Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

8 Eylül 2022 Perşembe

Raşid Halifelerden Dahi Gelse Kitap ve Sünnete Aykırı Görüşler Reddedilir


Ebu Musa el-Eşari radıyallahu anh’den:

قَدِمْتُ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْبَطْحَاءِ وَهُوَ مُنِيخٌ فَقَالَ أَحَجَجْتَ؟ قُلْتُ نَعَمْ قَالَ بِمَا أَهْلَلْتَ قُلْتُ لَبَّيْكَ بِإِهْلاَلٍ كَإِهْلاَلِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ أَحْسَنْتَ طُفْ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالمَرْوَةِ ثُمَّ أَحِلَّ فَطُفْتُ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالمَرْوَةِ ثُمَّ أَتَيْتُ امْرَأَةً مِنْ قَيْسٍ فَفَلَتْ رَأْسِي ثُمَّ أَهْلَلْتُ بِالحَجِّ فَكُنْتُ أُفْتِي بِهِ حَتَّى كَانَ فِي خِلاَفَةِ عُمَرَ فَقَالَ إِنْ أَخَذْنَا بِكِتَابِ اللَّهِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُنَا بِالتَّمَامِ وَإِنْ أَخَذْنَا بِقَوْلِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَإِنَّهُ لَمْ يَحِلَّ حَتَّى يَبْلُغَ الهَدْيُ مَحِلَّهُ

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Bathâ'da mola verdiği bir sırada yanına gittim. Bana:

“Hacc yapıyor musun?” diye sordu. Ben: “Evet!” dedim.

“Neye niyetlendin?” buyurdu. Ben: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in niyeti gibi niyetlendim” dedim. Buyurdu ki:

“İyi etmişsin. Beyt ile Safa ve Merve'yi tavaf et de ihram­dan çık!” Bunun üzerine ben, Beyti ve Safa ile Merve'yi tavaf ettim. Sonra Kays oğullarından bir kadının yanına vardım da başım bitlendi. Sonra hacca niyet ettim. Ömer radıyallahu anh hilâfete geçinceye kadar başkalarına da böyle fetva verirdim. Ömer radıyallahu anh dedi ki:

“Eğer Allah'ın kitabı ile amel edeceksek Allah’ın kitabı tamamlamayı emrediyor. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in sözüyle amel eder­sek o da hedy kurbanı yerini buluncaya kadar ihramdan çıkmamıştır.”[1]

* Muslim’in bir rivayetinde şu şekildedir:

فَقَالَ عُمَرُ قَدْ عَلِمْتُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ فَعَلَهُ وَأَصْحَابُهُ وَلَكِنْ كَرِهْتُ أَنْ يَظَلُّوا مُعْرِسِينَ بِهِنَّ فِي الْأَرَاكِ ثُمَّ يَرُوحُونَ فِي الْحَجِّ تَقْطُرُ رُءُوسُهُمْ

Ömer radıyallahu anh dedi ki: “Biliyorum ki, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile ashabı bu­nu yapmıştır. Lâkin halkın Erâk denilen yerde kadınlarla cima ederek, sonra başlarından su damlar bir hâlde hacca gitmeye devam etmelerini istemedim.”[2]

Said b. El-Museyyeb rahimehullah dedi ki:

اخْتَلَفَ عَلِيٌّ وَعُثْمَانُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا وَهُمَا بِعُسْفَانَ فِي المُتْعَةِ فَقَالَ عَلِيٌّ مَا تُرِيدُ إِلَّا أَنْ تَنْهَى عَنْ أَمْرٍ فَعَلَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ عَلِيٌّ أَهَلَّ بِهِمَا جَمِيعًا

“Ali ve Osman radıyallahu anhuma Usfan’da iken temettu hakkında ihtilaf ettiler. Ali radıyallahu anh dedi ki:

“Sen ancak Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı bir şeyi yasaklamak istiyorsun.” Ali radıyallahu anh bunu görünce hac ve umre için birlikte ihrama girdi.”[3]

Mervan b. El-Hakem dedi ki:

شَهِدْتُ عُثْمَانَ وَعَلِيًّا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا وَعُثْمَانُ يَنْهَى عَنِ المُتْعَةِ وَأَنْ يُجْمَعَ بَيْنَهُمَا فَلَمَّا رَأَى عَلِيٌّ أَهَلَّ بِهِمَا لَبَّيْكَ بِعُمْرَةٍ وَحَجَّةٍ قَالَ مَا كُنْتُ لِأَدَعَ سُنَّةَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِقَوْلِ أَحَدٍ

“Osman ve Ali radıyallahu anhuma’ya şahit oldum. Osman radıyallahu anh temettu yapmaktan ve hac ile umreyi birleştirmekten yasaklıyordu. Ali radıyallahu anh bunu görünce:

“Umre ve hac için lebbeyk” diyerek ikisi için birden ihrama girdi ve dedi ki:

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini herhangi bir kimsenin sözü için terk edecek değilim.”[4]

Abdullah b. Şakik rahimehullah’tan:

كَانَ عُثْمَانُ يَنْهَى عَنِ الْمُتْعَةِ وَكَانَ عَلِيٌّ يَأْمُرُ بِهَا فَقَالَ عُثْمَانُ لِعَلِيٍّ كَلِمَةً ثُمَّ قَالَ عَلِيٌّ لَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّا قَدْ تَمَتَّعْنَا مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ أَجَلْ وَلَكِنَّا كُنَّا خَائِفِينَ

“Osman radıyallahu anh temettu haccından yasaklıyor, Ali radıyallahu anh de bunu emrediyordu. Osman radıyallahu anh Ali radıyallahu anh’e bir söz söyledi. Sonra Ali radıyallahu anh dedi ki:

“Sen de biliyorsun ki biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber temettu haccı yaptık.” Osman radıyallahu anh dedi ki:

“Evet, lakin bizler korkuyorduk.”[5]

İmran b. Husayn radıyallahu anhuma’dan:

أُنْزِلَتْ آيَةُ المُتْعَةِ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَفَعَلْنَاهَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَمْ يُنْزَلْ قُرْآنٌ يُحَرِّمُهُ وَلَمْ يَنْهَ عَنْهَا حَتَّى مَاتَ قَالَ رَجُلٌ بِرَأْيِهِ مَا شَاءَ

“Temettu hakkındaki ayet Allah’ın kitabında indirilmiştir. Biz de bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber yaptık. Kur’ân’da bunu haram kılan bir ayet inmediği gibi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem vefat edinceye kadar bundan yasaklamamıştır. Bir adam çıkıyor ve görüşüyle dilediğini söylüyor!”[6]

* Buhârî’nin bir rivayetinde şu şekildedir:

تَمَتَّعْنَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَنَزَلَ القُرْآنُ قَالَ رَجُلٌ بِرَأْيِهِ مَا شَاءَ

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında temettu haccı yaptık ve Kur’ân’da bu konuda ayet inmiştir. Bir adam da görüşüyle dilediğini söylüyor!”[7]

* Muslim’in rivayetinde şu şekildedir: Mutarrif rahimehullah dedi ki: İmran b. Husayn radıyallahu anhuma bana şöyle dedi:

إِنِّي لَأُحَدِّثُكَ بِالْحَدِيثِ الْيَوْمَ يَنْفَعُكَ اللهُ بِهِ بَعْدَ الْيَوْمِ وَاعْلَمْ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ أَعْمَرَ طَائِفَةً مِنْ أَهْلِهِ فِي الْعَشْرِ فَلَمْ تَنْزِلْ آيَةٌ تَنْسَخُ ذَلِكَ وَلَمْ يَنْهَ عَنْهُ حَتَّى مَضَى لِوَجْهِهِ ارْتَأَى كُلُّ امْرِئٍ بَعْدُ مَا شَاءَ أَنْ يَرْتَئِيَ

Sana, bugün öyle bir hadîs rivayet edeceğim ki Allah, seni, onunla bundan sonra faydalandıracak. Bilmiş ol ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yakınlarından bir taifeye Zi'l-Hicce'nin bu günü zarfında um­re yapmayı mubah kılmış; bunu nesh eden bir âyet de inmemiştir. Ken­disi de vefatına kadar bundan yasaklamamıştır. Ondan sonra herkes is­tediği kadar kendi re'yi ile söz söyledi.”[8]

* Muslim’in diğer rivayetinde şu şekildedir:

ارْتَأَى رَجُلٌ بِرَأْيِهِ مَا شَاءَ يَعْنِي عُمَرَ

“Ömer radıyallahu anh'ı kastederek: “Bir adam, kendi re'yi ile dilediği kadar söz söyledi” dedi.”[9]

* Muslim’in diğer bir rivayetinde şu şekildedir:

بَعَثَ إِلَيَّ عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ فِي مَرَضِهِ الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ فَقَالَ إِنِّي كُنْتُ مُحَدِّثَكَ بِأَحَادِيثَ لَعَلَّ اللهَ أَنْ يَنْفَعَكَ بِهَا بَعْدِي فَإِنْ عِشْتُ فَاكْتُمْ عَنِّي وَإِنْ مُتُّ فَحَدِّثْ بِهَا إِنْ شِئْتَ إِنَّهُ قَدْ سُلِّمَ عَلَيَّ وَاعْلَمْ أَنَّ نَبِيَّ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ جَمَعَ بَيْنَ حَجٍّ وَعُمْرَةٍ ثُمَّ لَمْ يَنْزِلْ فِيهَا كِتَابُ اللهِ وَلَمْ يَنْهَ عَنْهَا نَبِيُّ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ رَجُلٌ فِيهَا بِرَأْيِهِ مَا شَاءَ

İmrân b. Husayn radıyallahu anhuma vefat hastalığnda bana haber gönderdi ve dedi ki:

“Sana bir takım hadîsler söyleyeceğim! Umulur ki benden sonra Allah seni bundan faydalandırır. Şayet yaşarsam bunları benim adıma gizli tut. Ölürsem dilediğin takdirde (başkalarına) anlat! Bana gerçekten (melekler tarafından) selâm verilirdi. Bir de bil ki Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bize hac ile umreyi birleştirmeyi emretmiştir. Sonra bu konuda ne Allah’ın kitabından bir ayet indi, ne de Nebiyullah sallallahu aleyhi ve sellem yasakladı. Bir adam bu husûsta kendi re'yi ile dilediğini söyledi!”[10]

Said b. Cubeyr rahimehullah’tan: İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle dedi:

تَمَتَّعَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ عُرْوَةُ نَهَى أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ عَنِ الْمُتْعَةِ فَقَالَ يَعْنِي ابْنَ عَبَّاسٍ أَرَاهُمْ سَيَهْلِكُونَ أَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَيَقُولُ قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem temettû haccı yaptı.” Urve b. ez-Zubeyr dedi ki:

“Ebû Bekr ve Ömer (radıyallahu anhuma) temettu haccından yasaklıyorlardı.” Bunun üzerine İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle dedi:

“Görüyorum ki, helak olacaklar. Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi diyorum, o ise Ebû Bekir ve Ömer dedi diyor!”[11]

Salim b. Abdillah rahimehullah’tan:

عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ أَنَّهُ حَدَّثَهُ أَنَّهُ سَمِعَ رَجُلا مِنْ أَهْلِ الشَّامِ وَهُوَ يَسْأَلُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ عَنِ التَّمَتُّعِ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ هِيَ حَلالٌ فَقَالَ الشَّامِيُّ فَإِنَّ أَبَاكَ يَعْنِي عُمَرَ نَهَى عَنْهَا فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ أَبِي نَهَى عَنْهَا وَقَدْ صَنَعَهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَتْبَعُ أَمْرَ أَبِي أَوْ أَمْرَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؟ فَقَالَ الرَّجُلُ بَلْ أَمْرَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ قَدْ صَنَعَهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

“Şam’lı birinin Abdullah b. Ömer radiyallahu anhuma’ya umreyi hacca çevirerek temettu yapmak hakkında sorduğunu işittim. Abdullah b. Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:

“Bu helaldir.” Şam’lı adam: “Muhakkak ki baban (yani Ömer radiyallahu anh) bundan yasakladı.” Abdullah b. Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:

“Ne dersin, babam onu yasaklıyor, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onu yapmışsa babamın emrine mi yoksa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine mi uyacaksın?” Adam: “Bilakis Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine uyarım.” İbn Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu yapmıştır!”[12]

Sâlim b. Abdillah b. Ömer rahimehullah dedi ki:

كَانَ عَبْدُ اللهِ بْنُ عُمَرَ يُفْتِي بِالَّذِي أَنْزَلَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ الرُّخْصَةِ بِالتَّمَتُّعِ وَسَنَّ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِيهِ فَيَقُولُ نَاسٌ لِابْنِ عُمَرَ كَيْفَ تُخَالِفُ أَبَاكَ وَقَدْ نَهَى عَنْ ذَلِكَ؟ فَيَقُولُ لَهُمْ عَبْدُ اللهِ وَيْلَكُمْ أَلَا تَتَّقُونَ اللهَ إِنْ كَانَ عُمَرُ نَهَى عَنْ ذَلِكَ فَيَبْتَغِي فِيهِ الْخَيْرَ يَلْتَمِسُ بِهِ تَمَامَ الْعُمْرَةِ فَلِمَ تُحَرِّمُونَ ذَلِكَ وَقَدْ أَحَلَّهُ اللهُ وَعَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَفَرَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَحَقُّ أَنْ تَتَّبِعُوا سُنَّتَهُ أَمْ سُنَّةَ عُمَرَ؟ إِنَّ عُمَرَ لَمْ يَقُلْ لَكُمْ إِنَّ الْعُمْرَةَ فِي أَشْهُرِ الْحَجِّ حَرَامٌ وَلَكِنَّهُ قَالَ إِنَّ أَتَمَّ الْعُمْرَةِ أَنْ تُفْرِدُوهَا مِنْ أَشْهُرِ الْحَجِّ

“İbn Ömer radiyallahu anhuma Allah Azze ve Celle’nin temettu hakkındaki ruhsatı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti ile fetva veriyordu. İnsanlar İbn Ömer radiyallahu anhuma’ya: “Babana nasıl muhalefet ediyorsun? O bundan yasaklardı!” dediler.  İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:

“Size yazıklar olsun. Allah’tan korkmuyor musunuz? Ömer radiyallahu anh bundan yasaklarken hayrı istedi ve umrenin tamamlanmasını gözetti. Allah’ın helal kıldığı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in uyguladığı bir şeyi neden haram kılıyorsunuz? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymak mı daha layık yoksa Ömer’inki mi? Muhakkak ki Ömer radiyallahu anh size hac aylarında umre haramdır demedi! Lakin dedi ki: “Umrenin tam olması, onun hac aylarından ayrı yapılmasıdır.”[13]

Ebu Gatafan rahimehullah dedi ki:

أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ كَانَ يَقُولُ فِي الْأَصَابِعِ عشرا عشرا فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ مَرْوَانُ بن الحكم تَفْتِي فِي الْأَصَابِعِ عشرا عشرا وَقَدْ بَلَغَكَ عَنْ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ فِي الْأَصَابِعِ؟ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ رَحِمَ اللهُ عُمَرَ رسول اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَحَقُّ أَنْ يُتَّبَعَ مِنْ قَوْلِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ

“İbn Abbâs radıyallahu anhuma parmakların diyeti hakkında: “Parmakların diyeti onar onardır” dedi. Mervân b. El-Hakem ona birini göndererek:

“Parmaklar hakkında onar onar diyete mi fetva veriyorsun? Hâlbuki sana Ömer radıyallahu anh’ın parmakların diyeti hakkında senin sözünün aksine fetvası ulaşmıştır” dedi. Bunun üzerine İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle dedi:

“Allah Ömer’e rahmet etsin. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü, Ömer radıyallahu anh’ın sözünden uyulmaya daha layıktır.”[14]

Said b. Cubeyr rahimehullah dedi ki:

كُنْتُ مَعَ ابْنِ عَبَّاسٍ بِعَرَفَاتٍ فَقَالَ مَا لِي لَا أَسْمَعُ النَّاسَ يُلَبُّونَ؟ قُلْتُ يَخَافُونَ مِنْ مُعَاوِيَةَ، فَخَرَجَ ابْنُ عَبَّاسٍ مِنْ فُسْطَاطِهِ فَقَالَ لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ فَإِنَّهُمْ قَدْ تَرَكُوا السُّنَّةَ مِنْ بُغْضِ عَلِيٍّ

“İbn Abbas radıyallahu anhuma ile beraber Arafat’ta idim. Dedi ki:

“Neden insanların telbiye ettiklerini işitmiyorum?” Ben: “Muaviye’den korkuyorlar” dedim. Bunun üzerine İbn Abbas radiyallahu anhuma hemen çadırından çıktı ve şöyle dedi:

“Lebbeyk, Allahumme Lebbeyk. Onlar Ali radıyallahu anh’e kızgınlıklarından dolayı sünneti terk ediyorlar!”[15]

Ebu Hassan el-A’rac rahimehullah dedi ki:

قَالَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي الْهُجَيْمِ لِابْنِ عَبَّاسٍ مَا هَذَا الْفُتْيَا الَّتِي قَدْ تَشَغَّفَتْ أَوْ تَشَغَّبَتْ بِالنَّاسِ أَنَّ مَنْ طَافَ بِالْبَيْتِ فَقَدْ حَلَّ؟ فَقَالَ سُنَّةُ نَبِيِّكُمْ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَإِنْ رَغِمْتُمْ

Beni Huceym kabilesinden bir adam İbn Abbâs radıyallahu anhuma'ya dedi ki:

“Halkın kalplerine işleyen yahut halkı fırkalara ayıran bu fetva nedir? Beyti tavaf eden ihramdan çıkarmış?” İbn Abbâs radıyallahu anhuma dedi ki:

“Patlasanız da yine Nebiniz sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetidir!”[16]



[1] Sahih. Buhârî (1795, 1559) Muslim (1221)

[2] Sahih. Muslim (1222)

[3] Sahih. Buhârî (1569) Muslim (1223)

[4] Sahih. Buhârî (1563)

[5] Sahih. Muslim (1223)

[6] Sahih. Buhârî (4518) Muslim (1226)

[7] Sahih. Buhârî (1571)

[8] Sahih. Muslim (1226)

[9] Sahih. Muslim (1226)

[10] Sahih. Muslim (1226)

[11] Muslim'in şartına göre sahih. İbn Hazm Haccetu’l-Vedâ’ (391) Ahmed (1/337) Ziyâu’l-Makdisî, el-Muhtâre (10/331) İbn Abdilberr Câmiu Beyâni’l-İlm (2/196) Hatîb el-Fakîh ve’l-Mutefekkih (373)

[12] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu Osman el-Buhayrî Fevaid (48) Tirmizî (824) Ebu Avane Musned (3366) Ebû Ya'lâ (9/341) Bezzar (12/264) Saydavi Mu’cemu’ş-Şuyuh (s.274) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (2/142) Hatib el-Muttefak ve’l-Mufterak (1415) İbn Hazm Haccetu’l-Veda (446-47) İbn Abdilberr et-Temhid (8/209) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (759)

[13] Sahih mevkuf. Ahmed (2/95) Tahâvî, Şerhu Me‘âni’l-Ãsâr, (1/372) Ebû Ya‘lâ (3/1317) Tirmizî (824) Beyhakî (5/21) İbn Abdilberr, el-İstizkâr (4/61) et-Temhid (8/210) İbn Hazm, el-İhkâm (2/147)

[14] Muslim’in şartına göre sahih. İbnu’l-Munzir el-Evsat (9521) Beyhakî (8/93) el-Elbâni İrvau’l-Galil (2271)

[15] Sahih. Nesai (3006) İbn Huzeyme (2830) Hâkim (1/636) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (10/378) Beyhakî (5/113)

[16] Sahih. Muslim (1244)

"Allah'ın Vechi" İbaresinin "Allah'ın Rızası" Şeklinde Tercümesi Hakkında

 

Bazı nasların tercümesinde “Allah’ın vechini istemek” kavli “Allah’ın rızasını istemek” şeklinde ifade edilmektedir. Bunun bâtıl bir te’vil olabileceği şeklinde bir şüpheye meydan vermemek için şu hususların açıklanması gerekir:

1- Allah Azze ve Celle’nin isim ve sıfatları hakkındaki te’vilin batıl sayılması, söz konusu isim veya sıfatın lafzının yahut manasının tahrifi durumunda ortaya çıkar. Buradaki “vech” (yüz) kelimesine mana verirken Allah Azze ve Celle’nin yüz sıfatı iptal ve inkar edilerek bu kelimenin yerine başka bir lafız ikame edilirse veya kelimenin manası selef tarafından bilinmeyen bir anlamda açıklanırsa bu bâtıl bir te’vil olur. Çünkü bu, aslında te’vil görünümüne sokulmuş bir tahriftir. Lakin Allah’ın vech/yüz sıfatını ispat eden seleften bazı imamların, “Nereye yönelirseniz Allah’ın vechi oradadır” (Bakara 115) ayetindeki vechi; kıble diye açıklamaları,  İmam Buhârî’nin “Allah’ın vechi dışında herşey helak olacaktır” (Kasas 88) ayetindeki vechi mülk olarak açıklaması, veya diğer bazı alimlerin "Allah'ın zâtı" olarak açıklamaları, Allah Azze ve Celle’nin yüz sıfatını iptal eden bir te’vil değildir. Bilakis bu, Kur’an’ın Kur’an ile tefsiri kabilindendir. Nitekim bu imamlar bu ayetlere söz konusu manaları verirken diğer bazı ayetlerde kullanılan manaları delil getirmişlerdir.

2- “Kim Allah’ın vechini isteyerek la ilahe illallah derse…” şeklindeki hadis ve benzerlerindeki “Allahın vechi” ifadesinin “Allah’ın rızası” diye açıklanması da bâtıl bir te’vil değildir. Zira bu ayetin diğer bir ayetteki manayla açıklanması ve hadisin diğer bir hadisteki manayla açıklanması kabilinden olup, Allah Azze ve Celle’nin vech/yüz sıfatını da inkar söz konusu değildir. Şüphesiz bu naslarda vech kelimesinin geçmesi, Allah Azze ve Celle’nin mahlûkuna benzemeyen, şanına yakışır şekilde yüzünün olduğunu ispat eder. Lakin vech kelimesinin yüz sıfatı manası dışında Allah’ın rıza sıfatına da delalet ettiği başka naslardan da anlaşılmaktadır. Vechullah’ın Allah’ın rızası manasında geçtiği hadislerden birisi şu şekildedir:

İbn Mes’ud radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِنَّ الْمَرْأَةَ عَوْرَةٌ، فَإِذَا خَرَجَتِ ‌اسْتَشْرَفَهَا ‌الشَّيْطَانُ، وَأَقْرَبُ مَا تَكُونُ مِنْ وَجْهِ رَبِّهَا وَهِيَ فِي قَعْرِ بَيْتِهَا

Muhakkak ki kadın bir avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan bakışları ona çevirtir. Kadının Rabbinin vechine en yakın olduğu yer evinin ortasıdır.” Bu lafızla Bezzar (5/427) İbn Huzeyme (1685-86) İbn Huzeyme et-Tevhid (1/40) İbn Hibban (5/416) hadis sahihtir.

Bu hadiste "kadının rabbinin vechine en yakın olduğu yer" ifadesinin "Rabbinin rızasına en yakın olduğu yer" diye açıklanmasında sakınca yoktur. Zira Allah'ın vechine ancak O'nun razı olduğu kimseler bakabileceklerdir.

3-  Allah’ın vechini aramak” kavlini içeren ayetler Kur’an’da “Allah’ın rızasını aramak” şeklinde de ifade edilmiştir. Şu ayetlerde olduğu gibi:

 إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَى * وَلَسَوْفَ يَرْضَى

Ancak yüce rabbinin vechini aramak için. Yakında elbette razı olacaktır.” (el-Leyl 20-21)

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ

İnsanlardan öylesi de vardır ki nefsini Allah’ın rızasını aramak için satar. Allah da kullarına karşı Rauf’tur.” (Bakara 207)

وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ

Mallarını, Allah’ın rızasını kazanmak ve gönüllerinden tesbit ile infak edenlerin durumu, yüksek bir yerde bulunan ve bol yağmur düşünce meyvelerini iki kat veren bir bahçenin durumu gibidir…” (Bakara 265)

وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ

Ayrıca siz ancak Allah'ın vechini istediğiniz için infak edersiniz...” (Bakara 272)

وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

Her kim bunu Allah’ın rızasını gözeterek yaparsa biz yakında ona çok büyük bir ecir vereceğiz.” (Nisa 114)

وَالَّذِينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ

Yine onlar, rablerinin vechini isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir...” (Ra’d 22)

وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا

Allah’ın rızasını kazanmak için uydurdukları fakat gereği gibi uymadıkları ruhbanlığı onlara yazmadık...” (Hadid 27)

وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ

O’nun vechini/yüzünü isteyerek sabah akşam Rablerine dua edenleri kovma!.” (En’âm 52)

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ

Sabah akşam rablerine, O'nun vechini dileyerek dua edenlerle birlikte gönülden sebat et…” (Kehf 28)

ذَلِكَ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ

Allah'ın vechini isteyenler için bu, en iyisidir…” (Rum 38)

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ

Biz size, ancak Allah’ın vechi için yediriyoruz…” (İnsan 9)

Bütün bu ayetlerde "Allah'ın vechi" ve "Allah'ın rızası" tabirleri birbirinin manasında geçmiştir.

4- Allah’ın vechi tabiri ile Allah’ın mahlûka benzemeyen yüzünün kastedildiğini gösteren naslar sabittir. Bunlardan birisi şudur:

عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّهُ رَأَى شَبَثَ بْنَ رِبْعِيٍّ بَزَقَ بَيْنَ يَدَيْهِ، فَقَالَ: يَا شَبَثُ لَا تَبْزُقْ بَيْنَ يَدَيْكَ، فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَنْهَى عَنْ ذَلِكَ، وَقَالَ: «إِنَّ الرَّجُلَ إِذَا قَامَ يُصَلِّي أَقْبَلَ ‌اللَّهُ ‌عَلَيْهِ ‌بِوَجْهِهِ، حَتَّى يَنْقَلِبَ أَوْ يُحْدِثَ حَدَثَ سُوءٍ»

“Huzeyfe radıyallahu anh Şebes b. Rib’i’nin önüne tükürdüğünü görünce dedi ki: “Ey Şebes! Önüne tükürme! Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bundan yasaklar ve şöyle buyururdu:

Muhakkak ki kişi namaza durduğunda başka yere dönmediği veya kötü bir şey yapmadığı sürece Allah ona yüzüyle yönelir.” Bunu İbn Mace (1023) ve başkaları rivayet etmişlerdir. Hadis sahihtir.

Yine ahirette Allah’ın vechine bakmak hakkındaki hadisler mütevatir ve burada zikredemeyeceğimiz kadar çoktur.

Allah en iyi bilendir.

5 Eylül 2022 Pazartesi

Kendisine Sadaka Verilmesi Vacip Olan Dilenciler Kimlerdir?

 

Husayn (b. Malik el-Becelî) rahimehullah'tan:

كُنْتُ عِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ فَجَاءَ سَائِلٌ فَسَأَلَ فَقَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ أَتَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ؟ قَالَ نَعَمْ قَالَ وَتَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ؟ قَالَ نَعَمْ وَتُصَلِّي الْخَمْسَ؟ قَالَ نَعَمْ قَالَ وَتَصُومُ رَمَضَانَ؟ قَالَ نَعَمْ قَالَ أَمَّا إِنَّ لَكَ عَلَيْنَا حَقًّا يَا غُلَامُ اكْسُهُ ثَوْبًا فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ مَنْ كَسَا مُسْلِمًا ثَوْبًا لَمْ يَزَلْ فِي سِتْرِ اللَّهِ مَا دَامَ عَلَيْهِ مِنْهُ خَيْطٌ أَوْ سِلْكٌ

"İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın yanındaydım. Bir dilenci gelerek bir şeyler istedi. İbn Abbas radıyallahu anhuma ona dedi ki: ,

"Allah'tan başka ibadete layık hak ilah olmadığına ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in de Allah'ın rasulü olduğuna şahitlik ediyor musun?" Adam: "Evet" dedi. İbn Abbas radıyallahu anhuma:

"Beş vakit namaz kılıyor musun?” dedi. Adam: “Evet” dedi: İbn Abbas radıyallahu anhuma:

“Ramazan orucunu tutuyor musun?" dedi. Adam: "Evet" dedi. İbn Abbas radıyallahu anhuma dedi ki:

"O halde ey delikanlı, sana bir elbise giydirmemiz bize bir haktır. Zira ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim:

"Kim bir Müslümana bir elbise giydirirse, o elbiseden, giydirdiği kimsenin üzerinde bir iplik veya lif kaldığı sürece Allah'ın örtmesi altında olur."

Bunu: Hâkim (4/217) Haraitî, Mekarimu'l-Ahlak (608) Tirmizi (2484) Taberani (12/97) İbn Ebi Hatim İlel (1995) Buhari Tarihu'l-Kebir (9/3) rivayet etmişlerdir. Ebu Hatim: "Sahih" ve Hâkim: “Sahih” demişlerdir. Tirmizî: “Hasen” demiştir.

Bazı muhakkikler isnadında bulunan Halid b. Tahman Ebu’l-A’lâ el-Haffaf adlı ravi sebebiyle zayıf değerlendirmesinde bulunmuşlardır. Halid b. Tahman hakkında Ebu Hatim: “mahalluhu’s-sıdk” demiş, Ebu Zur’a: “Onda bir sakınca yok” demiştir. Ebu Ubeyd el-Acurri, Ebu Davud’un Halid b. Tahman’ı ancak hayırla andığını nakletmiştir. 

İbnu’l-Carud: “zayıf” demiştir. Zayıflıkla nitelenmesinin sebebi Halid b. Tahman’ın hafıza karışıklığına uğramasıdır. Yahya b. Main: “Zayıf, vefatından on sene önce hafıza karışıklığına uğradı, öncesinde sika idi” demiştir. Ancak İbn Adiy ise: “Onun rivayetleri arasında münker bir rivayet görmedim” demiştir. İbn Hacer ve Zehebi bu ravinin saduk olduğu değerlendirmesinde bulunmuşlardır.

Dilenmek kınanmış olup, Allah’ın vechiyle kendisinden istekte bulunulan kimsenin de bu isteği geri çevirmesinin meşru olmadığı başka hadislerde sabit olmuştur. Bu rivayet, kendisine sadaka verilmesi vacip olan dilencinin ancak tevhid ehli müslümanlar olduğunu göstermektedir. Tevhid ehli olmayan dilencilere ise kişi sadaka verip vermemekte muhayyerdir. Allah en iyi bilendir.

29 Ağustos 2022 Pazartesi

Rafıziler İle İlgili Hadisin Durumu Hakkında

 

Soru: Esselamü aleyküm ve rahmetullah Hadis sahihse, ona iman edilmeli… Tenvirul Ayneyn kitabında bir hadis bizlere garip geldi. Çünkü o hadisi daha önce hiç bir vechle duymadık ve okumadık. Hata olabileceğini düşündüğümüz için sizlere muracaat ediyoruz. Lütfen bunu bir soru olarak değerlendirin, kusur aramak gibi yok… Eğer o hadis sahihse, niçin o zaman bu hadisi rafızilere karşı hiç kimse kullanmadı? Çok güzel olurdu… 

Cevap:  Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh. Soruda bahsedilen hadis şudur:

قَالَ الطَّبَرَانِيِّ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ الْإِمَامُ ابْنُ الْإِمَامِ نا الْفَضْلُ بْنُ غَانِمٍ ثَنَا سَوَّارُ بْنُ مُصْعَبٍ عَنْ عَطِيَّةَ الْعَوْفِيِّ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ قَالَتْ كَانَتْ لَيْلَتِي وَكَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عِنْدِي فَأَتَتْهُ فَاطِمَةُ فَسَبَقَهَا عَلِيٌّ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَا عَلِيُّ أَنْتَ وَأَصْحَابُكَ فِي الْجَنَّةِ أَنْتَ وَشِيعَتُكَ فِي الْجَنَّةِ إِلَّا أَنَّهُ مِمَّنْ يَزْعُمُ أَنَّهُ يُحِبُّكَ أَقْوَامٌ يُضْفَزُونَ الْإِسْلَامَ ثُمَّ يَلْفِظُونَهُ يَقْرَأُونَ الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ لَهُمْ نَبْزٌ يُقَالُ لَهُمُ الرَّافِضَةُ فَإِنْ أَدْرَكْتَهُمْ فَجَاهِدْهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْعَلَامَةُ فِيهِمْ؟ قَالَ لَا يَشْهَدُونَ جُمُعَةً وَلَا جَمَاعَةً وَيَطْعَنُونَ عَلَى السَّلَفِ الْأَوَّلِ

Umm Seleme radiyallahu anha’dan: “Benim gecemde Nebî sallallahu aleyhi ve sellem yanımda idi. Fatıma radiyallahu anha geldi. Ali radiyallahu anh ondan önce gelmişti. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ona buyurdu ki:

Ey Ali! Sen ve ashabın cennettesiniz. Sen ve şian cennettesiniz. Ancak bir topluluk seni sevdiğini iddia eder, İslam’ı ikiye katlarlar, sonra ondan ayrılırlar. Kur’ân'ı okurlar, okudukları gırtlaklarını geçmez. Onlara “Rafıza” denilir. Onlara yetişirsen onlarla cihad et, zira onlar müşriklerdir.” Dedim ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Onların alameti nedir?” Buyurdu ki:

Cum’a ve cemaate katılmazlar ve ilk selefe dil uzatırlar.”[1]

Öncelikle “Niçin bu hadisi Rafizilere karşı hiç kimse kullanmadı?” şeklinde soru yersizdir. Nitekim hadisin tahricine dair dipnotlarda İmam Ahmed’in Fadailu’s-Sahabe, Acurri’nin eş-Şeria, el-Lalkai’nin İtikad, İbn Ebi Asım’ın es-Sunne, Muhibbu’t-Taberi’nin Riyadu’n-Nadra kitaplarında rivayetin yeri gösterilmiştir ki bu kitaplarda Rafizilere reddiye olarak bu rivayet zikredilmiştir. Hatta Aliyyu’l-Kari, Şemmu’l-Avariz Fi Zemmi’r-Ravafiz adında bir risale yazmış, bu konuda gelen rivayetleri bu risalede toplamıştır.

İkinci olarak: bu hadis hakkında “Hasen ligayrihi” hükmü zikredilmiştir. Yani hadis bu isnadla zayıftır lakin metninin bir aslının olduğunu gösteren rivayetler ile desteklenmiş demektir. Aşağıda rivayet metinleri ve tarikleri hakkında bahsedilecek inşaallah. Bu tarikler teker teker ince elemeye tabi tutulduğunda zayıflıklar vardır, bu yüzden birçok âlimler bu konudaki hadisleri zayıf görmüşlerdir. Ancak bütün tarikler bir araya getirildiğinde hadisin bir aslının olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden bir kısım âlimler bu konudaki bazı hadisleri hasen ve sahih mertebesinde değerlendirmişlerdir. Şahsen benim de tahkikimde vardığım sonuç, rivayet metinlerinin birer başlarına hüccet olmasa da rivayet yollarının bir araya gelmesiyle hasen mertebesine çıkması şeklindedir. Aşağıda dipnotlarda “Hasen ligayrihi” olarak belirttiğim tarikler şahit getirmeye elverişli olan, tariklerin bir araya gelmesiyle hasen derecesine çıkabilen rivayetlerdir. Zayıf olarak belirttiklerim ise isnad olarak çok zayıf olup, metni diğer tariklerle takviye olan rivayetlerdir.

Taberani’den naklettiğimiz yukarıdaki rivayetin isnadında Suvvar b. Mus’ab çok zayıf olup bu rivayetin isnadında ızdırap da yapmıştır. Yani Taberani’den aktardığımız bu rivayetin isnadı oldukça zayıftır. Ancak metnine şahitlik eden başka rivayetler olduğundan “Hasen ligayrihi” olduğunu zikrettim. Hadisin şahitleri şu şekildedir:

1- Ebu Ya’la Musned’inde şöyle rivayet etti:

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الْأَشَجُّ حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ عَنْ أَبِي الْجَحَّافِ دَاوُدَ بْنِ أَبِي عَوْفٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو الْهَاشِمِيِّ عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ عَلِيٍّ عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ مُحَمَّدٍ قَالَتْ نَظَرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى عَلِيٍّ فَقَالَ هَذَا فِي الْجَنَّةِ وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ قَوْمًا يَعْلَمُونَ الْإِسْلَامَ ثُمَّ يَرْفُضُونَهُ لَهُمْ نَبَزٌ يُسَمَّوْنَ ‌الرَّافِضَةَ مَنْ لَقِيَهُمْ فَلْيَقْتُلْهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ

Fatıma radiyallahu anha’dan: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Ali radiyallahu anh’e baktı ve şöyle buyurdu: 

Şu cennettedir. Onun şiası (taraftarları)ndan bir topluluk İslam’ı öğrenecek, sonra ondan ayrılacaklar. Onların isimlendirildikleri lakapları: “Rafıza”dır. Onlarla karşılaşan onları öldürsün. Zira onlar müşriklerdir.”[2]

Bu isnad görünüşte hasendir. Nitekim Ebu Ya’la Musnedinin muhakkiki Huseyn Selim Esed: “İsnadı sahih” demiştir. Heysemi ve başkaları da “Hasen” demişlerdir. Doğrusu bu hadis, zayıf bir ravi olan Telid b. Suleyman – Ebu’l-Cahhaf yoluyla gelmiştir. Telid b. Suleyman’ın künyesi Ebu İdris’tir. Bu isnadda ise “İbn İdris” şeklinde geçiyor ki bu bir hatadır. Zira İbn İdris: sika imamlardan biri olan Abdullah b. İdris olup o da Ebu Said el-Esec’in şeyhlerindendir. Yine Ebu İdris Telid b. Suleyman da Ebu Said el-Eşec’in şeyhlerindendir. Lakin muhakkik imamların tespitine göre burada tashif vardır ve Ebu İdris yerine yanlışlıkla “İbn İdris” şeklinde geçmiştir. Telid b. Suleyman da bu isnadda tek kalmamıştır. Daha başka zayıf raviler de Ebu’l-Cahhaf’tan rivayette ona mutabaat etmişlerdir. Neticede bu isnadda zayıflık olsa da şahit ve takviye getirmeye elverişlidir.

2- İbn Ebi Asım es-Sunne’de şöyle rivayet etti:

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ مَيْمُونٍ حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ مُحَمَّدُ بْنُ أَسْعَدَ التَّغْلِبِيُّ حَدَّثَنَا عَبْثَرُ بْنُ الْقَاسِمِ أَبُو زُبَيْدٍ عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ عَنْ عَلِيٍّ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَيَأْتِي بَعْدِي قَوْمٌ لَهُمْ نَبَزٌ يُقَالُ لَهُمُ الرَّافِضَةُ، فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْعَلَامَةُ فِيهِمْ؟ قَالَ يُقَرِّضُونَكَ بِمَا لَيْسَ فِيكَ وَيَطْعَنُونَ عَلَى أَصْحَابِي وَيَشْتُمُونَهُمْ

“Ali radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 

Benden sonra ileride lakapları olan ve “Rafıza” denilen bir topluluk olacak. Onlarla karşılaştığınız zaman onları öldürün. Zira onlar müşriklerdir.” Ben dedim ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Onların alameti nedir?” Buyurdu ki:

Sende olmayan şeyle seni överler ve ashabıma hakaret edip söverler.”[3]

Bu isnadda Ebu Said et-Taglebî leyyindir. Hadis şahit ve mutabaata elverişlidir.

3- İbn Bişran Emali’de şöyle rivayet etti:

أَخْبَرَنَا حَمْزَةُ ثنا عَبْدُ اللَّهِ ثنا شَبَابَةُ ثنا فُضَيْلُ بْنُ مَرْزُوقٍ عَنْ أَبِي جَنَابٍ عَنْ أَبِي سُلَيْمَانَ الْهَمْدَانِيِّ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَهُ إِنْ سَرَّكَ أَنْ تَكُونَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَإِنَّ قَوْمًا يَنْتَحِلُونَ حُبَّكَ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ لَهُمْ نَبَزٌ يُقَالُ لَهُمْ الرَّافِضَةُ فَإِنْ أَدْرَكْتَهُمْ فَجَاهِدْهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ

 “Ali radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

Eğer seni cennet ehlinden olmak sevindiriyorsa muhakkak bir kavim senin sevgini iddia edecek, Kur’an’ı okuyacaklar ve okudukları gırtlaklarını geçmeyecek. Onların lakapları vardır, onlara Rafıza denilecek. Eğer onlara yetişirsen onlarla cihad et. Zira onlar müşriklerdir.”[4]

Begavi: “İsnadında şüphe var” demiştir. Ebu Cennab el-Kelbi zayıftır. Ebu Suleym el-Hemedani ve babası cerh ve ta’dil olarak durumları bilinmeyen kimselerdir.  Bu tarikin zayıflığı şiddetlidir.

4- İmam Ahmed Fadailu’s-Sahabe’de şöyle rivayet etti:

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ قَالَ أَخْبَرَنِي خَالِي قَالَ أنا أَبُو مُعَاوِيَةَ الضَّرِيرُ مُحَمَّدُ بْنُ خَازِمٍ قَالَ أنا أَبُو جَنَابٍ الْكَلْبِيُّ عَنْ أَبِي سُلَيْمَانَ الْهَمْدَانِيِّ قَالَ قَالَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ يَأْتِي قَوْمٌ بَعْدَنَا يَنْتَحِلُونَ شِيعَتَنَا وَلَيْسُوا بِشِيعَتِنَا لَهُمْ نَبَزُوا آيَةً ذَلِكَ أَنَّهُمْ يَشْتِمُونَ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ

“Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh dedi ki “Bizden sonra bir topluluk gelecek, bizim taraftarlığımızı iddia edecekler. Hâlbuki onlar bizim taraftarımız değillerdir. Onları alamet olan lakapları vardır. Çünkü onlar Ebu Bekr ve Ömer’e (radıyallahu anhuma) söverler. Onlarla karşılaştığınızda onları öldürün. Zira onlar müşriklerdir.”[5]

Hükmen merfudur. Yine bunun da isnadında Ebu Cennab el-Kelbi vardır. Ebu Suleyman el-Hemedani mesturdur.

5- Ebu Nuaym şöyle rivayet etti:

حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ قَالَ ثنا عَلِيُّ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الصَّفَّارُ الْبَغْدَادِيُّ قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو عِصْمَةَ عِصَامُ بْنُ الْحَكَمِ الْعُكْبِرِيُّ قَالَ ثنا جَمِيعُ بْنُ عَبْدِ اللهِ الْبَصْرِيُّ قَالَ ثنا سَوَّارٌ الْهَمْدَانِيُّ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُحَادَةَ عَنِ الشَّعْبِيِّ عَنْ عَلِيٍّ قَالَ قَالَ لِيَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَإِنَّكَ شِيعَتَكَ فِي الْجَنَّةِ وَسَيَأْتِي قَوْمٌ لَهُمْ نَبْزٌ يُقَالُ لَهُمُ الرَّافِضَةُ فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ

“Ali radıyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: 

Muhakkak ki sen ve taraftarların cennettesiniz. İleride lakapları olan ve kendilerine “Rafıza” denilen bir topluluk gelecektir. Onlarla karşılaştığınız zaman onları öldürün. Zira onlar müşriklerdir.”[6]

Bunun isnadında Suvvar b. Mus'ab el-Hemedani çok zayıftır.

6- İbn Ebi Asım şöyle rivayet etti:

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ الْمُتَوَكِّلِ أَبُو عُقَيْلٍ ، حَدَّثَنَا كَثِيرُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ أَبُو إِسْمَاعِيلَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَسَنِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَكُونُ قَوْمٌ يُسَمَّوْنَ الرَّافِضَةَ يَرْفُضُونَ الإِسْلامَ

Ali radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 

Rafıza denilen bir kavim olacak, İslam’dan ayrılacaklar.” Diğer lafzı şöyledir:

يَظْهَرُ فِي أُمَّتِي آخِرَ الزَّمَانِ قَوْمٌ يُسَمَّوْنَ الرَّافِضَةَ بُرَآءُ مِنَ الْإِسْلَامِ

 Ümmetimde ahir zamanda “Rafıza” denilen bir topluluk ortaya çıkar. Onlar İslam’dan uzaktırlar.”[7]

Bunun isnadında tek kalan Kesir b. İsmail en-Nevvâ zayıftır. Yahya b. El-Mutevekkil’e ise Beyhakî’nin rivayetinde Ebu Sehl yoluyla mutabaat gelmiştir. Neticede bu tarik şahit ve mutabaata elverişlidir.

7- El-Lalekâi şöyle rivayet etmiştir:

أنا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أنا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْبَغَوِيُّ قَالَ نا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ قَالَ نا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ عَنْ حَمَّادِ بْنِ كَيْسَانَ عَنْ أَبِيهِ وَكَانَتْ تَحْتَهُ سَرِيَّةٌ لِعَلِيٍّ سَمِعْتُ عَلِيًّا يَقُولُ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ لَهُمْ نَبَزٌ يُسَمَّوْنَ الرَّافِضَةَ يَرْفُضُونَ الْإِسْلَامَ فَاقْتُلُوهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ

Ali radıyallahu anh dedi ki: “Ahir zamanda lakapları olan ve “Rafıza” diye isimlendirilen bir topluluk olacak. Onlar İslam’dan ayrılacaklar. Onlarla savaşın, zira onlar müşriklerdir.”[8]

Bu isnadda Hammad b. Keysan ve babasının cerh ve ta’dil olarak durumları meçhuldür. Metni hükmen merfudur.

8- Ebu’ş-Şeyh şöyle rivayet etti:

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ نَصْرٍ وَالْفَرْقَدِيُّ قَالَا ثنا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَمْرٍو قَالَ ثنا عُثْمَانُ بْنُ غَالِبٍ عَنْ أَبِي الْجَحَّافِ عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ عَنْ فَاطِمَةَ الصُّغْرَى عَنْ فَاطِمَةَ الْكُبْرَى قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ لِعَلِيٍّ يَا عَلِيُّ إِنَّ قَوْمًا مِنْ شِيعَتِكَ مِمَّنْ يُحِبُّكَ لَيُصَغِّرُونَ الْإِسْلَامَ ثُمَّ يَلْفُظُونَهُ لَهُمْ نَبْرٌ يُعْرَفُونَ بِهِ يُقَالَ لَهُمُ الرَّافِضَةُ فَإِنْ أَدْرَكْتَهُمْ فَاقْتُلْهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ

“Fatıma radıyallahu anha’dan: Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem Ali Radıyallahu anh’e buyurdu ki; 

Ey Ali! Senin taraftarlarından seni seven, fakat İslam’ı küçümseyen bir topluluk onu terk edip bir tarafa atacaklar. Onların kendisiyle tanındıkları lakapları vardır. Onlara “Rafıza” denilecektir. Eğer onlara yetişirsen, onlarla savaş! Zira onlar müşriktirler.”[9]

İsnadında İsmail b. Amr zayıftır. Bu tarik, Şahit ve mutabaata elverişlidir.

9- Beyhakî Delail’de şöyle rivayet etti:

أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ اللهِ الْحَافِظُ حَدَّثَنَا أَبُو الْعَبَّاسِ مُحَمَّدُ بْنُ يَعْقُوبَ حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمُؤَدِّبُ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ زَيْدٍ عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ تَمِيمٍ عَنْ مَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ يُسَمَّوْنَ الرَّافِضَةَ يَرْفُضُونَ الْإِسْلَامَ وَيَلْفِظُونَهُ فَاقْتُلُوهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ

İbni Abbas radıyallahu anhuma’dan; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

Ahir zamanda “Rafıza” diye anılan, İslam’ı terk edip ondan ayrılan bir topluluk zuhur edecek. Onları gördüğünüzde onlarla savaşın. Zira onlar müşriktir.”[10]

İsnadında Haccac b. Temim zayıftır. Ebu’l-Hasen es-Saka’nın rivayetinde zayıf bir ravi olan Furat b. Es-Saib Haccac’a mutabaat etmiştir. Bu tarik şahit ve mutabaata elverişlidir.

10- İmam el-Acurri eş-Şeria’da şöyle rivayet etti:

أَنْبَأَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَالِحٍ الْبُخَارِيُّ قَالَ حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ أَبِي بَزَّةَ قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُعَاوِيَةَ قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَابِقٍ الْمَدِينِيُّ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ عَنْ أَبِيهِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَا عَلِيُّ أَنْتَ فِي الْجَنَّةِ ثَلَاثًا قَالَهَا وَسَيَأْتِي مِنْ بَعْدِي قَوْمٌ لَهُمْ نُبُزٌ , يُقَالُ  لَهُمُ الرَّافِضَةُ فَإِذَا لَقِيتَهُمْ فَاقْتُلْهُمْ فَإِنَّهُمْ مُشْرِكُونَ قَالَ وَمَا عَلَامَتُهُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ لَا يَرَوْنَ جُمُعَةً وَلَا جَمَاعَةً , يَشْتُمُونَ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ

İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

Ey Ali! Sen cennettesin. (bunu üç defa söyledi) benden sonra bir kavim gelecek ki onların bir lakabı vardır. Onlara rafıza denilecektir. Onlarla karşılaşırsanız öldürün. Zira onlar müşriklerdir.”

“Onların alameti nedir ey Allah’ın rasulü?” diye sorunca şöyle buyurdu:

Cuma ve cemaati farz görmezler, Ebu Bekr ve Ömere hakaret ederler.”[11]

Bunun isnadında Yahya b. Sabık el-Medini zayıftır. Bu tarik şahit ve mutabaata elverişlidir.

11- İbn Ebî Şeybe şöyle rivayet etti:

حَدَّثَنَا وَكِيعٌ عَنْ حَمَّادٍ عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ أَبِي حَيْوَةَ قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا يَقُولُ يَهْلِكُ فِي رَجُلَانِ مُفْرِطٌ فِي حُبِّي وَمُفْرِطٌ فِي بُغْضِي

Ali radıyallahu anh dedi ki: “Benim hakkımda iki tür kişi helak olur: Beni sevmekte aşırı giden ve bana buğz etmekte aşırı giden.”[12]

Bu isnad hasendir ve hükmen merfudur. Daha önce geçen rivayetlerin bir aslının olduğunu desteklermektedir. Allah en iyi bilendir.



[1] Hasen ligayrihi. Taberani Evsat (6605) Ahmed Fazailu’s-Sahabe (1115) Darekutni el-İlel (15/182) Acurri Şeria (1933) İbn Ebi Asım es-Sunne (980) İbnu’l-A’rabi Mu’cem (1548) Hatib Tarihu’l-Bağdat (12/358) el-Muhlisiyyat (2203) el-Lalkai İtikad (2802) İbn Asakir Tarih (42/334) Muhibbu’t-Taberi Rıyadu’n-Nadra (1/364)

[2] Hasen ligayrihi. Ebû Ya'lâ (12/116) İbnu’l-A’rabi Mu’cem (1549) Darekutni el-İlel (3934) Ebu Abdillah el-Hâkim Fadailu Fatima (228) Acurri eş-Şeria (2006, 2007) Hatib Muvazzahu Evham (1/51) İbn Asakir Tarih (69/175)

[3] Hasen ligayrihi. İbn Ebi Asım es-Sunne (979) Acurri eş-Şeria (1936) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1272) Bezzar (2/139) Ahmed (1/103) İbn Ahmed es-Sünne (2/546) Ebu Ya’la (6749)  Bezzar (2/139) Taberani (6/355) Hatib Tarih (12/358) Taberi Riyadu’n-Nadra (1/364) Ebu Nuaym Hilye (4/329) Ebu Amr ed-Dani Sunenu’l-Varide Fi’l-Fiten (279) İbn Cevzi İlel (1/164)

[4] Zayıf. Begavi Mealimu’t-Tenzil (7/328) İbn Bişran Emali (500) İbnu’l-Arabi Mu’cem (1539) Ebu Ahmed el-Hakim el-Kuna (5/33) el-Lalekai (2803, 2807)

[5] Zayıf. Ahmed Fadailu’s-Sahabe (703)

[6] Zayıf. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (4/329)

[7] Hasen ligayrihi. İbn Ebi Asım es-Sunne (978) İbnul Arabi Mu’cem (1546-47) Buhari Tarih (1/279) Ahmed (1/103) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1268-70) Acurri eş-Şeria (1938) Bezzar (2/138) İbn Bişran Emali (499) Ebu Amr ed-Dani Sunenu’l-Varide Fi’l-Fiten (277) Hatib Tarih (5/243) Hatib Muvazzahu Evham (2/368) İbn Adiy el-Kamil (7/207) Dineveri el-Mucalese (2576) Beyhakî Delail (6/547) Ebu Tahir es-Silefi Tuyuriyyat (363) İbn Cevzi İlel (1/163) İbn Teymiyye Sarimu’l-Meslul (582)

[8] Zayıf. El-Lalekai (2806)

[9] Hasen ligayrihi. Ebu’ş-Şeyh Tabakat (2/74, 4/122 no: 258, 1202) Darekutni el-İlel (15/181) Ebu Ya’la (6749) Taberani (1/319) Abdullah b. Ahmed es-Sünne (2/548) Deylemi (8301) Acurri eş-Şeria (1934) Lalkai Şerhu Usuli’l-İtikad (6/372) Hatib Muvazzahu Evham (1/51) Allame ed-Dani Sünenü’l-Varide Fi’l-Fiten (3/616) İbni Adiy el-Kamil (3/83) Muhibbu’t-Taberi Rıyadu’n-Nadra (1/363, 385) Metalibu’l-Aliye (2974) Mecmau’z-Zevaid (9/131, 10/22) Zehebi Mizanu’l-İtidal (2/18)

[10] Hasen ligayrihi. Beyhakî Delail (6/548) Ahmed Fadailu’s-Sahabe (651, 702) Ebu Ya’la (4/459 no: 2586, 6749) Bezzar (Keşful Estar 2777) Taberani (12/242) Abd b. Humeyd (1/232 no:698) İbn Ebi Asım es-Sunne (2/475 no: 981) Sa’lebî el-Keşfu ve’l-Beyan (9/67) İbnu’l-A’rabi Mu’cem (1544) Haris b. Ebi Usame Müsned (1043) Ebu Nuaym Hilye (4/95) Ebu’l-Hasen es-Saka Meclis (25) Heysemi Mecmau’z-Zevaid (10/22) Metalibu’l-Aliye (2973)  İbn Cevzi İlel (1/160) Muhibbu’t-Taberi Rıyadu’n-Nadra (1/364) Elbani Zılalu’l-Cenne (981)

[11] Hasen ligayrihi. Acurri eş-Şeria (1932) Salebi el-Keşfu ve’l-Beyan (9/67) İbn Asakir Tarih (42/335)

[12] Hasen. İbn Ebi Şeybe (6/374) İbnu’l-A’rabi Mu’cem (1422, 1552) Ahmed Fazailu’s-Sahabe (951, 964) Hâkim (3/132) İbn Ebi Asım es-Sunne (984, 986, 987, 1005) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1337-39) Acurri eş-Şeria (2034) Haraiti İtilalu’l-Kulub (372) Heysem b. Kuleyb eş-Şaşi Musned (3/424) Cuz’ul-Himyeri (4) el-Lalkai İtikad (2680) Hallal es-Sunne (362, 797) Belazuri Ensabu’l-Eşraf (2/119) İbn Asakir Tarih (42/296, 297) Elbani hasen dedi.

5 Ağustos 2022 Cuma

İnsanlığın Şirke Düşmesinin En Büyük Vesilesi: Bilimcilik


Bilim, gözlemleyebildiğimiz evrenin deneysel, mantıksal ve gözlemlere dayanarak açıklanabilmesidir. En önemli sayılan bilim dallarından bazıları matematik, geometri, gök bilimi ve tıptır.

İnsanlığın tarihi düşünülecek olursa şeytanın yoluna girmiş yapılar daima bu bilim dallarını kendilerine şiar edinmişler, illüminati, masonluk vb. yapılar bu bilim dallarının simgelerini sembol edinmişlerdir.

İslam Allah’tan rasulleri vasıtasıyla gelen vahye teslimiyet dinidir. Bilim adına uydurulan bilim dini ise vahye teslim olmamak için gerekçeler ve formüller uydurmayı gaye edinmiştir.

Allah’ın rasul ve nebileri ise insanlara bilimin metotlarıyla somut olarak kanıtlanamayan gaybî bir takım şeylere iman davetiyle gelmişlerdir. Bu yüzden dinsiz filozoflar, nebileri devre dışı bırakmak için: “Allah ile kul arasına kimse giremez” sözünü uydurmuşlardır ki, bugün “Deizm” denilen sapkın ve yaygın küfrün temeli de bu sözdür. Bu söz, Allah’a ibadette aracı edinmemek konusunda doğru bir söz olsa da, dinsiz felsefecilerin kastettikleri bu mana değildi. Onlar, bu sözü nebilerin tebliğ ettikleri vahyi devre dışı bırakmak için ilke edinmişlerdi.

İlk şirk ve küfür bilim ve mantık öne sürülerek işlendi! İblis’e Adem aleyhi's-selâm’a secde etmesi emredildiğinde bunu bilimsel ve mantığa uygun bulmadı! Ona göre ateşten yaratılan, topraktan yaratılandan üstün idi! Hatta nur, hem ateşten hem de topraktan üstün olmasına rağmen Meleklerin Adem’e secde etmeleri ona göre daha da mantık dışı olmalıydı! Allah Azze ve Celle buyurdu ki:

"Sana emrettiğim halde seni secde etmekten alıkoyan nedir?” buyurduğu zaman, “Ben ondan daha üstünüm, çünkü beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın” dedi” (A’raf 12)

Hani biz meleklere: “Âdem’e secde edin!” demiştik de hemen secde ettiler. İblis müstesna. Kaçındı, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.” (Bakara 34)

Adem aleyhi's-selâm’ın iki oğlunun kıssasında katil olan kardeş, kendince mantıklı bulduğu sebeplerle isyan etmedi mi?

Tapınmak için putlar edinme ihtiyacı “Allah’ı göremiyoruz, bu yüzden Allah’a yakınlaşmak için O’nu temsil eden, görebildiğimiz bir varlığa ibadet sunalım” düşüncesiyle ortaya çıkmıştır. “O'nun dışında dostlar edinenler: “Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz” derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir.” (Zümer 3)

Nuh aleyhi's-selâm kavmini tufana karşı uyardığı zaman, insanlar bunu mantıklı ve bilimsel bulmadılar. " Hatta gemi inşa etmeye başladığı zaman onu saçmalamakla ve deli olmakla suçladılar. Çünkü onlara göre bu hiç bilimsel ve mantıki bir davranış değildi!

Nuh’a vahyedildi: “Kavminden daha evvel iman etmiş olanlardan başkası asla iman etmeyecektir. O halde işlediklerine tasalanma. Gözümüzün önünde ve vahyimizle gemiyi yap, Zulmedenler konusunda bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır. Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. Dedi ki: “Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz” dedi. “Artık kendisini rezil edecek azabın kime gelip çatacağını ve kalıcı azabın da kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.” Nihayet emrimiz gelip de tandır feveran ettiğinde dedik ki: “Her birinden iki çift ve aleyhinde söz geçmiş olanlar hariç aileni ve iman edenleri ona yükle.” Zaten onunla birlikte ancak çok az kimse iman etmişti.” (Hud 36-40)

İbrahim aleyhi's-selâm, gök cisimlerinin ve varlıkların bizzat tesir edici olduğuna inanan bir kavme tebliğde bulunmuştu. O zamanın insanlarının çoğunluğu da görüp şahit oldukları şeyleri bilimsel bularak İbrahim aleyhi's-selâm’a ve davetine karşı çıktılar. Allah Azze ve Celle ateşin bizzat yakıcı olmadığını İbrahim aleyhi's-selâm içiin gösterdi.  

Musa aleyhi's-selâm sihiri bilimsel dayanak edinmiş bir kavme tebliğde bulundu, Allah Azze ve Celle onun elinde sihirbazların düzenini yıktı.

İsa aleyhi's-selâm tıbbı put edinmiş bir kavme tebliğde bulundu. Allah Azze ve Celle onun elinde tıbbın çare bulamadığı abraşlara, körlere şifa verdi, onun eliyle ölüleri diriltti. Bilimselliği öne sürenlere karşı hiç de bilimsel olmayan mucizeler zuhur etti.

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bir gece Mekke’den Mescidu’l-Aksa’ya götürüldüğünü (isra), sonra semâlara çıkarıldığını (mi’rac) anlatttığında bunu hiç de bilimsel ve mantıki bulmayan müşrikler alay etmişler, imanı zayıf kimseler de dinden dönmüşlerdi!

Sonra bilim felsefecileri İslam’ın yükselen ihtişamı karşısında kendilerini Müslüman kimliğiyle tanımlayarak felsefelerine devam ettiler. Cehmîler, Kur’ân ve sünnette bildirilen Allah’ın sıfatlarını kabullenemediler ve inkar ettiler! Allah’ın semada arşının üzerinde oluşunu inkar ettiler, kelamını, konuşmasını inkar ettiler ve diğer birçok sıfatlarını inkar ettiler. Onlardan etkilenen Mu’tezile, Eşariler ve Maturdiler de “tevil” bahanesiyle bu sıfatların hakikatlerinin içini boşalttılar. Sıfatları lafız olarak kabul etmiş görünseler de mana olarak kendilerince daha bilimsel olan tahrifler yaptılar. Çünkü onlara göre ashab ve tabiinden selefin bu sıfatlara teslim oluşları bilimsel değildi(!)

Ebu Hanife’nin öğrencilerinden Bişr el-Merisi’nin elebaşı olduğu “Kur’ân’ın mahluk olduğu” iddiası da Merisi’nin hocasından devraldığı aynı sapık bilim felsefesinin ürünüdür. Zira Kur’ân’ın mahluk olduğunu iddia etmek demek, Kur’ânın hem lafız hem de mana olarak Allah’ın sözleri olduğunu inkar etmek demektir ve bunun manası şudur: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kendi asrında bir anlayışla ilahi emirleri uygulamışsa da, farklı zamanlarda ve farklı mekanlarda daha farklı şekillerde anlaşılıp yorumlanması mümkündür(!) Halbuki bu düşünce küfrün ta kendisidir, Allah’ın emir ve yasaklarını devre dışı bırakıp onun yerine beşer mahsulü yeni hükümler ve dinler uydurabilmenin ta kendisidir! Bugün yeryüzünde Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla hükmedilmesine bu düşünce dayanak olmamış mıdır? Cumhuriyet ve Demokrasi gibi son derece sapıkça yönetim şekilleri uygulanarak insanlık sefalet ve rezalet içinde yaşamamışlar mıdır? Lut aleyhi's-selâm’ın kavminin çoğunluğu (cumhuriyeti) cinsel sapkınlıkları mantıklı bulmuşlardı, Şuayb aleyhi's-selâm’ın kavminin çoğunluğu (cumhuriyeti) ahlaksızlıkları, hukuksuzlukları, hilecilği mantıklı buluyor, kendilerine uymayanları kınıyor ve cezalandırıyorlardı. KOKUŞMUŞ CAHİLİYYE HÜKMÜNÜ İSTEYENLER!

Allah’ın rasul ve nebilerinin kavimleriyle yaşadıklarını ibret gözüyle tefekkür edenler çok daha fazlasını bulurlar.

Tarih boyunca her türlü sapıklığın arkasında iblis ve avanesi vardır ve her dönemde benzer malzemeleri kullanarak insanları saptırmaktadırlar. Yeryüzünde aslen iki din vardır: İslam ve Satanizm. Satanizm şeytana kulluk etmektir. İblis ve şeytanları her dönemde batıl dinler uydurmuş ve hak dinleri de tahrif etmişlerdir. Dolayısıyla paganizm ve uzantısı bâtıl dinlerin yanısıra, hak dinlerin şemsiyesi altında tahriflerle dindenmiş gibi gösterdiği; determinizm, fundamentalizm, pragmatizm, spiritüalizm ve buna benzer felsefeleri de dinlerin mensuplarına sureti haktan göstererek sokuşturmuştur.  Kaderiyye, Cebriye, Mürcie, Haricilik, Rafizilik, Mu’tezile, Cehmilik, Sufilik, Mücessime, Eşarilik, Maturidilik, Mufevvida gibi İslam ehli arasında boy gösteren bütün sapmalar da İblisin ve avanesinin müdahaleleri ile “bilimsel ve mantıklı” görülen felsefelerin sonucunda ortaya çıkmışlardır.

Son günlerde bilimi put edinenler, tıp dalında şeytanın saptırmalarıyla yol almaktadırlar. Kanser, diyabet, kızamık, dizanteri, hepatit, kovit gibi birçok uydurma hastalıklarla şeytan insanları korkutmakta, şeytana râm olmuş doktorların dili üzerinden insanların nazarında varlıkların (virüslerin, zehirlerin, ilaçların vb.) bizzat tesir edici olduğu inancı empoze edilmekte, hastalıkları ve şifayı yaratanın Allah olduğu hakikati alabildiğine gizlenmekte ve böyle bir inanç “bilim dışı” olarak lanse edilmektedir! Nitekim bütün hadis kitaplarında geçen “Hastalık bulaşması yoktur” mütevatir hadisine rağmen insanlar virüs diye bir şeyin varlığına ve hastalıkların bulaştığına inandırılmış, Allah’ın cümle mahlukat üzerindeki tasarrufuna olan inanç geçersiz kılınmış, Allah’ın dışında korkulan ve kendisinden şifa umulan varlıklar icad edilmiş, bu batıl ve şirk inanışlar doğrultusunda insanlar cemaatle namazları, haccı, umreyi yasaklamış, yüzlerine iblise kulluğun nişanesi olan maskeler takılmıştır.

İblis’in son hamlesi Deccal’in yanında da bilimsel malzemeler olacak! Güya bilim Deccal’in yanında olacak! Çoğunluk ve cumhuriyetler Deccalin ordusu olacak.

Lakin iman edenler bilirler ki nice azınlıklar Allah’ın izni ve yardımıyla kahir ekseriyetlere gâlip gelmiştir ve öyle de olacaktır.

Çünkü iman edenler yalnız gözleriyle görüp kulaklarıyla işittiklerine değil, Rahman’dan gelen gaybe de iman edenlerdir.

İbrahim aleyhi's-selâm’a ateşi serin ve selamet kılan, denizi Musa aleyhi's-selâm’a yarıp Firavunu boğan, tabiplerin aciz kaldıkları Eyyub aleyhi's-selâm’a şifa veren, Yusuf aleyhi's-selâm’ı zindandan kurtarıp Mısır’a sultan yapan, Suleyman aleyhi's-selâm’a mahlukatı musahhar kılan, Mekke’de zillet içinde ezilen Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i alemlere üstün kılan Allah’a iman edenlerdir.

Her şeyden mühimi, dünyanın fani olduğuna, cennet ve cehennemin bâki olduğuna iman edenlerdir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)