Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



1 Temmuz 2019 Pazartesi

Zıvanadan Çıkmış Dinsizlerin Lutilik ve Lezbiyenlik Cürümlerini Savunup Revaca Getirmelerine Uyarı


Soru: “İslam’da cinsel anormalliklerin hükmü nedir? İslam bu meseleye fetva verir mi? Cinsel anormalliklerin psikolojik bir hastalık olduğuna itibar ettiğimizde buna karşı nasıl bir tutum takınmalıyız? Bizler kendisinde cilt hastalığı olan kimseyi, abdest almaya gücü yetmediği için bundan sorumlu tutmuyoruz. Psikiyatri uzmanlarının geneli cinsel anormalliklerin, uzun bir sürecin tamamlanmasından sonra ortaya çıkan tabiî bir durum olduğu hususunda söz birliği etmişlerdir. Durum böyle olduğuna göre âlemlerin rabbi onları çift cinsiyetli olarak yarattığı halde onları, kendiliğinden gelişen bir durum ve işlemedikleri bir günah sebebiyle nasıl cezalandırır?
Cevap: Hamd Allah’a, salat ve selam Allah’ın rasulüne, âl’ine ve ashabına olsun. Bundan sonra:
İster erkekler arasında livata, ister kadınlar arasında sihak (lezbiyenlik) olsun, cinsel sapmaların bunun öncülerinin haram oluşunda ihtilaf yoktur. Bu iki suçun cezaları da farklıdır. Livata (erkek erkeğe ilişki)nin cezası öldürülmektir. Lezbiyenliğe gelince bunun had cezası yoktur, ancak ta’zir cezası söz konusudur. Mevsuatu’l-Fıkhiyye’de şöyle denilir: “Fakihler livatanın (erkek erkeğe ilişkinin) haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Zira bu en ağır çirkinlerdendir. Nitekim Allah Teâlâ Kerim Kitabında bunu işleyenleri zemmedip ayıplamış ve şöyle buyurmuştur:
Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demişti ki: “Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz! Siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve meclislerinizde edepsizlikler yapacak mısınız?” (Ankebut 28-29)
İnsanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz! Doğrusu siz sınırı aşmış bir kavimsiniz!” (Şuara 165-166)
Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur: “Allah Lut kavminin amelini işleyene lanet etsin.”
Yine Mevsuatu’l-Fıkhiyye’de şöyle denilir: “Fakihler arasında sihak’ın (lezbiyenliğin) haram olduğu hususunda ihtilaf yoktur. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Sihak (lezbiyenlik) kadınlar arasında bir zinâdır.”
Nitekim İbn Hacer bunu büyük günahlar arasında saymıştır. Fakihler lezbiyenliğin bir had cezası olmadığında ittifak etmişlerdir. Çünkü o bir zina değildir. Ancak bir masiyet (günah) olduğu için bundan dolayı ta’zir cezası gerekir.”
Bunlar fiil olarak işlenenler hakkındadır. Ama azmetmek ve tasarlamak şeklinde olmayan, sözlü ve fiili olarak gerçekleştirilmeyen mücerret meyilden dolayı insan cezalandırılmaz. Bilakis böyle bir kimsenin nefsiyle mücadelesi, takvasının alametidir ve övgüyü gerektiren büyük taatlerdendir. Kişinin kendi zorlamasıyla oluşmayan, nefsinin hevasına uymamış kimsenin mücerret meyilden olayı kötülenmesi veya cezalandırılması caiz değildir. Bilakis hayırda yardımlaşmak, kötülüklerin görünen ve görünmeyeninden uzaklaşmak gerekir. Böyle bir şeyle müptela olan kimsenin güzelce sabretmesi, içinde hissettiği sapmış meyillerle mücadele etmesi ve insanlardan kendisine karşı bulduğu muamelelere sabretmesi gerekir.
Bu husus anlaşıldıysa, cinsel sapmaya dair mücerret meyli olan, söz veya fiil olarak bir şey işlemeyen bu tür insanlara karşı durumlarına uygun şekilde, nefislerinin şerriyle mücadele ettiklerinden dolayı güzel muamelede bulunulması gerekir. Onların psikoljik veya organları bakımından hissettikleri rahatsızlığa karşı yardımcı olunması gerekir.
 Ama haram kılınan fiilleri işleyenlere gelince, onlara mutlak olarak; işledikleri fiilin çirkinliğinden sorumluluğu kaldıran ve yaptıkları işin çirkinliğini hafifleten psikolojik hastalık sahibi gibi muamele edilmesi doğru olmaz! Bilakis öğüt vermek ile kötülüğü yasaklamanın, fesadı engellemek ve hatayı cezalandırmanın arasını birleştirerek muamele etmek gerekir. Herkes durumuna, konumuna ve güç yetirdiğine göre davranmalıdır.
Burada bu açıdan cinsel sapmaların sınırında durmayan, bilakis sahipleri için bütün suçları temize çekmeye sürükleyen ve cezaları kaldıran, hatta suç sahiplerine musamaha gösterip onlara daha fazla haklar veren çirkin hatalara uyarıda bulunmamız gerekir.
Bunu ve bunun toplumlar üzerindeki etkisini düşünmek bunun batıl olduğunu anlamak için yeterlidir. Nitekim durum bizi şöyle bir soruya zorluyor: “Hırsızlık yapanın eli kesilir. Psikolojik bir hastalık sebebiyle hırsızlık yaparsa nasıl olur?”
İnsanın yaratılışına gelince, Allah Teâlâ insanı düzgün bir fıtrat üzere yaratmıştır. Sonra kendisi çevresi yahut insan ve cin şeytanları sebebiyle sapmalara ve diğer afetlere yönelmiştir. Nefis kötülüğü emredicidir. Bunun başka sebepleri de olabilir. Cinsel anormalliklerin yaratılıştan tabiî bir hal olduğu, insanın iradesi dışında geliştiği görüşü yanlıştır.
İnsan nefsini faydalı işlerle meşgul etmezse onu habis işlere varis olmaya arz etmiş olur. Kişinin Allah’a taati ve Allah’ı zikretmeyi artırması gerekir. Ondan ayak kaymalarına karşı korumasını istemeli, çeşitli yakınlık vesileleriyle rabbine yaklaşmalıdır.
Umeyye oğulları halifelerinden biri şöyle demiştir: “Şayet Allah bize Lut kavminin kıssasını anlatmasaydı, bir erkeğin bir erkeğe ilişki kuracağını hiç zannetmezdim.”
Nitekim Halid b. el-Velid radiyallahu anh’den sabit olduğuna göre O, bir bölgede tıpkı kadının nikâhlandığı gibi erkeğin nikâhlandığını görünce Ebu Bekr es-Sıddık radiyallahu anh’e mektup yazmış ve Ebu Bekr radiyallahu anh de sahabe radiyallahu anhum ile istişare etmiştir. Ali radiyallahu anh bu konuda en şiddetli sözü söyleyenleri idi ve şöyle dedi:
“Böyle bir şeyi ancak tek bir ümmet yaptı. Allah onlara ne yaptığını size öğretmiştir. Ben onların ateşle yakılmaları görüşündeyim.” Bunun üzerine Ebu Bekr radiyallahu anh Halid radiyallahu anh’e mektup yazmış, o da onları yakmıştır. (İbn Ebi'd-Dunyâ Zemmu’l-Melahi’de (no:140) hasen isnadla rivayet etmiştir.)
İbn Abbas radiyallahu anhuma, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Lut kavminin amelini işleyeni gördüğünüzde yapanı da, yapılanı da öldürün.” Sünen sahipleri rivayet etmişlerdir.
Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üç defa Lut kavminin amelini işleyene lanet etmiştir. Bu da bunun büyük günahlardan olduğunu gösterir.
Allah Azze ve Celle Lut kavmini cezalandırarak yere geçirmiş, yeri altüst etmiş, üzerlerine sahiplerine isabet eden taşlar yağdırmıştır. Hâlbuki Firavun ve kavmini sadece suda boğmuştur. Ad kavmini yalnız fırtına ile cezalandırmıştır. Semud kavmini yalnız sayha ile cezalandırmıştır. Bu da Lut kavminin işlediği suçun büyüklüğünü ve fıtrata ne kadar aykırı olduğunu göstermektedir.
Allah Teâlâ: “Allah’ın insanları yarattığı fıtrat üzere” (Rum 30) buyurmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de:
Her doğan fıtrat üzere doğar, ana babası onu ya Yahudileştirir, ya Hristiyanlaştırır, ya Mecusileştirir” buyurmuştur. Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
Kudsi hadiste de Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki ben kullarımın tamamını hanifler olarak yarattım, şeytanlar onlara geldiler ve dinlerinden kopardılar” Muslim rivayet etmiştir.
Geçen nasları düşünen kimse kesin olarak anlar ki Allah Teâlâ, insanları düzgün bir fıtrat üzere yaratmaktadır. Bu fıtrattan sapan, kendi işledikleri sebebiyle, şeytanın adımlarını izlemesi, bozucu etken olan sebeplere uyması yüzünden sapmaktadır.
Kişi bir huy üzerindeyse, bunların çoğu kazanarak elde edilen şeylerdir. Nitekim Beyhaki Şuabu’l-İman’da Ebu’d-Derda radiyallahu anh’den şöyle rivayet etmiştir:
İlim ancak öğrenmekle elde edilir. Hilim (ağırbaşlılık) ancak ağırbaşlı davranmaya çalışarak olur. Kim hayrı araştırırsa ona verilir, kim de şerre düşmeye çalışırsa ona düşer.”
Kim birşeyle çok meşgul olursa onunla tanınır. Bu yüzden kötülenmiş huylara ve çirkin günahlara galip gelmek için nefisle mücahede etmek gerekir. Böylesi kötü bir huyu da terk etmek için doğru yolu tutmaya devam etmek zorunludur.
Eğer cinsel anormallik bir hastalıksa, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Tedavi olun. Zira Allah devasını indirmediği hiçbir hastalık indirmemiştir. Ancak yaşlılık hariç” Bunu Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Yaşlışık haricinde tedavisi olmayan hiçbir hastalık yoktur.
Cinsel anormalliği olanların tedavisi de şunlardır:
1- Allah Azze ve Celle’ye samimi tevbe etmek, Allah’ın haklarından ihmal edilen şeylerden dolayı pişmanlık duymak, bu günahtan uzaklaşmak hususunda azimli ve kararlı olmak. Kim tevbe ederse Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.
2- Vaktini Allah’a taat ile meşgul etmek, Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı çokça zikretmek. Allah’a itaat etmek kişiye hoş bir hayat kazandırır. Kim Allah ile olursa, Allah da onunla olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Erkek veya kadın, mümin olarak kim salih amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.” (Nahl 97)
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz” (Taha 123) Allah’ı zikretmek kalpleri onarır ve huzura kavuşturur:
Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim.” (Bakara 152)
Kudsi hadiste şöyle gelmiştir: “Ben kulumun zannına göreyim ve beni zikrettiği sürece onunla beraberim. Eğer beni nefsinde zikrederse ben de onu nefsinde zikrederim. Eğer beni bir topluluk içinde zikrederse ben de onu onlardan daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. Eğer bana bir adım yaklaşırsa ben ona bir dirsek boyu yaklaşırım. Bana bir dirsek boyu yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Eğer bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
3- Salihlerle arkadaşlık etmeli, onların meclislerine yaklaşmalı, bâtıl ehlinden uzaklaşmalı ve kötülük işleyen kimselerle bir araya gelmeyi terk etmelidir. Zira kişi zorunlu olarak bir araya geldiği kimselerden muhakkak etkilenir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Kişi dostunun dini üzeredir. O halde biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.
Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Salih arkadaşın misali ile kötü arkadaşın misali, misk satıcısı ile demir körükçüsünün misali gibidir. Misk satıcısından ya güzel koku satın alırsın yahut ondan güzel koku bulursun. Demir körükçüsü ise ya bedenini veya elbiseni yakar yahut ondan kötü koku duyarsın.” Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
4- Bu çirkinliğe ulaştıracak kapı ve pencerelerin kapanması gerekir. Bu da genç oğlanlara bakmaktan gözü yummakla, onlarla yalnız kalmamakla olur. Zira genç oğlanlara şehvetle bakmak ilim ehlinin ittifakıyla haramdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Mü’minlere söyle bakışlarını kıssınlar, cinsel organlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Muhakkak ki Allah ne yaptıklarını bilmektedir.” (Nur 30)
5- Allah Teâlâ’ya dua edip sığınmak, hesap gününü hatırlamak gerekir. Zira hesap gününü hatırlamak, el-Cebbar Azze ve Celle’nin huzurunda durdurulduğunu düşünmek bu masiyetten uzaklaştırır.
6- Kabirleri ziyaret etmek ve ölüleri hatırlamak gerekir. Kişi kendini onlar arasında saymalı, dünyadan ayrılmış olduğunu, onun lezzet ve şehvetlerini terk etmiş olduğunu, bunların hepsinin tükenip günahları ve utancı ile başbaşa kaldığını düşünmelidir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)