el-Vuhazî tek kalmıştır. O Cehmî’likle itham edilmiştir. Onun hafız olmadığı söylenmiştir.

Hakim Ebu Ahmed dedi ki: “(El-Vuhazî) muhaddislerin katında hafız değildir.”

El-Halilî dedi ki: “Sikadır. İmamlardan rivayette bulunmuştur. Malik’ten rivayet ettiği bir hadise tabi olunmamıştır. O Malik’ten, o ez-Zuhri’den, o Salim’den, o babasından rivayet etti: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu Bekr ve Ömer radıyallahu anhuma cenazenin önünden yürürlerdi.” El-Halili dedi ki: “Bunun Malik’ten rivayeti münkerdir.” Mahfuz olanı İbn Uyeyne’den rivayetidir. Denildi ki: “Bu rivayette İbn Uyeyne hata etti.”

İmam Muslim et-Temyiz’de (s.189) şöyle demiştir: “Haberlerde ziyadelik ancak hıfzında vehme düşmeyen hafızlardan gelirse kabul edilir.”

El-Vuhazi yanılgılara düşen bir ravi olduğu için rivayete hem isnad olarak hem metin olarak getirdiği ziyade kabul edilmez.

İsmail b. Ebi Uveys, Suleyman b. Bilal’den bunu, Cabir radıyallahu anh’ı zikretmeden mürsel olarak rivayet etmiştir ve orada davul gibi çalgılardan bahsedilmemiştir.

İmam Şafii’nin şeyhi ve yalancı bir ravi olan el-Eslemî de bunu mürsel olarak rivayet etmiştir.

Bu rivayette Cabir radıyallahu anh’ın zikredilmesinin bir vehim olduğunu destekleyen hususlardan birisi, Sahihu’l-Buhârî’de bu hadisin daha sahih isnadla Cabir radıyallahu anh’den rivayet edilmiş olmakla beraber bu ayrıntıların orada bulunmamasıdır.

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in iki hutbe arasında oturması kısmını Suleyman b. Bilal muttasıl rivayet etmekle yanılgıya düşmüştür. Bu rivayet mürseldir.

Darekutni’nin el-İlel’inde (no:3200) şöyle geçer: “Muhammed b. Ali’nin Cabir radıyallahu anh’den şu rivayeti soruldu: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Cuma günü ayakta iki hutve verir, iki hutbe arasında otururdu.”

Bunu Ca’fer b. Muhammed rivayet etmiş, ondan rivayette ihtilaf edilmiştir:

Suleyman b. Bilal, Ca’fer b. Muhammed’den, o babasından, o Cabir radıyallahu anh’den diye rivayet etti.

Malik b. Enes ona muhalefet ederek: “Ca’fer’den, o babasından mürsel olarak (Cabir radıyallahu anh’ı zikretmeden) rivayet etti. Mürsel rivayet doğruya daha yakındır.”

Bu rivayetin mürsel olmasının daha doğru olduğunu kanıtlayan şeylerden biri de Ebu İshak el-Cahdami’nin Ahkamu’l-Kur’ân’da (367) şu rivayetidir: Bize Muhammed b. Ebi Bekr tahdis etti, dedi ki: bize Humeyd b. el-Esved tahdis etti, o Ca’fer b. Muhammed’den, o babasından şöyle dediğini rivayet etti:

كان الناس إذا رأوا تجارة وهم قريب من السوق خرجوا إليها وتركوا رسول الله صلى الله عليه وسلم يخطب قائماً فكانت الأنصار إذا كان فيها عرس يهوون بالكبر يضربون به فخرج الناس إليه فغضب الله عز وجل لرسوله صلى الله عليه وسلم من ذلك وعاتبهم: وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا لتجارة بعض ماياتي من السوق واللهو ما تفعله الانصار ...

“İnsanlar çarşının yakınında iken bir ticaret görseler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i hutbede ayakta bırakıp ona doğru çıkarlardı. Ensar, bir düğün olduğunda davul çalarlar, insanlar da ona doğru çıkarlardı. Allah Azze ve Celle rasulü sallallahu aleyhi ve sellem adına buna gazaplanıp onları kınayarak şöyle buyurdu:

Bir ticaret yahut bir eğlence görünce, ayrılıp ona gitmişler ve seni ayakta bırakmışlardı.” (Cumua 11) Bu çarşıya getirilen ticaret malı ve Ensar’ın yaptığı eğlence hakkındadır.”

Bu isnaddaki Humeyd el-Esved bazen yanılan bir ravi olsa da burada rivayetin ana caddesinden ayrılmamıştır. Onun bu mürsel rivayeti tercihe şayandır.

Tahavi’nin Ahkamu’l-Kuran’da, İbn Ebi Uveys yoluyla Cabir radıyallahu anh’den rivayetinde ise davuldan bahsedilmemektedir:

Tahavî Ahkâmu’l-Kur’ân’da (235) dedi ki: Bize Ali b. Ma’bed tahdis etti, dedi ki: bize Suleyman b. Ebi Uveys tahdis etti, dedi ki bana babam tahdis etti, o Ca’fer b. Muhammed’den, o babasından, o Cabir b. Abdillah radıyallahu anhuma’dan rivayet etti:

أَنّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ " كَانَ يَخْطُبُ النَّاسَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، فَإِذَا كَانَ نِكَاحٌ لَعِبَ أَهْلُهُ وَمَرُّوا بِاللهْوِ عَلَى الْمَسْجِدِ، وَإِذَا نَزَلَ الْبَطْحَاءَ خَلَتْ، وَكَانَتِ الْبَطْحَاءُ مَجْلِسًا بِفِنَاءِ بَابِ الْمَسْجِدِ الَّذِي يَلِي طَرِيقَ الْعَرْقَدِ، وَكَانَ الْأَعْرَابُ إِذَا جَلَبُوا الْخَيْلَ، وَالْإِبِلَ، وَالْغَنَمَ، وَبَضَايِعَ الْأَعْرَابِ نَزَلُوا الْبَطْحَاءَ، فَإِذَا سَمِعَ ذَلِكَ بَعْضُ مَنْ يَقْعُدُ لِلْخُطْبَةِ الَّتِي فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ قَامُوا لِلَّهْوِ وَالتِّجَارَةِ، وَتَرَكُوهُ قَائِمًا، فَعَاتَبَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ الْمُؤْمِنِينَ لِنَبِيِّهِ، فَقَالَ فِي كِتَابِهِ: {وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا} الْآيَةُ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Cumua günü insanlara hutbe veriyordu. Bir nikâh vardı ve sahipleri eğlence yaparak Mescid’in oradan geçtiler. Bathâ’ya gelip konakladılar. Bathâ mescidin Arkad yolu tarafındaki kapısında bulunan avluya yakındı. Bedeviler at, deve ve koyun gibi mallar getirdiklerinde Bathâ’ya inerlerdi. Cuma günü hutbeyi dinlemek için oturanlardan bazıları bu sesleri işitince eğlence ve ticaret için kalktılar, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i ayakta bıraktılar. Bunun ardından Allah Azze ve Celle nebisine yaptıklarından dolayı mü’minleri azarlayarak kitabında şöyle buyurdu:

Bir ticaret yahut bir eğlence görünce, ayrılıp ona gitmişler ve seni ayakta bırakmışlardı.” (Cumua 11)

Yine Buhârî’nin Cabir radıyallahu anh’den rivayetinde çalgı aletlerinden bahsedilmez:

Buhârî Sahih’inde şöyle demiştir: “İnsanlar Cumua Namazında İmam’dan ayrılırlarsa İmamın ve kalanların namazı geçerlidir babı.

936- Bize Muaviye b. Amr tahdis etti, dedi ki: bize Zaide tahdis etti, o Husayn b. Salim b. Ebi’l-Ca’d’dan rivayet etti: dedi ki: bize Cabir b. Abdillah radıyallahu anhuma tahdis etti, dedi ki:

بَيْنَمَا نَحْنُ نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذْ أَقْبَلَتْ عِيرٌ تَحْمِلُ طَعَامًا فَالْتَفَتُوا إِلَيْهَا حَتَّى مَا بَقِيَ مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَّا اثْنَا عَشَرَ رَجُلًا فَنَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ{وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا}

“Biz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber namaz kılıyorduk. Yiyecek yüklü bir kervan geldi. İnsanlar ona doğru yöneldiler ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber sadece on iki kişi kaldı. Bunun üzerine şu âyet nazil oldu:

Bir ticaret yahut bir eğlence görünce, ayrılıp ona gitmişler ve seni ayakta bırakmışlardı.” (Cumua 11)

Burada isnadda Cabir radıyallahu anh’ın zikredilmesinin mahfuz olduğunu söylesek de önceki rivayette hafızasına itimad edilemeyecek bir ravi olan el-Vuhazî’nin zikrettiği ziyade kısım şazdır.

Netice

Hadisin, düğün ve bayram kutlamalarında def ve başka çalgılar hakkında bir genişlik/ruhsat olduğuna delalet eden lafızla rivayeti sahih değildir. Ravilerden el-Vuhazî, davul ve çalgı aletlerinin zikredildiği ve aslı mürsel olan rivayeti, Cabir radıyallahu anh’in ismini katarak hata etmiştir. Cabir radıyallahu anh’den mahfuz olarak gelen rivayette ise çalgı aletlerinden bahsedilmemektedir. Dolayısıyla bu rivayetin düğün vb. kutlamalarda def dışında başka çalgıların cevazına delil getirilmesi isabetli değildir! Allah en iyi bilendir.

4 Temmuz 2019 Perşembe

Amellerin Kabulünü Engelleyen Haller

Amellerin Kabulüne Mani Olan Haller

Te'lif: Şeyh Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

okumak için buraya tıklayın

Kütüphane bölümüne ayrıca "Müslümanın Tarih Kültürü" adlı çalışmanın linki eklenmiştir.

2 Temmuz 2019 Salı

Kıble Ehinden Olup Taklid ve Nifak Üzere Yaşayan Kimsenin Akibeti

İbn Hibban, Sahih’inde, Taberani el-Evsat’ta, Hennâd, Zühd’de, İbn Ebi Şeybe, İbn Cerir, İbnu’l-Munzir, İbn Merduye, Hakim ve Beyhaki, Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayet ediyorlar: Rasûlullah sallallâ­hu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
وَالَّذِي نَفسِي بِيَدِهِ إِن الْمَيِّت إِذا وضع فِي قَبره إِنَّه ليسمع خَفق نعَالهمْ حِين يولون عَنهُ فَإِذا كَانَ مُؤمنا كَانَت الصَّلَاة عِنْد رَأسه وَالزَّكَاة عَن يَمِينه وَالصَّوْم عَن شِمَاله وَفعل الْخيرَات وَالْمَعْرُوف وَالْإِحْسَان إِلَى النَّاس من قبل رجلَيْهِ فَيُؤتى من قبل رَأسه فَتَقول الصَّلَاة لَيْسَ قبلي مدْخل فَيُؤتى عَن يَمِينه فَتَقول الزَّكَاة لَيْسَ قبلي مدْخل وَيُؤْتى من قبل شِمَاله فَيَقُول الصَّوْم لَيْسَ قبلي مدْخل ثمَّ يُؤْتى من قبل رجلَيْهِ فَيَقُول فعل الْخيرَات وَالْمَعْرُوف وَالْإِحْسَان إِلَى النَّاس لَيْسَ قبلي مدْخل فَيُقَال لَهُ إجلس فيجلس قد قربت مثلت لَهُ الشَّمْس وَقد قربت للغروب فَيُقَال لَهُ أخبرنَا عَمَّا نَسْأَلك فَيَقُول دَعْنِي حَتَّى أُصَلِّي فَيُقَال إِنَّك ستفعل فَأخْبرنَا عَمَّا نَسْأَلك فَيَقُول عَم تَسْأَلُونِي فَيُقَال لَهُ مَا تَقول فِي هَذَا الرجل الَّذِي كَانَ فِيكُم يَعْنِي النَّبِي صلى الله عَلَيْهِ وَسلم فَيَقُول أشهد أَنه رَسُول الله جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ من عِنْد رَبنَا فصدقنا وَاتَّبَعنَا فَيُقَال لَهُ صدقت على هَذَا جِئْت وَعَلِيهِ مت وَعَلِيهِ تبْعَث إِن شَاءَ الله تَعَالَى ويفسح لَهُ فِي قَبره مد بَصَره فَذَلِك قَول الله تَعَالَى {يثبت الله الَّذين آمنُوا بالْقَوْل الثَّابِت فِي الْحَيَاة الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَة} وَيُقَال إفتحوا لَهُ بَابا إِلَى النَّار فَيفتح لَهُ بَاب إِلَى النَّار فَيُقَال هَذَا كَانَ مَنْزِلك لَو عصيت الله فَيَزْدَاد غِبْطَة وسرورا يُقَال إفتحوا لَهُ بَابا إِلَى الْجنَّة فَيفتح لَهُ فَيُقَال هَذَا مَنْزِلك وَمَا أعد الله لَك فَيَزْدَاد غِبْطَة وسرورا فيعاد الْجَسَد إِلَى مَا بَدَأَ مِنْهُ من التُّرَاب وَتجْعَل روحه فِي النسيم الطّيب وَهُوَ طير خضر تعلق فِي شجر الْجنَّة وَأما الْكَافِر فَيُؤتى فِي قَبره من قبل رَأسه فَلَا يُوجد شَيْء فَيُؤتى من قبل رجلَيْهِ فَلَا يُوجد شَيْء فيجلس خَائفًا مَرْعُوبًا فَيَقُول لَهُ مَا تَقول فِي هَذَا الرجل الَّذِي كَانَ فِيكُم وَمَا تشهد بِهِ فَلَا يَهْتَدِي لاسمه فَيُقَال مُحَمَّد صلى الله عَلَيْهِ وَسلم فَيَقُول سَمِعت النَّاس يَقُولُونَ شَيْئا فَقلت كَمَا قَالُوا فَيُقَال لَهُ صدقت على هَذَا جِئْت وَعَلِيهِ مت وَعَلِيهِ تبْعَث إِن شَاءَ الله ويضيق عَلَيْهِ قَبره حَتَّى تخْتَلف أضلاعه فَذَلِك قَوْله تَعَالَى {وَمن أعرض عَن ذكري فَإِن لَهُ معيشة ضنكا} فَيُقَال إفتحوا لَهُ بَابا إِلَى الْجنَّة فَيفتح لَهُ بَاب إِلَى الْجنَّة فَيُقَال لَهُ هَذَا كَانَ مَنْزِلك وَمَا أعد الله لَك لَو كنت أطعته فَيَزْدَاد حسرة وثبورا ثمَّ يُقَال إفتحوا لَهُ بَابا إِلَى النَّار فَيفتح لَهُ بَاب إِلَيْهَا فَيُقَال لَهُ هَذَا مَنْزِلك وَمَا أعد الله لَك فَيَزْدَاد حسرة وثبورا قَالَ أَبُو عمر الضَّرِير قلت لحماد بن سَلمَة كَانَ هَذَا من أهل الْقبْلَة قَالَ نعم قَالَ أَبُو عمر كَانَ يشْهد بِهَذِهِ الشَّهَادَة على غير يَقِين يرجع إِلَى قلبه كَانَ يسمع النَّاس يَقُولُونَ شَيْئا فيقوله
Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ölü kabre konulunca dönüp gidenlerin ayak seslerini işitir. Mümin ise, namazı baş ucunda, zekâtı sa­ğında, orucu sol tarafında ve hayırlı amelleriyle insanlara yaptığı iyilikleri ayakları yanında durur. Sorgu meleği baş ucuna gelmek ister. Namazı:
“Hayır benden ge­çit yok” der. Sağından geldiğinde zekât:
“Benden geçit yok” der. Solundan geldiğinde orucu:
“Benden geçit yok” der. Ayakları tarafından geldiğinde işlediği hayırlar ve insanlara yaptığı iyilikler:
“Benden de geçit yok” der. Bunun üzerine melek ona:
“Otur” der. O da oturur. O an ölüye göre gü­neş batmak üzeredir. Ona:
“Senden soracaklarımıza cevap ver” denilir. O ise meleğe:
“Bırak beni, akşam namazını kılayım da ondan sonra benden sor” der. Melek ona:
“Sonra yaparsın, şimdi sorduklarımıza cevap ver” der. Ölü:
“Neyi soruyorsunuz?” der. Melek ona:
“Aranızdaki şu adam (yani Nebî sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında ne dersin?” diye sorar. Ölü:
“Ben onun Al­lah'ın rasulü olduğuna şehâdet ederim. Bize rabbimiz katından deliller getirdi, O’nu tasdik et­tik ve O’na uyduk” der. Melek ona:
“Evet, doğru söyledin. Bunun üzerine yaşadın, bunun üzerine öldün ve Allah Teâlâ dilerse bunun üzerine diriltileceksin” der. Gözü alabildiğince kabri genişletilir. İşte bu Allah'ın şu sözünün gerçekleşmesidir:
“Allah, dünyada da Ahirette de iman edenleri sabit söz üzerinde korur” (İbrahim 27) Sonra, ona Cehennemden bir kapı açılıp, bir mekân gösterilir ve:
“Eğer iman etmeseydin bu gördüğün yer senin olacaktı” denilir. O zaman ölünün neşesi daha da artar. Bunun ardından Cennet'ten bir yer ona gösterilir.
“İşte bu Allah'ın sana hazırladığı bir yerdir” denilir ve o, daha da sevinir. Cesedi, yaratılmış olduğu toprağa iade edilir. Ruhu da Cennette ağaç üstünde duran yeşil bir kuşun içine girer, orda gezer. Kâfire gelince, melek ona başı tarafından gelir ve bir koruyucu bulamaz. Ayaklarından gelir, bir şey bulamaz. Bunun üzerine korkulu bir şekilde oturtulur. Ona:
“Aranızdaki şu adam hakkında ne dersin? Ona ne şahitlik edersin?” diye sorar. İsmini dahi bilemez. Ona:
“Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem” denilir. O da:
“İnsanların bir şey dediklerini işittim, ben de söyledim” der. Ona şöyle denilir:
“Doğru, sen böyle yaşadın, böyle öldün ve Allah Teâlâ dilerse bunun üzerine dirilirsin.” Kabir ona daralır da kaburgaları birbirine girer. İşte Al­lah'ın şu sözü bunda böyle gerçekleşir.
“Kim ki benim zikrimden yüz çevirirse ona dar bir geçim var­dır.” (Taha 24)
“Ona cennete doğru bir kapı açın” denilir. Cennete doğru kapı açılınca:
“Şayet itaat etseydin, Allah’ın sana vaad etmiş olduğu yerin burası idi” denilir. Hasret ve feryadı daha da artar. Sonra 
“Ona cehenneme doğru bir kapı açın” denilir ve ona doğru bir kapı açılır. Ona:
“İşte Allah’ın sana vaad ettiği yerin burası” denilir. Bunun üzerine hasret ve feryadı daha da artar.”
Ebû Ömer ed-Darir[1] dedi ki: Hammad b. Seleme’ye[2]:
“Bahsedilen kişi kıble ehlinden midir?” dedim. O:
“Evet” dedi. Ebu Ömer dedi ki:
“O insan bu şehadeti kalbinden yakin üzere getirmiyordu. İnsanlardan işittiği gibi söylüyordu.”[3]


[1] Ebu Ömer Hafs b. Ömer ed-Darir el-Basri: Saduk, doğuştan kör idi. Bkz.: et-Takrib (1421) el-Cerh (3/183) el-Kaşif (1/342).
[2] Ebu Seleme Hammad b. Seleme b. Dinar el-Basri: Sika, abid, insanların en güvenilirlerinden. Ömrünün sonlarında hafızası değişmiştir. Hicri 167 yılında vefat etti. Bkz.: et-Takrib (1499) el-Cerh (3/140) el-Kaşif (2/349).
[3] Hasen. İbn Hibban (7/380) Hennad, Zühd (1/204) İbn Ebi Şeybe (3/56) İbn Cerir et-Taberi, Tefsir (13/216) Taberani Evsat (3/106) Hakim (1/535) Beyhaki, İsbatu Azabi’l-Kabr (67)

1 Temmuz 2019 Pazartesi

Zıvanadan Çıkmış Dinsizlerin Lutilik ve Lezbiyenlik Cürümlerini Savunup Revaca Getirmelerine Uyarı


Soru: “İslam’da cinsel anormalliklerin hükmü nedir? İslam bu meseleye fetva verir mi? Cinsel anormalliklerin psikolojik bir hastalık olduğuna itibar ettiğimizde buna karşı nasıl bir tutum takınmalıyız? Bizler kendisinde cilt hastalığı olan kimseyi, abdest almaya gücü yetmediği için bundan sorumlu tutmuyoruz. Psikiyatri uzmanlarının geneli cinsel anormalliklerin, uzun bir sürecin tamamlanmasından sonra ortaya çıkan tabiî bir durum olduğu hususunda söz birliği etmişlerdir. Durum böyle olduğuna göre âlemlerin rabbi onları çift cinsiyetli olarak yarattığı halde onları, kendiliğinden gelişen bir durum ve işlemedikleri bir günah sebebiyle nasıl cezalandırır?
Cevap: Hamd Allah’a, salat ve selam Allah’ın rasulüne, âl’ine ve ashabına olsun. Bundan sonra:
İster erkekler arasında livata, ister kadınlar arasında sihak (lezbiyenlik) olsun, cinsel sapmaların bunun öncülerinin haram oluşunda ihtilaf yoktur. Bu iki suçun cezaları da farklıdır. Livata (erkek erkeğe ilişki)nin cezası öldürülmektir. Lezbiyenliğe gelince bunun had cezası yoktur, ancak ta’zir cezası söz konusudur. Mevsuatu’l-Fıkhiyye’de şöyle denilir: “Fakihler livatanın (erkek erkeğe ilişkinin) haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Zira bu en ağır çirkinlerdendir. Nitekim Allah Teâlâ Kerim Kitabında bunu işleyenleri zemmedip ayıplamış ve şöyle buyurmuştur:
Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demişti ki: “Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz! Siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve meclislerinizde edepsizlikler yapacak mısınız?” (Ankebut 28-29)
İnsanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz! Doğrusu siz sınırı aşmış bir kavimsiniz!” (Şuara 165-166)
Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur: “Allah Lut kavminin amelini işleyene lanet etsin.”
Yine Mevsuatu’l-Fıkhiyye’de şöyle denilir: “Fakihler arasında sihak’ın (lezbiyenliğin) haram olduğu hususunda ihtilaf yoktur. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Sihak (lezbiyenlik) kadınlar arasında bir zinâdır.”
Nitekim İbn Hacer bunu büyük günahlar arasında saymıştır. Fakihler lezbiyenliğin bir had cezası olmadığında ittifak etmişlerdir. Çünkü o bir zina değildir. Ancak bir masiyet (günah) olduğu için bundan dolayı ta’zir cezası gerekir.”
Bunlar fiil olarak işlenenler hakkındadır. Ama azmetmek ve tasarlamak şeklinde olmayan, sözlü ve fiili olarak gerçekleştirilmeyen mücerret meyilden dolayı insan cezalandırılmaz. Bilakis böyle bir kimsenin nefsiyle mücadelesi, takvasının alametidir ve övgüyü gerektiren büyük taatlerdendir. Kişinin kendi zorlamasıyla oluşmayan, nefsinin hevasına uymamış kimsenin mücerret meyilden olayı kötülenmesi veya cezalandırılması caiz değildir. Bilakis hayırda yardımlaşmak, kötülüklerin görünen ve görünmeyeninden uzaklaşmak gerekir. Böyle bir şeyle müptela olan kimsenin güzelce sabretmesi, içinde hissettiği sapmış meyillerle mücadele etmesi ve insanlardan kendisine karşı bulduğu muamelelere sabretmesi gerekir.
Bu husus anlaşıldıysa, cinsel sapmaya dair mücerret meyli olan, söz veya fiil olarak bir şey işlemeyen bu tür insanlara karşı durumlarına uygun şekilde, nefislerinin şerriyle mücadele ettiklerinden dolayı güzel muamelede bulunulması gerekir. Onların psikoljik veya organları bakımından hissettikleri rahatsızlığa karşı yardımcı olunması gerekir.
 Ama haram kılınan fiilleri işleyenlere gelince, onlara mutlak olarak; işledikleri fiilin çirkinliğinden sorumluluğu kaldıran ve yaptıkları işin çirkinliğini hafifleten psikolojik hastalık sahibi gibi muamele edilmesi doğru olmaz! Bilakis öğüt vermek ile kötülüğü yasaklamanın, fesadı engellemek ve hatayı cezalandırmanın arasını birleştirerek muamele etmek gerekir. Herkes durumuna, konumuna ve güç yetirdiğine göre davranmalıdır.
Burada bu açıdan cinsel sapmaların sınırında durmayan, bilakis sahipleri için bütün suçları temize çekmeye sürükleyen ve cezaları kaldıran, hatta suç sahiplerine musamaha gösterip onlara daha fazla haklar veren çirkin hatalara uyarıda bulunmamız gerekir.
Bunu ve bunun toplumlar üzerindeki etkisini düşünmek bunun batıl olduğunu anlamak için yeterlidir. Nitekim durum bizi şöyle bir soruya zorluyor: “Hırsızlık yapanın eli kesilir. Psikolojik bir hastalık sebebiyle hırsızlık yaparsa nasıl olur?”
İnsanın yaratılışına gelince, Allah Teâlâ insanı düzgün bir fıtrat üzere yaratmıştır. Sonra kendisi çevresi yahut insan ve cin şeytanları sebebiyle sapmalara ve diğer afetlere yönelmiştir. Nefis kötülüğü emredicidir. Bunun başka sebepleri de olabilir. Cinsel anormalliklerin yaratılıştan tabiî bir hal olduğu, insanın iradesi dışında geliştiği görüşü yanlıştır.
İnsan nefsini faydalı işlerle meşgul etmezse onu habis işlere varis olmaya arz etmiş olur. Kişinin Allah’a taati ve Allah’ı zikretmeyi artırması gerekir. Ondan ayak kaymalarına karşı korumasını istemeli, çeşitli yakınlık vesileleriyle rabbine yaklaşmalıdır.
Umeyye oğulları halifelerinden biri şöyle demiştir: “Şayet Allah bize Lut kavminin kıssasını anlatmasaydı, bir erkeğin bir erkeğe ilişki kuracağını hiç zannetmezdim.”
Nitekim Halid b. el-Velid radiyallahu anh’den sabit olduğuna göre O, bir bölgede tıpkı kadının nikâhlandığı gibi erkeğin nikâhlandığını görünce Ebu Bekr es-Sıddık radiyallahu anh’e mektup yazmış ve Ebu Bekr radiyallahu anh de sahabe radiyallahu anhum ile istişare etmiştir. Ali radiyallahu anh bu konuda en şiddetli sözü söyleyenleri idi ve şöyle dedi:
“Böyle bir şeyi ancak tek bir ümmet yaptı. Allah onlara ne yaptığını size öğretmiştir. Ben onların ateşle yakılmaları görüşündeyim.” Bunun üzerine Ebu Bekr radiyallahu anh Halid radiyallahu anh’e mektup yazmış, o da onları yakmıştır. (İbn Ebi'd-Dunyâ Zemmu’l-Melahi’de (no:140) hasen isnadla rivayet etmiştir.)
İbn Abbas radiyallahu anhuma, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Lut kavminin amelini işleyeni gördüğünüzde yapanı da, yapılanı da öldürün.” Sünen sahipleri rivayet etmişlerdir.
Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üç defa Lut kavminin amelini işleyene lanet etmiştir. Bu da bunun büyük günahlardan olduğunu gösterir.
Allah Azze ve Celle Lut kavmini cezalandırarak yere geçirmiş, yeri altüst etmiş, üzerlerine sahiplerine isabet eden taşlar yağdırmıştır. Hâlbuki Firavun ve kavmini sadece suda boğmuştur. Ad kavmini yalnız fırtına ile cezalandırmıştır. Semud kavmini yalnız sayha ile cezalandırmıştır. Bu da Lut kavminin işlediği suçun büyüklüğünü ve fıtrata ne kadar aykırı olduğunu göstermektedir.
Allah Teâlâ: “Allah’ın insanları yarattığı fıtrat üzere” (Rum 30) buyurmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de:
Her doğan fıtrat üzere doğar, ana babası onu ya Yahudileştirir, ya Hristiyanlaştırır, ya Mecusileştirir” buyurmuştur. Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
Kudsi hadiste de Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki ben kullarımın tamamını hanifler olarak yarattım, şeytanlar onlara geldiler ve dinlerinden kopardılar” Muslim rivayet etmiştir.
Geçen nasları düşünen kimse kesin olarak anlar ki Allah Teâlâ, insanları düzgün bir fıtrat üzere yaratmaktadır. Bu fıtrattan sapan, kendi işledikleri sebebiyle, şeytanın adımlarını izlemesi, bozucu etken olan sebeplere uyması yüzünden sapmaktadır.
Kişi bir huy üzerindeyse, bunların çoğu kazanarak elde edilen şeylerdir. Nitekim Beyhaki Şuabu’l-İman’da Ebu’d-Derda radiyallahu anh’den şöyle rivayet etmiştir:
İlim ancak öğrenmekle elde edilir. Hilim (ağırbaşlılık) ancak ağırbaşlı davranmaya çalışarak olur. Kim hayrı araştırırsa ona verilir, kim de şerre düşmeye çalışırsa ona düşer.”
Kim birşeyle çok meşgul olursa onunla tanınır. Bu yüzden kötülenmiş huylara ve çirkin günahlara galip gelmek için nefisle mücahede etmek gerekir. Böylesi kötü bir huyu da terk etmek için doğru yolu tutmaya devam etmek zorunludur.
Eğer cinsel anormallik bir hastalıksa, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Tedavi olun. Zira Allah devasını indirmediği hiçbir hastalık indirmemiştir. Ancak yaşlılık hariç” Bunu Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Yaşlışık haricinde tedavisi olmayan hiçbir hastalık yoktur.
Cinsel anormalliği olanların tedavisi de şunlardır:
1- Allah Azze ve Celle’ye samimi tevbe etmek, Allah’ın haklarından ihmal edilen şeylerden dolayı pişmanlık duymak, bu günahtan uzaklaşmak hususunda azimli ve kararlı olmak. Kim tevbe ederse Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.
2- Vaktini Allah’a taat ile meşgul etmek, Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı çokça zikretmek. Allah’a itaat etmek kişiye hoş bir hayat kazandırır. Kim Allah ile olursa, Allah da onunla olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Erkek veya kadın, mümin olarak kim salih amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.” (Nahl 97)
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz” (Taha 123) Allah’ı zikretmek kalpleri onarır ve huzura kavuşturur:
Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim.” (Bakara 152)
Kudsi hadiste şöyle gelmiştir: “Ben kulumun zannına göreyim ve beni zikrettiği sürece onunla beraberim. Eğer beni nefsinde zikrederse ben de onu nefsinde zikrederim. Eğer beni bir topluluk içinde zikrederse ben de onu onlardan daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. Eğer bana bir adım yaklaşırsa ben ona bir dirsek boyu yaklaşırım. Bana bir dirsek boyu yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Eğer bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
3- Salihlerle arkadaşlık etmeli, onların meclislerine yaklaşmalı, bâtıl ehlinden uzaklaşmalı ve kötülük işleyen kimselerle bir araya gelmeyi terk etmelidir. Zira kişi zorunlu olarak bir araya geldiği kimselerden muhakkak etkilenir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Kişi dostunun dini üzeredir. O halde biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.
Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Salih arkadaşın misali ile kötü arkadaşın misali, misk satıcısı ile demir körükçüsünün misali gibidir. Misk satıcısından ya güzel koku satın alırsın yahut ondan güzel koku bulursun. Demir körükçüsü ise ya bedenini veya elbiseni yakar yahut ondan kötü koku duyarsın.” Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
4- Bu çirkinliğe ulaştıracak kapı ve pencerelerin kapanması gerekir. Bu da genç oğlanlara bakmaktan gözü yummakla, onlarla yalnız kalmamakla olur. Zira genç oğlanlara şehvetle bakmak ilim ehlinin ittifakıyla haramdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Mü’minlere söyle bakışlarını kıssınlar, cinsel organlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Muhakkak ki Allah ne yaptıklarını bilmektedir.” (Nur 30)
5- Allah Teâlâ’ya dua edip sığınmak, hesap gününü hatırlamak gerekir. Zira hesap gününü hatırlamak, el-Cebbar Azze ve Celle’nin huzurunda durdurulduğunu düşünmek bu masiyetten uzaklaştırır.
6- Kabirleri ziyaret etmek ve ölüleri hatırlamak gerekir. Kişi kendini onlar arasında saymalı, dünyadan ayrılmış olduğunu, onun lezzet ve şehvetlerini terk etmiş olduğunu, bunların hepsinin tükenip günahları ve utancı ile başbaşa kaldığını düşünmelidir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)