Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

19 Kasım 2012 Pazartesi

Çocuklarımızı Küfür Rejimlerine Yem Etmeyelim!

Demokrasi çığırtkanlarının iktidara gelmesiyle Türkiyede yaşayan tevhid ehli müslüman azınlığın dinlerinin gereğine göre yaşama imkanları, kemalist kafirlerin iktidarlarında dahi olduğundan daha fazla sorunlu hale gelmiştir. 
Herhangi bir müslümanı tekfir ettiğimizi veya harici akidesinden en ufak bir şaibe taşıdığımızı - Allaha hamd olsun - ispat edemedikleri halde sağda solda "bunlar harici", "gizli tekfirci" gibi yaygaralarla - ki bunlara ancak "it ürür kervan yürür" deyip geçiyoruz - müslümanları, üzerlerine farz olan mücadelelerden alıkoymaya çalışan, kendilerini "selefî" gibi tanıtan, memurların ve çalışanların sakal bırakmak gibi farzları yerine getirmelerine engel olarak 
"Siz bu işinizde çalışmaya devam ederseniz, İslama ve müslümanlara daha faydalı olursunuz, sakal bırakırsanız, yahut put karşısında saygı duruşu vs. yapmazsanız işten atılırsınız" gibi yalanlarla şeytanın sözcülüğünü yapan, diktatör rejimlerin korku politikasını müslümanlar üzerinde deneyen ve kadere imandan engelleyen, istihbarat örgütleriyle işbirliği içine girip müslümanları içten yıkmak isteyen bînamaz münafıkların ve poster yıldızı, video artisti şaklaban davetçi müsveddelerinin iddialarının aksine, zaman kaybetmeden, mevcut iktidarın anayasa üzerinde oynamalar yaparak tuzağa düşmelerinden önce, çocuklar ve okul meselesinde hukukî mücadelelerin verilmesi gerekmektedir. 
Okullar ve devlet aşağıda zikredeceğim sorunları halletmedikleri sürece, çocukları okula göndermeye zorlamakla anayasa suçu işlemektedirler. Anayasa 24. madde gereği olarak herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir. Neye nasıl inandığından kimse sorgulanamaz. Müslümanlar, okullarda işlenen bu anayasa suçuna karşı hukuki mücadeleyi vermek zorundadırlar. Aksi takdirde çocuklarını ebu cehillere teslim etmekle Kitap ve sünnete aykırı hususlarda taguta itaat etmiş olurlar.
Bu konuda verilecek dilekçelerde şu hususlar belirtilmelidir:
1- Okul kıyafeti olarak şart koşulan giysiler hem erkeklerin, hem kızların tesettürüne aykırıdır.
2- And töreni, istiklal marşında saygı duruşu, milli bayramlara katılmak bizim inancımızda şirktir.
(Müslümanın bu hususta "Bu demokrasiye uymaz" gibi kaypakça söylemlerden sakınması gerekir. Bilakis, demokrasiye uysa da, uymasa da, bizler yalnızca Allah'ın hükümlerine uyup uymadığını gözetiriz. Kişinin inancının gereği olan hususlarda çekineceği, korkacağı, utanacağı bir şey yoktur.)
3- Okul önlerinde ve sınıflarda M. Kemal büst ve resimleri bulunmaktadır. Allah'tan gayrına tapılan mekanlara gitmeye çocuklarımızı nasıl zorlayabiliriz?
4- Teneffüs zillerinde müzik çalınması, resim derslerinde canlı sureti yapılması, müzik derslerinde şeytan işi çalgılar ve şarkılar, beden eğitimi derslerinde tesettürün ihlali inancımıza aykırıdır. Fen bilgisi derslerinde dünyanın yuvarlak olduğu, döndüğü, güneşin sabit olduğu gibi batıl ve çağdışı bilgiler dayatılmaktadır. Din derslerinde ve imam hatip okullarında maturidilik, eşarilik, hanefilik, malikilik, hanbelilik, şafiilik gibi sapık mezhepler hak mezhep gibi takdim edilmekte, mutezile, alevilik ve mürcielik esasına dayalı din anlayışı empoze edilmektedir.
5-Çocuklarımızın akidesi bozuk, sünnet inkarcısı, laik, demokrasi taraftarı, kafir ya da fasık öğretmenlerden ders almasını, Allah'ın buğzettiği insanlara sevgi beslemelerini yahut minnet duymalarını istemiyoruz.
6- Öğretmenler için ayağa kalkmak inancımıza aykırıdır.
7- Sınıflar kız-erkek karışıktır. Bu şekilde sınıflara çocuklarımızı sokmak inancımıza aykırıdır.
8- Okullarda okutulan müfredatların hiçbirini benimsememekteyiz. Bunlar ne bize aittir, ne de bize hitap etmektedir.
9- Namaz vakitleri konusunda esneklik gösterilmemektedir.
Bu sayılan unsurlar ve benzerleri okullarda mevcut olmasına rağmen çocuklarımızı okula göndermeye zorlanmamız, anayasal bir suçtur. Bu problemlerin giderilmesine güç yetiremiyorlarsa, bizden alınan vergilerden ödenek ayrılarak, kendi okul projemize devletin maddi imkanlar sağlaması zorunludur. 
Bu sorunlarla mücadele mutlaka ve mutlaka ilkokul çağlarından itibaren başlamalıdır. "Çocuk henüz büluğa ermedi ki" diyen tufeylileri muhatap alma mecburiyetimiz yoktur.

18 Kasım 2012 Pazar

İfrad Haccı Nesh mi Olundu?

İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Yanında hediy kurbanı getirmemiş olan kimse ihramdan çıksın! Kıyamet gününe kadar umre, hacca dahil olmuştur” (Ahmed (1/236) Muslim (1241)
 
 
Şeyh el-Elbani rahimehullah şöyle demiştir: “Beraberinde kurbanlık hayvan götürmeyen herkesin, üç hac ayında umre için telbiye getirmesi gerekir. İfrad ya da kıran haccı yapmak üzere telbiye getiren kimse, daha sonra Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in umrenin hacca dahil kılınması konusundaki emrini öğrenirse, Mekke’ye ulaşıp Safa ve Merve arasında sa’y etmiş olsa bile hemen bu emri yerine getirmelidir. Ardından ihramdan çıkar ve terviye günü (Zulhicce ayının sekizinci günü) hac için telbiye getirir.” (El-Elbani, Menasiku’l-Hac ve’l-Umre (s.13-14)
Derim ki: Şeyh Elbani rahimehullah’ın sözlerinden sanki ifrad haccının neshedildiği gibi bir mana anlaşılmaktadır. Ancak Şeyh Elbâni neshten açıkça bahsetmemiştir. Yalnızca yanında kurban getirmemiş kimsenin haccını temettuya çevirmesinin emredildiğine işaret etmiştir. Şayet bu ibareden ifrad haccı yapmanın caiz olmadığı kastedilmişse bu istidlalde şüphe vardır. Çünkü hadisin “Kıyamete kadar umre hacca dahil olmuştur” kısmı, emir değil, haber içermektedir. Bu haberin maksadı da, az sonra aktaracağım gibi, cahiliyye halkının hac aylarında umre olmayacağına dair inançlarını yıkmaktır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem veda haccında iken sahabelerden bazısı ifrad haccına da niyet etmiş, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buna karşı çıkmamış, icma da, ifrad haccının meşru olduğu şeklinde akdolunmuştur.
Aişe radıyallahu anha veda haccını anlatırken şöyle der: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile hac aylarında hac yerlerinde ve hac gecelerinde hacca niyet ederek yola çıktık. Serif denilen yerde konakladık. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ashabının yanına çıkıp: “Sizden kimin yanında hedy kurbanı yoksa ve haccını umreye çevirmek isterse (haccını feshedip) umre yapsın. Beraberinde kurbanlık getirenler bunu yapmasın” buyurdu. Bunun üzerine yanında kurbanlık getirenlerden bazıları umreye niyet etti, bazıları da bunu terk etti.” (Muslim (123/1211)
Burada açıkça görüldüğü gibi, yanında hedy kurbanı getirmemiş olan kimse ifrad haccını temettuya çevirme konusunda muhayyer bırakılmış, haccını temettuya çevirmemiş olana da karşı çıkılmamıştır.
“Kıyamete kadar umre hacca dahil olmuştur” sözünün manasına gelince, bu konuda ilim ehli dört ayrı görüş zikretmişlerse de, Allahu a’lem bunlardan tercihe layık olanı, bu sözün cahiliyye inancını yıkmak için söylenmiş olmasıdır. Nitekim İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir: “Hac aylarında umre yapmak yeryüzündeki en büyük çirkinliklerden biri olarak görülürdü. Muharrem ayı yerine Safer ayını haram aylardan sayarlar ve “Devenin arkasındaki yara iyileşir, izi de kaybolduktan sonra Safer ayı da çıkarsa işte o zaman umre yapmak isteyen için ancak bu durumda helal olur” derlerdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı, Zilhicce’nin dördüncü gecesinin sabahı hac için telbiye ederek geldiler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına umre yapmalarını emretti. Hac aylarında umre yapmak kötü karşılandığı için zorlarına gitti. Daha sonra: “Ey Allah’ın rasulü! (Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkınca) neler helal olur?” diye sordular. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Her şey” buyurdu. (Buhari (1564) Muslim (1240)

Yine bu hususu destekleyen diğer bir rivayet: Cabir radıyallahu anh’den: Peygamber r Safâ ile Merve arasında sa’y yaptıktan sonra şöyle buyurmuştur: “...Şayet hac aylarında umrenin caiz olduğunu daha önce bilseydim, beraberimde hediye kurbanlığı getirmez ve hac yerine umre yaparım. Sizden her kimin yanında hedy kurbanlığı yoksa, ihramdan çıksın ve haccını umreye çevirsin.” Bunun üzerine Süraka b. Cu’şum dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Haccı umreye çevirme işi, bu seneye mi has, yoksa ebedî mi?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem parmaklarını kenetleyip iki defa: “Umre hacca dahil olmuştur, hayır, ebedî olarak devam edecektir” buyurdu..’(Müslim, (1218).
 Ebû Muâz


 

13 Kasım 2012 Salı

Başı Olmayan Şey Suret Değildir


el-Mervezi, el-Vera (no:466) dedi ki:

قِيلَ لِأَبِي عَبْدِ اللَّهِ تَرَى لِلرَّجُلِ الْوَصِيِّ تَسْأَلُهُ الصَّبِيَّةُ أَنْ يَشْتَرِيَ لَهَا لُعْبَةً فَقَالَ إِنْ كَانَتْ صُورَةً فَلا وَذَكَرَ فِيهِ شَيْئًا قُلْتُ الصُّورَةُ أَلَيْسَ إِذا كَانَ لَهَا يدا أَوْ رِجْلٌ فَقَالَ عِكْرِمَةُ يَقُولُ كُلُّ شَيْءٍ لَهُ رَأْسٌ فَهُوَ صُورَةٌ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ فَقَدْ يُصَيِّرُونَ لَهَا صَدْرًا وَعَيْنًا وَأَنْفًا وَأَسْنَانًا قُلْتُ فَأَحَبُّ إِلَيْكَ أَنْ يَجْتَنِبَ شِرَاءَهَا قَالَ نَعَمْ
“Ebu Abdillah (Ahmed b. Hanbel)’e denildi ki: “Kız çocuğu, bakıcılarından kendisine oyuncak almasını istese ne dersin?” Ahmed dedi ki: “Eğer oyuncak suretli ise hayır. (Bu konuda bir şey zikretti.)” Dedim ki: “Eli veya ayağı olmasa da suret olur mu?” Şöyle dedi: “İkrime: “Başı olan herşey surettir” dedi. Nitekim oyuncaklara yüz, göz, burun ve dişler de yapmaya başladılar.” Dedim ki: “Bunları satmaktan kaçınmak sence daha mı uygundur?” Ahmed: “Evet” dedi.

İkrime’nin sözünü İbn Ebi Şeybe (5/208) sahih bir isnadla rivayet etmiştir. İkrime, ayrıca bu sözü Ebu Hureyre radıyallahu anh’e ve İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya dayandırarak zikretmiştir.
Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar’da (4/287) isnadıyla İkrime’den rivayet ediyor: Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki:

الصُّورَةُ الرَّأْسُ , فَكُلُّ شَيْءٍ لَيْسَ لَهُ رَأْسٌ , فَلَيْسَ بِصُورَةٍ

“Suret baştır. Başı olmayan şeyler suret değildir.” Bunun isnadında mübhem bir ravi vardır.
Ebu Davud, Mesailu Ahmed’de (1676) ve Beyhaki (7/270) sahih isnadla İkrime’den rivayet ediyor: İbn Abbas radıyallahu anhuma dedi ki:
الصُّورَةُ الرَّأْسُ فَإِذَا قُطِعَ الرَّأْسُ فَلَيْسَ بِصُورَةٍ
“Suret baştır. Baş kesilirse suret olmaz.” (Bkz.: Şeyh Mukbil, Hukmu Tasviri Zevati’l-Ervah (s.16)
İbn Abbas radıyallahu anhuma bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den merfu olarak da rivayet etmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

الصورةُ الرأسُ، فإذا قُطعَ الرأسُ فلا صورةَ
“Suret baştır. Baş kesilirse suret kalmaz.” (İsmaili, Mu’cemu’ş-Şuyuh (298) Deylemi (3870) el-Elbani es-Sahiha (1921) Şeyh Mukbil, el-Burkan (s.72)

12 Kasım 2012 Pazartesi

23 Ekim 2012 Salı

Metni ve Anlamı Tahrif Edilen Bayram Hadisi Hakkında

Son günlerde Allah rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’e nispet edilen: “Bayram insanların bayram yaptığı gündür” şeklindeki iftira yaygınlaşmış, insanların zihinlerinde “Türkiye Perşembe günü bayram yapacak, o halde Türkiye’de yaşayanlar olarak biz de Perşembe günü kurban kesebiliriz” şeklinde bir şüphe dillendirilmeye başlamıştır. Menheci bozuk olan nasipsizlerin kurban bayramı bu sene Perşembe olabilir. Lakin kitap ve sünneti kendilerine rehber edinmiş hakiki müslümanların bayramı Cuma günüdür.
Zira Allah ve rasulü bize, insanlara değil, ne pahasına olursa olsun, sadece hakka tabi olmamızı emretmiştir. Allah indinde hesap, hilale göredir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
“Sana hilalleri soruyorlar. De ki: Onlar, insanlar için ve hac için vakit ölçüleridir.” (Bakara 189)
Allah’a itaat eden insanlar vakit için hilali dikkate alanlardır. Türkiye Diyaneti gibi bâtıl ehli insanlar ise astronomik hesaplamaları dikkate almaktadırlar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise bu hesaplara uyanların bizim ümmetimize muhalefet ettiklerini bildirerek şöyle buyurmuştur:
إِنَّا أُمَّةٌ أُمِّيَّةٌ، لَا نَكْتُبُ وَلَا نَحْسُبُ، الشَّهْرُ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا» وَعَقَدَ الْإِبْهَامَ فِي الثَّالِثَةِ «وَالشَّهْرُ هَكَذَا، وَهَكَذَا، وَهَكَذَا» يَعْنِي تَمَامَ ثَلَاثِينَ
“‘Biz ümmî bir ümmetiz, ne yazarız ne de hesap ederiz. Ay, şöyle şöyledir’ dedi. ‘Yani bir defasında yirmi dokuz, bir defasında otuz gösterdi’ denmiştir.” Sahih. Buhârî (Savm, 5, 11, 13; Talak, 29); Muslim, (1080); Ebû Dâvud, (2319-2321) ve Nesâ‘î, (4/139-140).
Bu hadis, hesaba dayanılamayacağı hususunda açık bir nastır. Zira “Biz ümmi bir ümmetiz” sözü, yasaklama içermekte, kendisine tabi olan ümmetin ramazan ayını veya diğer ayları tespitte hesap yapmayacağını, kim de hesap yaparsa bu meselede ümmetten olmadığını haber vermektedir. Hatta o kimse müminlerin yolundan başkasına tabi olmuş, dinden olmayan bir iş yapmıştır. Böylece bu iş haram olmaktadır.
Şüphe: “Hadisin anlamı, hesaba itibar edilmemesini değil, hesap bilgisinin olmadığını gösteriyor. Zira “Biz yazmayız” deniliyor. Burada yazıya itibar etmeyiz demek değildir. “Yazmayız” sözü, yazı bilmeyiz demektir. Yani bu arapların işi değildir, yoksa yazıya itibar edilmeyeceği değildir”
Cevap iki açıdan olacaktır:
Birincisi: “Yazmayız” sözü, hilalin doğuşuna ve hareketlerine delalet etmesi için ayın günlerini yazmayı iptal etmekle alakalıdır. Mutlak olarak yazmayı yasaklamak kastedilmemiştir. Çünkü cümlenin devamı maksadı açıklamaktadır. Bu da: “Ay bazen otuz gün, bazen yirmi dokuz gündür” sözüdür. Bu da gösteriyor ki, kastedilen mana; hilalin tespiti için yazıya ve hesaba ihtiyaç duymayız demektir. Zira ay bazen yirmi dokuz, bazen otuz olduğu için hilalin görülmesi de farklı olacaktır.
İkincisi: Burada bilginin nefyedilmesi kastedilmemiştir. Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, okuryazarı bol olan bir topluluğa gönderilmişti. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in de Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Zeyd ve Muaviye radıyallahu anhum gibi birçok kâtipleri vardı. Yine onların arasında hesabı bilen, feraiz hesapları yapan kimseler vardı. Bu da gösteriyor ki, kastedilen o ümmetin hesap ve yazı bilmeyen topluluk olması değil, hilalin tespitinde yazı ve hesaba dayanmayı yasaklamaktır. Allah en iyi bilendir.
Bu sene Zilkade ayının 29. akşamı Zilhicce hilali görülemediğinden Zilkade ayı otuza tamamlanmış, Zilhice ayının ilk gününün akşamında da hilal Türkiye’den iki gecelik olarak görülmüştür. Böylece Zilhicce ayının 10. Günü olan kurban bayramı’nın Cuma gününe tevafuk etmesi netleşmiştir. Asronomik hesaplara dayanan dalavereciler ise dünyanın bilmem neresinde zilhicce hilalinin görülme imkanı ihtimaline dayanarak Diyaneti haklı çıkarma çabasına girişmişlerdir. Güneş balçıkla sıvanmaz demişler, hilali de balçıkla sıvayamayacaklarını anlasınlar artık!
Bu girişten sonra derim ki; “Bayram, insanların bayram yaptığı gündür” şeklinde halk arasında dolanan söz uydurma ve Allah rasulüne iftiradır. Hele bir de bu sözü bâtıl amel işleyen insanların çoğunluğuna tabi olmaya yorumlayan muasır saptırıcıların çabaları, selim fıtrat sahiplerini çileden çıkarmaktadır. Neymiş, Suud’da Lecne böyle fetva vermişmiş! Şayet iddia edildiği gibi sözü geçen lecne böyle bir fetva vermişse dahi alır çöpe atardık. Zira bu anlayış, kitap ve sünnete aykırıdır.
Gelelim, söz konusu hadisin aslına:  
Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
الصَّوْمُ يَوْمَ تَصُومُونَ، وَالْفِطْرُ يَوْمَ تُفْطِرُونَ، وَالأَضْحَى يَوْمَ تُضَحُّونَ
“Oruç, sizin tuttuğunuz gündeki oruçtur. İftar, sizin iftar ettiğiniz gündekidir. Kurban, sizin kestiğiniz gündekidir.” (Tirmizi (697) Ebu Davud (2324) İbn Mace (1660) Şeyh el-Elbani sahih demiştir.
Siz bu hadiste: “İnsanların çoğunluğunun itibar ettikleri gün” diye bir şey görüyor musunuz? Biz göremiyoruz. Siz görüyorsanız kalp gözünüz (!) açık demek ki! Biz de sizin gördüğünüzü görmedikçe bize hüccet olamazsınız. Yok, göremiyorsanız, ne diye tantana yaparak Allah rasulüne iftira ediyorsunuz?!
İnsanların çoğunluğunun itibar ettiği gün meselesi hakkındaki yorumlar ise Allah rasulünden değil, sahabe ve tabiinden de değil, sonrakilerin ihtilaf ettikleri yorumlardır. (Bkz. Begavi, Şerhu’s-Sunne (6/248) Bu çelişkili yorumları Allah rasulüne nispet etmek ise iftiradır!
Bizim hadiste gördüğümüz şudur: oruç, sahabelerin tuttukları gündeki oruçtur. İftar ve kurban da öyle. Onlar da, hilale itibar ederek ramazanın ilk günü oruca başlıyor, şevval hilaliyle bayram yapıyorlar ve zilhicce ayının girmesinden sonra onuncu günde, bayram namazından sonra kurban kesiyorlardı. Biz de hilali gözetleyerek oruç tutar, hilale göre bayram eder ve kurban kesersek, sahabelerle aynı günlerde bu ibadetlerimizi eda etmiş oluruz. Peki ya, günümüzde astronomik hesaplara dayanarak ibadet eden, bayram yapanlar, sahabelerle aynı günlerde mi bunları yapıyorlar?
Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: “Eğer yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar; zira onlar, zandan başka bir şeye uymuyorlar ve dolayısıyle sadece saçmalıyorlar” (En’am 116)
Bâtıl işleyenlerin çoğunluğuna uymamızı teklif edenler, selefin menhecine muhalefet etmektedirler.
Amr b. Meymûn şöyle dedi: “Abdullah b. Mes’ûd’a: “Cemaate karşı ne yapacağız?” denilince bana şöyle dedi: “Ey Amr b. Meymûn! Cemaatin çoğunluğu cemaatten ayrılmışlardır. Cemaat; yalnız başına olsan dahi, ancak Allah’ın taatine uyandır.” El-Lâlekâî, Usûlu İtikadi Ehl-i’s-Sunne (1/108). İbn Asâkir Tarihu Dımeşk (46/409); Ebû Şâme el-Makdisî, el-Bâis (s.22); Mizzî, Tehzibu’l-Kemal (22/264). İsnadı sahihtir.
Hatîb el-Bagdadî, el-Fakîh ve’l-Mutefakkih’te (1171)  şu lafızla rivayet etmiştir: “Yalnız başına dahi olsan cemaat; kitap ve sünnettir” İsnadı sahihtir.
İshâk b. Rahuye dedi ki: “Cahillere sevâdu’l-a’zâm (büyük karaltı) nedir diye sorsan, “İnsanlar cemaatidir” derler. Bilmezler ki, cemaat; Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in izine ve yoluna sarılan âlimdir. Onunla beraber olup, ona uyan cemaattir. Ona muhalefet eden ise cemaati terk etmiştir.” Ebû Nuaym, Hilyetu’l-Evliya (9/239). İsnadı sahihtir.
 Bütün bunlardan sonra, her kime kurban bayramının 26 Ekim Cuma günü olduğu bilgisi ulaşır da, haktan sapmış kalabalıklara uyarak Perşembe günü kurban keserse bile bile bid’at işlemiştir, Allah’ın sınırlarını tahrif etmiştir, kurbanı da geçersizdir. Aksini söyleyenlere de, kim yanlış fetva verirse, onunla amek eden insanların vebalinin kendisinin boynuna dolanacağını hatırlatır ve Allah’tan sakındırırız.
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
مَنْ أُفْتِىَ بِغَيْرِ عِلْمٍ كَانَ إِثْمُهُ عَلَى مَنْ أَفْتَاهُ
“Kime ilimsiz olarak fetvâ verilirse onun günahı fetvâyı verenin üzerine olur.” Ahmed (2/321); Ebû Dâvûd (3/321); İbn Mâce (1/20); el-Elbânî, Mişkâtu’l-Mesâbîh’te (1/52) hasen demiştir.
Subhanekallahumme ve bihamdike ve eşhedu en la ilahe illa ente vahdeke la şerike leke ve estagfiruke ve etubu ileyk.
 

İbrahim Canan''ın Hadise Yaptığı Bâtıl Bir Tercüme Üzerine

Geçtiğimiz yıllarda trafik kazasında ölen Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte tercüme ve şerhinde birçok hadisin tercümesinde hatalar yapmış, şerhlerde ise Said Nursi denilen sapık kelamcının sözlerinden birçok alıntılar yaparak temiz hadisleri kirletmiş, asrın saptırıcı önderlerinden Fethullah Gülen’in kuyruğuna yapışmıştır.

İmama Rükuda Yetişen Hakkında Sorular

Soru:
“Değerli kardeş. Rukuya yetişenin durumuyla alakalı daha önceki açıklamaları ve ihtilafları okudum. Rukuda yetişsem de fatiha(kıraat) olmadığı için o rekati saymıyorum. Fakat;  “ … Ebu Hureyre radıyallahu anh'den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Biz secdede iken Namaza gelirseniz siz de secde edin ama onu bir şey saymayın. Kim rekata yetişirse, muhakkak ki namaza yetişmiş olur.” (Ebu Davud (2/893) Beyhaki (2/89) el-Albani Silsiletü’s-Sahiha (1188) “Hasen” der. Bu rivayet Tacettin Hoca'nın adresinden alıntıladım.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Devletin Aşılar Hakkında Çağdışı Dayatmacı Uygulamasına İtiraz Örneği

Bismillah.
Sitemizden de daha önce defalarca uyardığımız üzere devletin zorunlu tutarak uyguladığı aşılar haram maddeler içermekte ve çocukların sağlığına ciddi, genetik zararlar vermektedir. Son günlerde birçok kardeşimiz aleyhinde çocuklarına aşı yaptırmadıkları için yerel asliye mahkemelerinden gıyaben sağlık tedbiri kararları çıkartılmaktadır. Bu hukuksuz uygulamanın temyiz mahkemelerine arzı için verilecek dilekçe  örneğini sunuyorum. Bu dilekçeye eklenecek ek dosyalar, forum sayfamızda ve internette araştırma yapılarak kolayca bulunabilmektedir. Haklarında dava açılmış olan kardeşlerimizden, temyiz mahkemesi masrafı olarak yaklaşık 175 tl. talep edilmektedir.
Dilekçe yazacak olanlar, kendilerine bildirilen mahkeme kararındaki esas ve sayı bilgilerini üst kısmına yazdıktan sonra temyiz nedenlerini aşağıdaki gibi doldurabilirler. Yine bu dilekçeyi yazarken avukatlara danışmakta fayda vardır.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)