Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

31 Temmuz 2020 Cuma

10 Zulhicce 1441 Kurban Bayramı Hutbesi

Hicret



Bismillahirrahmanirrahim

Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hak ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın kulu ve rasûlüdür.

“Ey iman edenler! Allah'tan nasıl sakınmak gerekirse öyle sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran; 102)

“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten rabbinizden sakının. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 1),

“Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 70-71)

Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.

Muhakkak ki kulun Allah’ın şiarlarını eda edemediği mekândan hicret etmesi dinin farzlarından sayılmaktadır. Nitekim nebiler, risalet görevini eda hususunda kavimlelerinden belalara maruz kaldıklarında ve baskı gördüklerinde hicret etmişlerdir. İbrahim aleyhi's-selâm kavmini davet ettiğinde sadece hanımı Sare ve yeğeni Lut aleyhi's-selâm iman etmişti. Allah Subhanehu, İbrahim Halil aleyhi's-selâm hakkında şöyle buyurmuştur:

“Bunun üzerine Lut ona iman etti, dedi ki: “Gerçekten ben Rabbime hicret edeceğim. Şüphe yok ki O, Azîz’dir, Hakîm’dir.” Biz ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık ve onun soyunda nebiliği ve kitabı kıldık. Ona mükâfatını dünyada verdik. Şüphesiz o, ahirette de elbette salihlerdendir.” (Ankebut 26-27)

Hicrette, dünya ve ahirette kurtuluş vardır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de müşriklerden gördüğü baskı ve tehditler altında vatanı olan Mekketu’l-Mukerreme’den hicret etmiştir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ve daveti aleyhinde hapis, sürgün, öldürme gibi türlü tuzaklar kurmuşlardır.

“Hani bir zaman kâfirler seni hapsetmek, ya da öldürmek yahut seni sürgün etmek için tuzak kuruyorlardı. Onlar düzen kurarlardı ama Allah da düzen kuruyordu. Şüphesiz Allah düzen kuranların en hayırlısıdır.” (Enfal 30)

Bunun üzerine vatanı olan Mekke’yi terk etmiş, seneler sonra yardım görmüş olarak orayı feth etmiştir. Mekke’ye girip Hacun mevkiine geldiğinde şöyle buyurmuştur: “Vallahi sen Allah’ın en hayırlı yerisin ve Allah’a en sevimli olan yersin. Şayet onlar beni zorla çıkarmış olmasalardı senden çıkmazdım.”[1]

Burada hecr de söz konusudur. Yani davet ve davetçilere kötülük edenlerden alakayı kesmek, onların eziyetlerine sabretmek! Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Söylediklerine sabret ve onlardan güzel bir şekilde ayrıl!” (Muzzemmil 10)

Bizlere de düşen, Allah’ın bizi yasakladıklarını terk etmektir. Kim Allah için bir şeyi terk ederse Allah ona er ya da geç, ondan daha hayırlı bir bedel verir. Lakin sizler acele ediyorsunuz!

Müslüman sürekli bir hicret halindedir. Şirki, küfrü, günahları, hataları terk eder. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Pislikten uzak dur.” (Muddessir 5)

Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslüman, diğer müslümanların kendisinin dilinden ve elinden selamette olduğu kimsedir. Muhacir; Allah’ın yasakladıklarını terk eden kimsedir.”[2]

Fadale b. Ubeyd radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem veda haccında şöyle buyurdu:

“Dikkat edin! Size mü’mini haber vereyim mi? İnsanları malları ve canları konusunda güvende kılan kimsedir. Müslüman; insanların dilinden ve elinden selamette oldukları kimsedir. Mucahid Allah’a taat yolunda nefsiyle mücadele eden kimsedir. Muhacir; hataları ve günahları terk eden kimsedir.”[3]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e “İslam nedir?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Yemek yedirmek ve güzel konuşmaktır.” “İman nedir?” diye sorulunca: “Müsamahalı olmak ve sabırdır” buyurmuştur. “Müslümanların İslamca en üstünü kimdir?” diye sorulunca: “Müslümanları dilinden ve elinden selamette kılan” buyurmuştur. “Mü’minlerin imanca en üstünü kimdir?” diye sorulunca: “Ahlâkı en güzel olanıdır” buyurmuştur. “En üstün hicret nedir?” diye sorulunca: “Allah’ın haram kıldıklarını terk etmektir” buyurmuştur. “En üstün namaz hangisidir?” diye sorulunca: “Kunutu uzun olandır” buyurmuştur. “En üstün sadaka nedir?” diye sorulunca: “Mal azlığına rağmen verilendir” buyurmuştur. “Hangi cihad üstündür?” diye sorulunca: “Malınla ve canınla cihad etmen, atının terleyip senin kanının döküldüğü cihaddır” buyurmuştur. “Hangi zaman en üstündür?” diye sorulunca da: “Gecenin ortasıdır” buyurmuştur.[4]

Fitnelerin, şiddetli sıkıntıların zamanında Allah Teâlâ’ya halis kılınarak yapılan ibadet, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e hicret etmeye eşittir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Herc (adam öldürmelerin olduğu fitne) zamanında ibadet, bana hicret etmek gibidir.”[5] Diğer lafzı şu şekildedir: “Fitnede ibadet bana hicret gibidir.”[6]

Bize gereken şey kötü özellikleri, rezil huyları terk etmektir. Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizleri zulümden sakındırırım. Zira zulüm, kıyamet gününde karanlıklar olacaktır. Sizleri fuhştan (çirkin söz ve işlerden) sakındırırım. Zira Allah çirkin söz ve çirkin amelleri sevmez. Sizleri tamahkarlıktan (aç gözlülük ve bencillikten) sakındırırım. Zira tamahkarlık, sizden öncekileri helak etmiştir. onlara bağları koparmayı emretmiş, onlar da bağları koparmışlardır. Cimriliği emretmiş, onlar da cimrilik yapmışlardır. Onlara fücuru (günahları açıktan işlemeyi) emretmiş, onlar da facirlik yapmışlardır.” Bir adam kalkıp dedi ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Hangi İslam üstündür?” Buyurdu ki:

“Müslümanları dilinden ve elinden selamette kılmandır.” O adam veya bir başkası dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Hangi hicret üstündür?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

“Allah’ın çirkin gördüklerini terk etmendir. Hicret iki türlüdür: Şehirlinin hicreti ve bedevînin (köylünün) hicreti. Bedevinin hicreti; emrolunduğu zaman itaat etmesi, (cihada) çağrıldığı zaman icabet etmesidir. Şehirlinin hicreti ise en zor olanı ve ecri de en büyük olanıdır.“[7]

Ebu Said el-Hudri radiyallahu anh’den: “Bir bedevî Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hicret hakkında sorunca şöyle buyurdu:

“Vay sana! Muhakkak ki hicret zor bir iştir! Deven var mı?” Adam: “Evet” dedi.

“Zekâtını veriyor musun?” diye sordu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Denizler ardından amel et. Muhakkak ki Allah senin amelinden hiçbir şeyi terk etmez.”[8]

Nevevi rahimehullah dedi ki: “Bu bedevinin hicret ile kastettiği şey Medine’de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunmak için ailesini ve vatanını terk etmek idi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem onun buna güç yetiremeyeceğinden ve hakkını veremeyip geri döneceğinden korkuyordu. Bundan dolayı ona: “Senin kastettiğin hicret zorlu bir iştir. Lakin vatanında ve nerede olursan ol, hayır ameller işle, bu sana fayda verir, Allah onların ecrinden hiçbir şeyi eksik bırakmaz” buyurdu. Allah en iyi bilendir.”[9]

İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Fetihten sonra hicret yoktur, lakin cihad ve niyet vardır. Orduya çağrıldığınızda katılın.”[10]

Muaviye radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Tevbe kesintiye uğramadığı sürece hicret de kesintiye uğramaz. Tevbe de güneş battığı yerden doğuncaya kadar kesintiye uğramaz.”[11]

Benî Malik b. Hisl’den biri olan Abdullah b. es-Sa’dî radiyallahu anh, arkadaşlarıyla beraber Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldiler.  Ona: “Bineklerimizi bakar ol, sonra girersin” dediler. O kavmin en küçüğü idi. Onların ihtiyaçlarını gördü, sonra ona: “Gir” dediler, o da girdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Senin ihtiyacın nedir?” diye sordu. O da dedi ki: “İhtiyacım bana hicret sona erecek mi, bunu söylemendir” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Senin ihtiyacın, onların ihtiyacından hayırlıymış. Hicret, düşmanla savaşıldığı sürece sona ermez”[12]

Şu halde hicret iki özelliktedir: Üstün olan tam hicrete denk olan bir şey yoktur. bu, Mekke ve başka yerlerden Medine’ye hicret etmektir. Bu Mekke’nin fethiyle sona ermiştir.

Sürekli devam edecek olan hicret ise çirkinlikleri, günahları ve kötülükleri terk etmektir. Abdurrahman b. Avf, Muaviye b. Ebi Sufyan ve Abdullah b. Amr b. As radiyallahu anhum’den gelen rivayetlerde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Hicret iki çeşittir: Birincisi kötülükleri terk etmek, diğeri Allah’a ve rasulüne hicret etmektir. Tevbe kabul edildiği sürece hicret de sona ermez. Tevbe de güneş batıdan doğuncaya kadar kabul edilmeye devam eder. Bundan sonra her kalp, içinde bulunanlarla mühürlenir ve insanlardan amel yeterli görülür.”[13]



[1] Hasen. Tirmizî (3925) İbn Mâce (3108) Ahmed (18715) el-Elbani Sahihu’l-Cami (2418)

[2] Sahih. Buhârî (10)

[3] Sahih. Ahmed (23958) el-Elbani Tahkiku’l-İman Li-İbn Teymiyye (s.16)

[4] Sahih. el-Elbani Tahkiku’l-İman (s.7)

[5] Sahih. Muslim (2948)

[6] Taberânî (20/213)

[7] Muslim'in şartına göre sahih. Ahmed (6837) el-Elbani es-Sahiha (1462)

[8][8][8] Sahih. Muslim (1865)

[9] Nevevi Şerhu Sahihi Muslim (9/13)

[10] Sahih. Buhârî (2783) Muslim (1353)

[11] Sahih. Ebû Dâvûd (2479) el-Elbani Sahihu’l-Cami (2642)

[12] Sahih. Ahmed (22324) Nesâî (4172) el-Elbani es-Sahiha (1674)

[13] Hasen. Taberânî (19/381) el-Elbani İrva (5/33)


24 Temmuz 2020 Cuma

Maske Takmak ve İtaat Şirkiyle Alakası

Şeyh Muhammed ed-Duveyş, büyük şirkin çeşitlerinden bahsederken şöyle demiştir: “Bunlardan biri de itaat şirkidir. Bu Allah Teâlâ’ya isyan olan konuda, Allah’tan başkasına itaat etmektir. Bu gerçekten çok tehlikeli bir kapıdır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın dinine aykırı kanunlar koyanlar ve bu kanunları uygulamaya koyanlar olur, sonra Allah’ın dışında bu kanunları koyup uygulayanlara tabi olanlar gelir ve onlara uyarlar. Halbuki onların dini değiştirdiklerini bilmektedirler. Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah bunu büyük şirk olarak isimlendirmiştir. Adiy b. Hâtim radiyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına girdiğinde O, Allah Teâlâ’nın: “Alimlerini ve rahiplerini Allah’ın dışında rabler edindiler” (Tevbe 31) ayetini okuyordu. Bunun üzerine hristiyanların alimlerini tanıyan Adiy radiyallahu anh dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Onlar, bunlara ibadet etmiyorlardı.” Yani alimlere ve rahiplere ibadet etmiyorlar, onlara secde ve rüku etmiyorlardı dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurdu: “Onlar haram helal saydıklarında helal saymıyorlar mıydı? Yine onlar helali haram saydıklarında haram saymıyorlar mıydı?” O da “Evet” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İşte onların ibadeti budur” buyurdu. Bu hadis hasendir. Bundan dolayı Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah diyor ki: “Onlara tabi olanlar iki çeşittir: Bir çeşidi; onların Allah’ın dinini değiştirdiklerini bilmelerine rağmen onlara tabi olanlardır. Bunlar aynı onlar gibidirler. İkinci çeşidi: Allah’ın dininin hak olduğunu bilirler, lakin onlara tabi olurlar. Bunlar günah işlemektedirler. Yani onlar Allah’ın dinine masiyet olarak muhalefet etmektedirler. Böyleleri fasık ve isyankarlardır. Kafir değildirler. Ama Allah’ın dinini değiştiren alimler ve rahiplerin kendilerinin büyük şirke düştüklerinde hiçbir tereddüt yoktur. İşte bu itaat şirkidir.” (Durusu’ş-Şeyh Muhammed ed-Duveyş)

Şeyh Duveyş’in işaret ettiği, İbn Teymiyye rahimehullah’ın sözleri şu şekildedir: “Allah’ın haram kıldığını helal sayma ve Allah’ın helal kıldığını haram sayma konusunda alimlerini ve rahiplerini rabler edinenler iki şekilde olurlar:

Birincisi: Onların Allah’ın dinini değiştirdiklerini bilirler ve bu değiştirme hususunda onlara tabi olurlar. Rasullerin dinine muhalefet ettiklerini bilmelerine rağmen önderlerine uyarak Allah’ın haram kıldığı şeyin helal olduğuna ve Allah’ın helal kıldığı şeyin haram olduğuna itikad ederler.  Bu küfürdür. Nitekim bu kimse Allah’a ve rasulüne ortak koşmuştur. O önderlere namaz kılıp secde etmeseler de, dine aykırı olduğunu bildikleri hususta dine aykırı olarak başkasına ittiba etmişlerdir. Allah’ın ve rasulünün söylediği dışında bu önderlerin söylediklerine itikad ettikleri için müşrik olmuşlardır.

İkincisi: Haramın haram, helalin helal olduğuna itikad ve iman ettikleri halde, Allah’a isyan olan hususta o önderlere itaat edenlerdir. Tıpkı günah işleyen ve yaptığı şeyin günah olduğuna itikad eden herhangi bir müslümanın yaptığı şey gibi. Bunlar diğer günahkarlarla aynı hükümdedir.” (İbn Teymiyye Mecmuu’l-Fetava 7/70)

Günümüzde Allah ve rasulünün haram kılan bir nassı olmadığını bildikleri halde sigarayı, midyeyi, at etini haram sayan azgın fetvalara itikad edenler büyük şirk işlemektedirler!

Allah ve rasulü cemaatle namazı, namazda safları birleştirmeyi emrettiği ve namazda ağzı örtmeyi yasakladığı halde cemaatle namazı, safları birleştirmeyi yasaklayanlar ve onlara itaat edenler, namazda maske takmayı emredenler ve onlara itaat edenler büyük şirk işlemektedirler!

Allah insanlar ve hayvanlar arasında bulaşıcı hastalık yaratmadığı halde ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den mütevatir gelen hadislerde “Hastalık bulaşması diye bir şey yoktur” buyurmuş olmasına rağmen, Allah’a iftira ederek ve rasulünü yalanlayarak hastalığın bulaştığını söyleyenler ve firavunun günümüzdeki halefleri olan bu kafir yöneticilere bu konuda itaat ederek maske takanlar büyük şirk işlemektedirler!

Hastalığın bulaşmadığına inandığı halde zalim ve kafir idarecilerin maddi ve manevi dayatmaları sebebiyle – hayatî bir zaruret içeren baskı olmaksızın – dünyevi bir menfaat için maske takanlar günah işlemektedirler.

Dolayısıyla zorunlu bir durum veya ihtiyaç olmaksızın maske takan kimseler ya müşrik yahut fasık kimselerdir.


13 Temmuz 2020 Pazartesi

Mürcie'yi Reddeden, İman ile İslam'ın Farklılığını Gösteren Bir Hadis

Abdulmelik b. Habib es-Sulemi, Eşratu’s-Saa’da (no 7) dedi ki: Bana Esed b. Musa tahdis etti, o Ali b. el-Fudayl’dan, o el-A’meş’ten, o Hayseme b. Abdirrahman’dan, o da Abdullah b. Amr b. el-As radiyallahu anhuma’dan rivayet etti: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَبْعَثَ اللَّهُ رِيحًا حَمْرَاءَ فَتَقْبِضَ رُوحَ كُلِّ مُؤْمِنٍ حَتَّى يُقَالَ مَاتَ فُلانٌ فِي بَيْتِهِ مَاتَ فُلانٌ فِي سُوقِهِ مَاتَ فُلانٌ فِي مَسْجِدِهِ وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَصُومُونَ شَهْرَ رَمَضَانَ وَلَيْسَ فِيهِمْ مُؤْمِنٌ

Allah kızıl bir rüzgar gönderip de her mü’minin ruhunu almadıkça kıyamet kopmaz. Hatta denilir ki: “Falan evinde, filan çarşısında, filan da mescidinde öldü." Muhakkak ki insanlar üzerine bir zaman gelir, Ramazan ayı orucunu tutarlar, aralarında bir mü’min bulunmaz.”

İsnadı sahihtir.

12 Temmuz 2020 Pazar

Küfür ve Şirk Zahir Olmuşsa Genel Tekfir Nebilerin ve Selefin Yoludur


- ek açıklama ile düzenlendi- 
İnsanlarda küfür zahir olur ve yaygınlaşırsa onların umumen kâfir olduklarına hükmedilir.  Onlardan muayyen fertler küfrü izhar etseler de etmeseler de, aksine bir delil bulunmadıkça onların kâfir olduklarına hükmedilir. Pandemi bahanesiyle İblise ve Deccalin sistemine kulluk eden, cemaat ve Cuma namazlarını iptal eden, maske takarak sokağa çıkmaya zorlayan, zahirlerinde İslam'ın hiçbir alameti bulunmayan bilakis zahirlerinde küfrü izhar eden halklarda aslolan budur. Nitekim insanların kalplerini yarmakla emrolunmadık. Bu, insanların ahiretteki durumları hakkında değil, dünyada seçtikleri saffın hükmü hakkındadır. Zahirlerinde küfrü izhar ettikleri halde Müslümanlık iddiasında bulunanlar ise haklarında şer'î hüccet uygulanana kadar münafık konumundadırlar. Günümüzde Müslümanların imamı/halifesi bulunmadığı için ve paganistlerin son soğuk savaş hamlelerinden sonra Müslümanların ülkelerinin liderleri de bu sisteme boyun eğdikleri için, muayyen şahısların irtidatına hükmetme ancak her beldenin (varsa) ehl-i hal ve'l-akd (çözüm ve karar) mercii tarafından belirlenir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَٰذَا رَبِّي ۖ فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لَأَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَٰذَا رَبِّي هَٰذَا أَكْبَرُ ۖ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَــــوْمِ إِنِّــــي بَــــرِيءٌ مِّــــمَّــــا تُـــشْـــرِكُـــونَ إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا ۖوَمَــــا أَنَــــا مِــــنَ الْــمُــشْــرِكِــيــنَ
“Ardından ayı doğarken görünce: “Bu rabbimdir” demişti. O da kaybolunca: “And olsun ki Rabbim beni hidayet etmeseydi elbette sapanlardan olurdum.” demişti. Sonra güneşi doğarken görünce: “Bu rabbimdir, bu daha büyük” demişti. O da batınca: “Ey kavmim! Ben sizin şirk koştuğunuzdan uzağım.” demişti. “Muhakkak ki ben hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.” (En’âm 77-79)
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَــــوْمِــــهِ إِنَّنِي بَرَاء مِّمَّا تَـــعْـــبُـــدُونَ
“Hani İbrahim babasına ve kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben sizin ibadet etmekte olduğunuz şeylerden uzağım.” (Zuhruf 26)
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً ۖ إِنِّي أَرَاكَ وَقَــــوْمَــــكَ فِــــي ضَــــلَالٍ مُّـــبِـــيـــنٍ
“Hani İbrahim babasına: “Azer! Putları ilahlar mı ediniyorsun? Gerçekten de ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” demişti.” (En’âm 74)
İbrahim aleyhi's-selâm şirki onların arasında yaygın olan şekliyle umum olarak zikretmiştir. Halbuki kavminden her bir ferdi şirk işlerken görmemiştir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
إِنِّي تَــــرَكْــــتُ مِــــلَّــــةَ قَــــوْمٍ لَّا يُـــؤْمِـــنُـــونَ بِـــالـــلَّـــهِ وَهُــــم بِـــالْآخِــــرَةِ هُــــمْ كَــــافِــــرُونَ وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ آبَائِي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ ۚ مَا كَانَ لَنَا أَن نُّشْرِكَ بِاللَّهِ مِن شَيْءٍ ۚ ذَٰلِكَ مِن فَضْلِ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ يَــــا صَـــاحِـــبَـــيِ الـــسِّـــجْـــنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِ إِلَّا أَسْمَاءً سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ ۚ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۚ أَمَرَ  أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ ۚ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
“Doğrusu ben Allah’a iman etmeyen ve kendileri ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim. Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a hiç bir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değildir. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Birbirinden ayrı rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar olan bir tek Allah mı? Sizin O’ndan başka ibadet ettikleriniz, kendinizin ve babalarınızın adlandırdığı bir takım isimlerden başkası değildir. Allah bunlara dair hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf 37-40)
Yusuf aleyhi's-selâm Allah’ı ve ahiret gününü inkarı, o kavimde zahir olan şekliyle genel olarak zikretmiştir. Onların hepsini küfrü izhar ederken görmemiştir. Bu yüzden zindan arkadaşlarını tevhide davet etmiştir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِـــقَـــوْمِـــهِ يَا قَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنْفُسَكُمْ بـــاتِّـــخَـــاذِكُـــمُ الْـــعِـــجْـــلَ
“Hani Musa kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Gerçekten siz o buzağıyı (ilah) edinmekle kendinize zulmettiniz” (Bakara 54)
Musa aleyhi's-selâm, buzağıyı ilah edinmeyi onlar arasında yaygın olduğu için genel sıfatta zikretmiştir. Onlardan her birini buzağıya ibadet ederken görmemiştir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَــــا قَــــوْمِ اعْــــبُــــدُوا الــــلَّــــهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ 
“Ad’a da kardeşleri Hud’u (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur!” (A’raf 65)
İslam’a girme hitabı genel sıfatta gelmiştir. Hud aleyhi's-selâm onların her birinin küfrü izhar ettiğini görmemişti.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
إِنِّي وَجَدتُّ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ وَجَدتُّهَا وَقَـــوْمَـــهَـــا يَـــسْـــجُـــدُونَ لِـــلـــشَّـــمْـــسِ مِــــن دُونِ الــــلَّــــهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ
“Gerçekten, onlara hükümdarlık eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım. Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.” (Neml 23-24)
Hüdhüd burada güneşe secde edenleri, o kavimde yaygın olan şekliyle genel sıfatta zikretmiştir. Onlardan her bir ferdin güneşe taptığını görmemiştir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
هَٰــــؤُلَاءِ قَـــوْمُـــنَـــا اتَّــــخَــــذُوا مِــــن دُونِــــهِ آلِــــهَــــةً ۖ لَّوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِم بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍ ۖ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا
“Şu bizim kavmimiz Allah'tan başka ilahlar edindiler. Bari onlara dair açık bir delil getirselerdi. Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kimdir?” (Kehf 15)
Kehf ashabı, o kavmin arasında Allah’a kâfirlik yaygın olduğu için umum sıfatta zikretmişlerdir. Onlardan her bir ferdin küfrü izhar ettiklerini görmemişlerdir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَــــالُــــوا لِـــقَـــوْمِـــهِـــمْ إِنَّــــا بُــــرَآء مِـــنـــكُــــمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاء أَبَدًا حَــــتَّــــى تُـــؤْمِـــنُـــوا بِـــالـــلَّـــهِ وَحْــــدَهُ
“İbrahim ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani kavimlerine demişlerdi ki: “Biz, sizlerden ve Allah dışında taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle aramızda, siz Allah’a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin başgöstermiştir.” (Mumtehine 4)
Bütün nebiler (aleyhimu’s-selâm) şirk ve küfrü kavimlerinde zahir olan şekliyle umum olarak zikretmişler ve onlardan teberri etmişlerdir. Onlardan her bir ferdin Allah’a ortak koşmasına şahit olmamışlardı.
İmam Buhârî Ebu Hureyre radiyallahu anh’den şöyle rivayet etmiştir:
لَمْ يَكْذِبْ إِبْرَاهِيمُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ إِلَّا ثَلاَثَ كَذَبَاتٍ، ثِنْتَيْنِ مِنْهُنَّ فِي ذَاتِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ، قَوْلُهُ {إِنِّي سَقِيمٌ} وَقَوْلُهُ: {بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا}. وَقَالَ: بَيْنَا هُوَ ذَاتَ يَوْمٍ وَسَارَةُ، إِذْ أَتَى عَلَى جَبَّارٍ مِنَ الجَبَابِرَةِ، فَقِيلَ لَهُ: إِنَّ هَا هُنَا رَجُلًا مَعَهُ امْرَأَةٌ مِنْ أَحْسَنِ النَّاسِ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَسَأَلَهُ عَنْهَا، فَقَالَ: مَنْ هَذِهِ؟ قَالَ: أُخْتِي، فَأَتَى سَارَةَ قَالَ: يَا سَارَةُ: لَيْسَ عَلَى وَجْهِ الأَرْضِ مُؤْمِنٌ غَيْرِي وَغَيْرَكِ
“İbrahim aleyhi's-selâm üç konu dışında asla yalan söylemiş değildir. Bunlardan ikisi Allah Azze ve Celle’nin zatı içindir. Birisi;
“Ben hastayım” (Saffat 89) demesi, diğeri de:
“Belki onu şu büyükleri yapmıştır” (Enbiya 63) sözüdür. Bir tanesi de Sâre hakkındadır. İbrahim aleyhi's-selâm yanında Sâre olduğu halde bir ceb­barın memleketine gelmişti. Sâre insanların en güzellerinden idi. İbrahim aleyhi's-selâm ona:
“Bu cebbar senin benim karım olduğunu bilirse, senin için bana galebe çalar. Eğer sana sorarsa kendinin kız kardeşim olduğunu haber ver. Çün­kü sen İslâm'da benim kızkardeşimsin. Zira yeryüzünde senle benden baş­ka mü’min bilmiyorum” dedi...”[1]
İbrahim aleyhi's-selâm burada Cebbarın memleketinde zahir olana göre küfrü genel sıfatta zikretmiştir. Halbuki onlardan her bir ferdin Allah’a ortak koştuğunu görmemiştir.
İmam Buhârî Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anhuma’dan rivayet ediyor:
رَأَيْتُ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ قَائِمًا مُسْنِدًا ظَهْرَهُ إِلَى الْكَعْبَةِ يَقُولُ يَـــا مَـــعَـــاشِـــرَ قُـــرَيْـــشٍ وَالـــلَّـــهِ مَـــا مِـــنْـــكُـــمْ عَـــلَـــى دِيــــنِ إِبْـــرَاهِـــيـــمَ غَـــيْـــرِي
“Zeyd b. Amr b. Nufeyl’i sırtını kabeye dayamış halde ayakta dururken gördüm. şöyle diyordu:
“Ey Kureyş topluluğu! Vallahi benim dışımda hiçbiriniz İbrahim aleyhi's-selâm’ın dini üzere değildir…”[2]
Zeyd b. Amr b. Nufeyl radiyallahu anh, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinden önce Mekke halkında zahir olan duruma göre şirki genel sıfatta zikretmiştir. Halbuki onlardan her bir ferdin şirk koştuğuna şahit olmamıştı.
Hâkim, Selman radiyallahu anh’den şöyle dediğini rivayet etti:
كُنْتُ رَجُلًا مِنْ أَهْلِ جَيٍّ وَكَــــانَ أَهْــــلُ قَـــرْيَـــتِـــي يَــــعْـــبُـــدُونَ الْـــخَـــيْـــلَ الْـــبُـــلْـــقَ، فَكُنْتُ أَعْرِفُ أَنَّهُمْ لَيْسُوا عَلَى شَيْءٍ، فَقِيلَ لِي: إِنَّ الدِّينَ الَّذِي تَطْلُبُ إِنَّمَا هُوَ بِالْمَغْرِبِ فَخَرَجْتُ حَتَّى أَتَيْتُ الْمَوْصِلَ،
“Ben Ceyy halkından bir adamdım. Karyemdeki halk alacalı ata tapıyorlardı. Ben onların bir şey üzerinde olmadıklarını anlıyordum. Bana denildi ki: “Senin aradığın din ancak Magrip’tedir.” Bunun üzerine çıktım ve Mavsıl’a geldim…”[3]
Selman el-Farisi radiyallahu anh şirki, karyesinde risaletten önce zahir olan duruma göre genel sıfatta zikretmiştir. Onların hepsini şirk koşarken görmüş değildir.
İmam Muslim rahimehullah, Amr b. Abese es-Sulemî radiyallahu anh’den şöyle dediğini rivayet etti:
كُنْتُ وَأَنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَظُنُّ أَنَّ النَّاسَ عَلَى ضَلَالَةٍ، وَأَنَّــــهُــــمْ لَـــيْـــسُــــوا عَــــلَــــى شَــــيْءٍ وَهُــــمْ يَـــعْـــبُـــدُونَ الْأَوْثَــــانَ…
“Ben Cahiliyye’de insanların sapıklık üzere olduklarını biliyordum. Onlar bir şey üzerinde değildiler, putlara tapıyorlardı…”[4]
Amr b. Abese radiyallahu anh şirki, cahiliyyede yaygın olduğu şekliyle umumi sıfatta zikretmiştir. Onlardan her bir ferdin şirkine şahit olmuş değildi.
İmam Buhârî, Ebu Hureyre radiyallahu anh’den Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
أُمِرْتُ أَنْ أُقَــــاتِــــلَ الــــنَّــــاسَ حَــــتَّــــى يَـــقُـــولُـــوا: لاَ إِلَــــهَ إِلَّا الــــلَّــــهُ، فَمَنْ قَالَ: لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، فَقَدْ عَصَمَ مِنِّي نَفْسَهُ وَمَالَهُ، إِلَّا بِحَقِّهِ وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ،
“İnsanlarla Allah’tan başka ibadete layık hak ilah olmadığına şahitlik etmelerine kadar savaşmakla emrolundum. Bunu söyleyen, hakkı dışında, canını ve malını benden korumuş olur. Hesabı ise Allah’a aittir.” Aynısını İbn Ömer radiyallahu anhuma da rivayet etmiştir.[5]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem umum olarak İslam’a girmeye davet etmiştir. Davet ettiği fertlerden her birinin küfrü izhar ettiğini görmüş değildir.
İmam Muslim, Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh’den bedir savaşıyla ilgili rivayetinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dua ettiğini rivayet etmiştir:
اللَّهُمَّ أَنْجِزْ لِي مَا وَعَدْتَنِي، اللَّهُمَّ آتِ مَا وَعَدْتَنِي، الـــلَّـــهُـــمَّ إِنْ تُـــهْـــلِـــكْ هَــــذِهِ الْـــعِـــصَـــابَـــةَ مِــــنْ أَهْــــلِ الْإِسْــــلَامِ لَا تُـــعْـــبَـــدْ فِــــي الْأَرْضِ
“Allah’ım! Bana vaad ettiğini gerçekleştir. Allah’ım! Bana vaad ettiğini getir. Allah’ım! İslam ehlinden olan bu grubu helak edersen yeryüzünde sana ibadet edilmez.”[6]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem duasında Bedir savaşında kendisiyle birlikte cihad eden ashabı dışında yeryüzünde ancak Allah’a kulluk etmeyen kâfirlerin bulunduğunu açıkça ifade etmiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince bedeviler irtidat etmişler, Ebu Bekr radiyallahu anh onlarda zahir olan duruma göre genel sıfatta hükmetmiştir.
Berbehari rahimehullah şöyle demiştir:
وَاعْلَمْ أَنَّ أَهْلَ الْعِلْمِ لَمْ يَزَالُوا يَردُّونَ قَوْلَ الجَهْمِيَّةِ، حَتَّى كَانَ فِي خِلَافَةِ بَنِي الْعبَّاس تَكَلَّمَتْ اَلرُّوَيْبِضَةُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ، وَطَعَنُوا عَلَى آثَارِ رَسُولِ اللَّـهِ صَلَّى اللَّـهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأخَذُوا بِالْقِيَاسِ وَالرَّأْيِ، وكَفَّرُوا مَنْ خَالَفَهُمْ، فَدَخَلَ فِي قَوْلِهِمْ الجَاهِلُ وَالمُغفَّلُ وَالَّذِي لَا عِلْمَ لَهُ، حَتَّى كَفَرُوا مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ، فَـــهَـــلَـــكَـــتِ الأُمَّــــةُ مِــــنْ وُجُــــوهٍ، وَكَــــفَــــرَتْ مِــــنْ وُجُــــوهٍ، وتَـــزَنْـــدَقــــتْ مِــــنْ وُجُــــوه، وَضَــــلَّــــتْ مِــــنْ وُجُــــوهٍ، وَابْـــتَـــدَعَـــتْ مِــــنْ وُجُــــوهٍ، إلَّا مَنْ ثَبَتَ عَلَى قَوْلِ رَسُولِ اللَّـهِ صَلَّى اللَّـهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَمْرِهِ وَنَهْيهِ وَأَصْحَابِهِ، وَلَمْ يَتَخَطَّى أَحَدًا مِنْهُمْ وَلَمْ يُجَاوِز أَمْرَهُمْ، وَوَسِعَهُ مَا وَسِعَهُمْ، وَلَمْ يَرْغَبْ عَنْ طَرِيقَتِهِمْ وَمَذْهَبِهِمْ، وَعَلِمَ أنَّهُم كَانُوا عَلَى الإِسْلَامِ الصَّحِيحِ، وَالإِيمَانِ الصَّحِيحِ، فَقَلَّدَهُمْ دِينَهُ وَاسْتَرَاحَ.
“Bil ki ilim ehli, Abbas oğullarının hilafetinde genel meselede konuşan ruveybida çıkıp Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen rivayetlere hakaret edinceye, kıyası ve re’yi alıp kendilerine muhalefet edenleri tekfir etmelerine, hiçbir ilmi olmayan cahil ve gafil kimseler bu işe girişinceye, farkında olmadan küfre girmelerine kadar Cehmiyye’yi reddetmeye devam etmişlerdir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’’in sözü ve emri üzerinde ve ashabının emri üzerinde sebat edenler, sahabelerden hiçbirini eleştirmeyen, onların durumu hakkında haddi aşmayan, onların yeterli bulduğunu yeterli bulanla, onların yolu ve mezhebinden yüz çevirmeyenler, onların sahih İslam ve sahih iman üzere olduklarını bilen, dininde onlara uyup rahat eden ve dinin ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına uymak olduğunu bilenler dışında ümmet çeşitli yönlerden helak olmuş, birçok yönden küfre girmiş, birçok yönden zındıklaşmış, birçok yönden sapmış ve birçok yönden fırkalara ayrılıp bid’atler çıkarmıştır “[7]
Ebu’l-Kasım el-Lalekai rahimehullah, İmam Sufyan es-Sevri rahimehullah’tan şöyle dediğini rivayet etmiştir:
لَا تُصَلِّ إِلَّا خَلْفَ مَنْ تَثِقُ بِهِ، وَتَعْلَمُ أَنَّهُ مِنْ أَهْلِ السُّنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ.
“Kendisine güvendiğin ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatten olduğunu bildiğin kimse dışında kimsenin arkasında namaz kılma.”[8]
İbn Ebi Ya’la dedi ki: Ebu Bekr el-Mervezi şöyle demiştir: “İmam Ahmed’e şöyle soruldu: “Yolda kamet okunduğunu işitirsem (o cemaatle) namaz kılayım mı?” Dedi ki:
“Bidatler çoğalmışsa hayır!”[9]
İbn Asakir rahimehullah dedi ki: “Dımeşk’lilerden birinin el yazısıyla şunu gördüm: Bize Şeyh İmam Fakih Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed es-Suheylî Dımeşk’te şöyle tahdis etti: Ben Duleyman şehrinde iken onların çoğunluğu Rafizi idi ve ben de namazımı ferdî olarak kılıyordum…”[10]


[1] Sahih. Buhârî (3358) Muslim (2371)
[2] Sahih. Buhârî (3828)
[3] Muslim'in şartına göre sahih. Hâkim el-Mustedrek (6621) İsmail el-Esbehani Delailu’n-Nubuvve (16) Ahmed (5/441) Taberânî (6/222) Ebu Nuaym Delailu’n-Nubuvve (199) Ebu Nuaym Marife (3343) Ebu Nuaym Ahbaru İsbehan (1/75) Hatib Taliyu Telhisi’l-Muteşabih (284) Suheyli Ravdu’l-Unf (2/332) İbnu’l-Cevzi el-Muntazam (5/20) el-Elbani es-Sahiha (894) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (440)
[4] Sahih. Muslim (1428)
[5] Sahih. Buhârî (2815)
[6] Sahih. Muslim (3412)
[7] Şerhu’s-Sunne (98)
[8] El-Lalekai İtikad (278)
[9] Tabakatu’l-Hanabile (1/59)
[10] İbn Asakir Tarih (41/242)

11 Temmuz 2020 Cumartesi

Filmler veya Youtube’daki suret içeren videoları izlemek caiz midir?


Ruh taşıyan canlıların suretlerin yapılması, çekilmesi ve asılması hakkında dinde net ve kesin yasaklar ve ağır tehditler sabit olmuştur. Selef de bunun haramlığı konusunda ihtilaf etmemiştir. Bu konudaki naslar malum ve meşhurdur.  Selef ancak asılmayan, yere veya yatağa serilen örtülerdeki suretler hakkında ihtilaf etmişlerdir.
Ruh taşıyan canlıların suretleri kişi tarafından yapılmamışsa ve asılmıyorsa bu konudaki ruhsatın bizzat Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e dayandırıldığı rivayetler de sabit olmuştur. Bu rivayetlerden birinin lafzı şu şekildedir:
Ebu’n-Nadr rahimehullah “Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe rahimehullah’tan rivayet ediyor:
أَنَّهُ دَخَلَ عَلَى أَبِي طَلْحَةَ الْأَنْصَارِيِّ يَعُودُهُ قَالَ فَوَجَدَ عِنْدَهُ سَهْلَ بْنَ حُنَيْفٍ فَدَعَا أَبُو طَلْحَةَ إِنْسَانًا فَنَزَعَ نَمَطًا مِنْ تَحْتِهِ فَقَالَ لَهُ سَهْلُ بْنُ حُنَيْفٍ لِمَ تَنْزِعُهُ؟ قَالَ لِأَنَّ فِيهِ تَصَاوِيرَ وَقَدْ قَالَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا قَدْ عَلِمْتَ فَقَالَ سَهْلٌ أَلَمْ يَقُلْ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَّا مَا كَانَ رَقْمًا فِي ثَوْبٍ قَالَ بَلَى وَلَكِنَّهُ أَطْيَبُ لِنَفْسِي
“O, Ebu Talha radiyallahu anh’e hasta ziyareti için gitti. Onun yanında Sehl b. Huneyf radiyallahu anh de vardı. Ebu Talha radiyallahu anh altındaki örtüyü kaldırması için birisini çağırdı. Sehl radiyallahu anh ona dedi ki:
“Onu neden kaldırtıyorsun?” Ebu Talha radiyallahu anh: “Çünkü onda suretler var. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in bu konuda ne buyurduğunu biliyorsun.” Sehl radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ancak kumaştaki işlemelerde bulunanlar hariç” buyurmadı mı?” Ebu Talha radiyallahu anh dedi ki: “Evet, lakin nefsimde bir sıkıntı kalmasın.”[1]
Ancak sahabeden selefin ihtilafı bu hadiste geçen suretlerin mahiyeti hakkındadır. Bazı sahabeler yerdeki veya yataktaki sergilerde olsa bile bunu şüpheli görmüşlerdir. Nitekim Hafız el-Beyhakî dedi ki: “Ancak kumaştaki işlemeler hariç” kavliyle kastedilen muhtemelen ruh taşımayan varlıklara ait resimlerdir.[2]
İbn Abbas radiyallahu anhuma’nın azatlısı Şu’be rahimehullah dedi ki:
دَخَلَ الْمِسْوَرُ بْنُ مَخْرَمَةَ عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ وَعَلَيْهِ ثَوْبُ إِسْتَبْرَقٍ فَقَالَ مَا هَذَا يَا أَبَا الْعَبَّاسِ؟ قَالَ وَمَا هُوَ؟ قَالَ هَذَا الْإِسْتَبْرَقُ قَالَ مَا عَلِمْتُ بِهِ وَمَا أَظُنُّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنْهُ حِينَ نَهَى إِلَّا لِلتَّجَبُّرِ وَالتَّكَبُّرِ وَلَسْنَا بِحَمْدِ اللَّهِ كَذَلِكَ قَالَ فَمَا هَذِهِ الطُّيُورُ فِي الْكَانُونِ؟ قَالَ أَلَا تَرَى كَيْفَ أَحْرَقْنَاهَا بِالنَّارِ فَلَمَّا خَرَجَ الْمِسْوَرُ قَالَ انْزِعُوا هَذَا الثَّوْبَ عَنِّي وَاقْطَعُوا رُءُوسَ هَذِهِ التَّمَاثِيلِ وَالطُّيُورِ
“el-Misver b. Mahrame radiyallahu anh, İbn Abbas radiyallahu anhuma’nın yanına girdi. Onun üzerinde ibrişimden (ipekli) bir örtü vardı. Dedi ki:
“Bu da nedir ey Ebu’l-Abbas!” İbn Abbas radiyallahu anhuma: “Neyi kastediyorsun?” dedi. O da: “Şu ibrişim (ipekli) örtüyü.” İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki: “Onu bilmiyorum. Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bunu yasakladığı zaman ancak böbürlenme ve kibirlenme sebebiyle yasakladığını zannediyordum. Biz Allah’a hamd olsun böyle değiliz.” Misver radiyallahu anh dedi ki:
“Peki ya şu ocaktaki kuş heykelleri nedir?” İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki: “Onu ateşte nasıl yaktığımızı görmüyor musun?” Misver radiyallahu anh çıkınca İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:
“Şu örtüyü benden çıkarın ve şu kuş timsallerinin başlarını kesin.”[3]
Başkası tarafından yapılmış suretlere bakmaya gelince, bunu yasaklayan bir delil mevcut değildir: Suleyman b. Tarhan et-Teymî rahimehullah’tan: “Hasen el-Basrî rahimehullah şöyle demiştir:
أَوَ لَمْ يَكُنْ أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ يَدْخُلُونَ الْخَانَاتِ فِيهَا التَّصَاوِيرُ؟
“Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı içinde suretler bulunan dükkânlara girmiyorlar mıydı?”[4]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Aişe radiyallahu anha ile evlenmeden önce Aişe radiyallahu anha’nın suretinin gösterilmesi de bu konuda dayanaktır. İbn Ebi Muleyke rahimehullah’ın Aişe radiyallahu anha’dan rivayetinde şöyle gelmiştir:
أَنَّ جِبْرِيلَ جَاءَ بِصُورَتِهَا فِي خِرْقَةِ حَرِيرٍ خَضْرَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ هَذِهِ زَوْجَتُكَ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ
“Cibril aleyhi's-selâm Aişe radiyallahu anha’nın sureti bulunan yeşil ipek bir kumaşla Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi ki: “Bu senin dünyada ve ahirette eşindir.”[5]
Bu hadisin lafzının zahiri, hadisenin uyanık iken meydana gelmiş olduğu intibaını verse de Buhârî ve Muslim’in rivayetlerinde bu hadisenin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Aişe radiyallahu anha’nın suretinin üç gece veya iki gece rüyasında gösterildiği şeklinde geçer.[6]
Hadisenin uyanık iken meydana geldiğini gösteren bazı rivayetler daha vardır ki bunlar sabit olmamıştır:
Ebu Nuaym’ın İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan rivayetinde şöyle demiştir:
لَمَّا تُوُفِّيَتْ خَدِيجَةُ نَزَلَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ بِصُورَةِ عَائِشَةَ فِي سَرَقَةِ حَرِيرٍ خَضْرَاءَ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ هَذِهِ زَوْجَتُكَ فِي الدُّنْيَا وَزَوْجَتُكَ فِي الْآخِرَةِ عِوَضًا مِنْ خَدِيجَةَ بِنْتِ خُوَيْلِدٍ
“Hadice radiyallahu anha vefat edince Cibril aleyhi's-selâm üzerinde Aişe radiyallahu anha’nın suretinin bulunduğu yeşil ipekten bir kumaşla indi ve dedi ki: “Ey Muhammed! Bu, Hadice bt. Huveylid’in yerine dünyada ve ahirette eşindir.”[7]
Yine bu manada diğer bir münker metin, zayıf isnad ile İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan şu lafızla gelmiştir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
أَتَانِي جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ فَقَالَ لِي إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَدْ زَوَّجَكَ ابْنَةَ أَبِي بَكْرٍ وَمَعَهُ صُورَةُ عَائِشَةَ
 “Cibril aleyhi's-selâm bana geldi ve dedi ki: “Muhakkak ki Allah Azze ve Celle seni Ebu Bekr’in kızıyla evlendirdi.” Yanında Aişe’nin sureti de vardı.”[8]
Ancak bu rivayetlerin isnadı zayıftır ve görüldüğü gibi metinlerinde de münkerlik vardır. Sahih ve sabit olan Aişe radiyallahu anha’nın suretinin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e rüyasında gösterilmiş olmasıdır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e rüyasında Aişe radiyallahu anha’nın kendisinin değil de, suretinin gösterilmesi ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu surete bakması meselede delil olan kısımdır.
Hadis, suret yapmanın veya asmanın değil, başkası tarafından yapılmış surete bakmanın cevazına delalet etmektedir.
Ali radiyallahu anh’ın Yemen’e gönderilirken gördüğü suretleri yok etmesinin emredilmesi ise asılı olan suretlere hamledilir: Hittan b. Abdillah rahimehullah dedi ki:
أَتَى عَلَيَّ صَاحِبٌ لِي فَنَادَانِي فَأَشْرَفْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ قُرِئَ عَلَيْنَا كِتَابُ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ يَعْزِمُ عَلَى مَنْ كَانَ فِي بَيْتِهِ سِتْرٌ مَنْصُوبٌ فِيهِ تَصَاوِيرُ لَمَا وَضَعَهُ فَكَرِهْتُ أَنْ أُحْسَبَ عَاصِيًا فَقُمْنَا إِلَى قِرَامٍ لَنَا فَوَضَعْتُهُ قَالَ مُحَمَّدٌ كَانُوا لَا يَرَوْنَ مَا وُطِئَ وَبُسِطَ مِنَ التَّصَاوِيرِ مِثْلُ الَّذِي نُصِبَ
“Arkadaşım bana geldi ve seslendi. Ben de kafamı kaldırıp baktım. Dedi ki: “Bize mü’minlerin emirinin mektubu okundu. Kimin evinde üzerinde suretler bulunan örtü asılı ise onların indirilmesini emrediyor.” Ben de âsî olmak istemediğim için kalktım ve örtüleri indirdim.” Muhammed b. Sirin rahimehullah dedi ki:
“Onlar (ashab ve tabiin) yere serilip çiğnenen suretleri, asılan suretlerle aynı derecede görmüyorlardı.”[9]
Eyyub es-Sahtiyani rahimehullah’tan: “Muhammed b. Sirin rahimehullah dedi ki:
كانَ نَقشُ خاتَم أَنَسٍ أَسَدٌ رَابِضٌ                                                                      
“Enes radiyallahu anh’ın yüzüğünde çömelmiş bir aslan nakışı vardı.”[10]
İbn Receb el-Hanbelî şöyle demiştir: “Suret yapmanın haramlığını gösteren naslardan dolayı yüzüğe hayvan sureti nakşetmek caiz değildir. Lakin üzerinde böyle bir nakış bulunan yüzüğü kullanmanın haram olup olmadığı hususunda ashabımız ihtilaf etmişlerdir.”[11]
Böylece “Nasıl olsa cebimizde suret içeren paraları yahut kimlik belgelerini taşımıyor muyuz?” diyerek suretleri genel manada helal saymaya çalışan saptırıcıların şüphesine de mahal olmadığı anlaşılmıştır. Bu yazıdan televizyonlardan veya başka cihazlardan dine ve ahlâka aykırı yayınları izlemenin cevazı da anlaşılmamalıdır!


[1] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Malik Muvatta (2/966) Ahmed (3/486) İbn Hibbân (13/162) Tirmizî (1750) Nesâî (5349) Taberânî (5/104) Ebû Ya'lâ (3/30) Tahavî Şerhu Meâni'l-Âsâr (4/285) İbnu’l-Muzaffer Garaibu Malik (67) Beyhakî (7/271) el-Elbani Gayetu’l-Meram (134) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (2861)
[2] Beyhakî Sunenu’l-Kubra (7/271)
[3] Hasen mevkuf. İbnu’l-Ca’d Musned (2799) Ahmed (1/320, 353) Taberânî (11/429) Ebu Nuaym Zikru Men İsmuhu Şu’be (2) Beyhakî (7/271)
[4] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebî Şeybe (5/199) Mukbil b. Hadi Hukmu Tasviri Zevati’l-Ervah (s.14)
[5] Sahih. Tirmizî (3880) İshak b. Rahuye (1237) İbn Hibbân (16/6) Bezzar (18/220) Ebu Bekr el-İsmaili Mu’cem (353) Ebu Arube el-Harrani Cüz (33) Acurri eş-Şeria (1876) İbnu’l-A’rabi Mu’cem (2195) Hatib Tarih (11/221) Cevheri Emali (46) İbn Asakir Tarih (22/147) el-Elbani Sahihu Suneni’t-Tirmizî (3041) el-Elbani es-Sahiha (3987)
[6] Sahih. Buhârî (3895) Muslim (2438)
[7] Münker. Ebu Nuaym Fadailu’l-Hulefai’r-Raşidin (153) isnadına Musa b. Abdirrahman es-San’anî zayıftır.
[8] Münker. Acurri eş-Şeria (1877) Ebu Abdillah el-Attar Cüz (72) isnadında el-Velid b. el-Fadl el-Anezi çok zayıftır.
[9] Muslim'in şartına göre sahih. İbn Ebî Şeybe (5/207)
[10] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Sa’d Tabakat (7/18) İbn Ebî Şeybe (5/190) Begavi Mu’cem (120) Ebu Nuaym Marife (769)
[11] İbn Receb Ahkamu’l-Havatim (s.137)

7 Temmuz 2020 Salı

Şirkte Mazeret Olur mu? Meselesi


Soru: Esselemu Aleykum Hocam.  Şirkte özür olmaz diyen birisi bana, Tevhid bizi asli Kafirlerden ayıran şeydir. Tevhid konularında ihtilaf olmaz, ondan dolayı şirkte mutlaka tekfir vardır dedi.
Hocam, benim kalbim de pek mutmain değil maalesef. Yani kendine Müslüman diyen fakat şirk koşan birisi nasıl daha Mülsüman olur? Bu bizi zaten ayıran şeydir kafirlerden. Hem şirkte mesela te'vilden dolayı özür varsa, her şeyde özür olur diyene ne derdiniz?


Cevap: Aleykum selam. Böyle konuşan haricî meşrepli kimselerle oturmanız, konuşmanız, selam vermeniz ve almanız caiz değildir. Böyle kelamcılık yapanlara meylediyorsanız sizde de bir sapma var demektir. Menhecinizi Kur’ân, sünnet ve ümmetin salih selefinin anlayışı mı belirliyor yoksa Suud vahhabi anlayışından ve Mısır ihvancılarının siyasetlerinden mezcedilerek ortaya çıkmış alaturka, ne idüğü belirsiz kelam ve felsefeler mi? önce bunun ayrımını iyice belirlemelisiniz. 
Bu söylemlerin sahiplerinin istisnasız tamamı sigaraya haram diyerek (helali haram kılmakla) şirk koşuyor, onlara müşrik mi diyelim? Dünyanın küre olduğuna veya döndüğüne inanıyorlar, (Hatta Ebu Hanzala denen zındık Kur’ân ayetlerini ateistlerin bigbang teorisine uydurana kadar çarpıtıyor) kafir olduklarını mı söyleyelim? Video suretleri çekerek şirk işliyorlar, alelıtlak ve muayyen olarak müşrik olduklarını mı söyleyelim? Corona yalanlarına ve hastalığın bulaştığına inanıyor, maske takıyorlar, her birerinin muayyen olarak müşrik olduklarını mı söyleyelim? Birçok örnek verilebilir, çok göz önünde olanlardan bazı örnekler bunlar.
Meselenin aslı kişilerin iman ve islamına hükmetme meselesidir. Bizler şahısların imanına hükmedemeyiz. Zira iman kalp, dil ve azaların tasdikidir. 
Biz sadece dil ve azaların tasdiki ile ilgili kısmına şahit olabiliyoruz. Bir kimse müslüman olduğunu söylüyor ve kıblemize yöneliyorsa (namaz kılıyor, erkekse sarık sarıp şalvar veya izar giyiyor, sakal bırakıyorsa, kadınsa siyah ve bol örtüyle bütün bedenini örtüyorsa) onun müslüman olduğuna hükmediyoruz, lakin ne kadar çok salih amellerde bulunursa bulunsun mü’min olduğuna şahitlik edemiyoruz. 
Aynı şekilde ne kadar çok fısk fücur işlerse işlesin onun da kâfir olduğuna şahitlik edemiyoruz. 
Küfür ve şirk fiillerine gelince, nasıl ki iman amellerinde ancak dil ve azalarla tasdike itibar ediyorsak, küfür ve şirk amellerinde de dil ve azaların bu fiili tasdik etmesini ararız. İlim ehlinin “Kişi imana neyle girdiyse imandan onunla çıkar” derken kastettikleri budur. Yani müslümanlardan olduğu bilinen bir kimse zahiren küfür veya şirk olan bir fiil içindeyse doğrudan bu fiil  sebebiyle onun küfrüne veya şirkine hükmedilmez, dilinin kalbinde olan itikadına şahitlik etmesi istenir. 
Musa aleyhi's-selâm levhaları öfkeyle yere atmıştı, fiili küfürdü lakin o bunu küfür olan bir itikad sebebiyle yapmamıştı. 
Yahut devesini ve yükünü kaybeden adam devesiyle karşılaşınca “Allah’ım sen benim kulumsun, ben de senin rabbinim” derken sözü küfürdü, lakin itikadı bunun tam aksi yönde idi. 
Usame b. Zeyd radiyallahu anhuma, savaş esnasında kılıç darbesinden korunmak için tevhid kelimesini söyleyen adamı öldürdüğünde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu “kalbini mi yardın?” şeklinde azarlamıştı. 
Cennetle müjdelenmiş olduğu için müşrik olmayacağı garanti olan Sa’d b. Ebi Vakkas radiyallahu anh, cahiliyye alışkanlığı olarak dilinden Lat ve Uzza adına yemini kaçırıvermişti. Ona hemen la ilahe illallah söylemekle kefaret kılması tavsiye edildi. 
Yine Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh babaları adına yemin edince, Allah’tan başkası adına yeminin şirk olduğunu ifade eden hadis varid olmuştur. 
Lakin bu fiillerin sahipleri küfür itikadından dolayı bunu işlememişlerdi. Bundan dolayı islam alimleri tekfirin şartları ve manilerini gözetmeden tekfirin haricilerin yolu olduğunu ifade etmişlerdir. 
Şu durumda, küfür veya şirk fiilini işleyen kimselerin bunun şirk olduğunu bildikleri halde işlemiş oldukları, bu yetmez, bu fiile kastetmiş olarak işledikleri, bu yetmez, bu konuda ikrah altında olmadan yaptıkları, bu da yetmez geçerli bir te’vilde bulunmaksızın bunu işledikleri bilinmek zorundadır. Bunu da ancak yaptırım sahibi İslam Kadıları hem meseleyi, hem şahsın durumunu tahkik ederek gerçekleştirebilirler ve neticesinde irtidata hükmedebilirler.
Bundan bir istisna vardır ki dinde bilinmesi zorunlu olan yani alimlerin de avamın da eşit bilgiye sahip oldukları meselelerin inkarı söz konusuysa mesela bir kimse namazı inkar ediyorsa, ayet inkar ediyorsa, “bu zamanda kitap ve sünnetle amel edilmez” gibi aleni inkar içeren sözler söylüyorsa, faizi, zinayı vb. helal görüyor ve bu itikadını diliyle ifade ediyorsa, Cuma ve cemaat namazlarını yasaklıyorsa vb… kadılardan başkaları da, bütün müslümanlar da bu kimselerin kafir olduklarına şahitlik ederler.
Geriye, küfür ve şirk fiilleri işledikleri halde yaptıklarının ve inandıklarının küfür ve şirk olmadığını savunan, kadı olmadığı için haklarında hüccet ikamesi uygulanamayan kimselerin durumu kalıyor. Böylelerinde tekfirin şartları yerine gelmiş ve manileri ortadan kalkmışsa bunlara münafık hükmü verilir. Bunlar dünya hukukunda müslüman gibi muamele görürler, bunun yanında aşağılanırlar, onlar salih müslümanlarmış gibi davranmak gerekmez.  Ahirette açık kafirlerden da daha çok azaba uğrayacaklardır. Abdullah b. Ubey b. Selul ile Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e suikast düzenleyen münafıkların durumunu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ashabının onlara davranışlarını siyer ve tarih kitaplarından araştırınız. 
Yukarıda özetlemeye çalıştığım meselenin ayrıntıları ve delilleri için Haricilik ve Murcie Arasında Tekfir Sapması adlı kitabıma müracaat ediniz. Vesselam.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)