Kadınlarla erkeklerin bina içinde birbirlerini görmelerini engelleyen bir perde veya duvar arkasına geçmelerini emreden Hicab (Ahzab 53) ayeti hakkında sahih olarak gelenler
Duâ
31 Ocak 2013 Perşembe
30 Ocak 2013 Çarşamba
Video ve Kamera Karşısına Çıkan Bidatçi Şeyhlerin Büyük Cürmü
Şeyh Abdulkerim el-Hudayr’a
şöyle soruldu
Soru: Akıl sahiplerinin
zehirden daha tehlikeli saydığı uydu kanallarına davetçi ve vaizlerin çıkmaları
hakkında görüşünüz nedir?
Cevap: O kimselerin bu
kanallara çıkışı şüphesiz ki insanların genelini aldatır. Bu halkı aldatmaktır.
İnsanların aldatılmasının manası nedir peki? İnsanlar diyorlar ki: “Şayet bu
kanallarda kötülük olsaydı falan şeyh çıkmazdı.” Böylece falan şeyhin bu
kanallara çıkması, bu aletleri edinmeyi caiz saymaya delil edinilmektedir. Nitekim
birisi şöyle diyor: “Ben bu aleti falana uyarak aldım.” Yine bu da bir
aldatmadır. Kanallara çıkan bu kimseler ancak hayır işlediklerini
zannediyorlar. Onlar kötülükle mücadeleyi ve kötülüğü azaltmayı, bu kanallar
vesilesiyle hayrı yaymayı amaçlıyorlar. Lakin deriz ki: Kötülüğün kaldırılması,
iyiliklerin getirilmesinden önceliklidir. Bana göre, şayet bu işte tasvir
(suret, video) dışında başka bir kötülük olmasa dahi bu yeter. Yani bu kanallarda
suret dışında yüzde yüz kötülükten salim olsa da, buna katılmak caiz değildir.
Bu soruda yine: “Gençler
arasında çokça yaygınlaşan video çekimlerinin hükmü nedir?” sorusu gelir.
Cevap: suret; sabit veya
hareketli, aletle çekilmiş veya elle çizilmiş, gölgeli veya gölgesiz bütün
şekilleriyle, suretleri haram kılan nasların ve konuda gelen şiddetli
tehditlerin kapsamındadır.
Şeyh Abdulkerim el-Hudayr
29 Ocak 2013 Salı
26 Ocak 2013 Cumartesi
Tek Başına Namaz Kılanın Ezan ve Kamet Okuması
Şeyh el-Elbani rahimehullah Semeru’l-Mustetab’da (1/203)
şöyle demiştir: “İbn Hazm rahimehullah (3/125) dedi ki: “Yalnız başına namaz
kılanın ezan ve kamet okuması gerekmez. Ezan ve kamet okursa daha güzeldir.
Çünkü ezan ve kameti farz kılan nas iki ve daha fazla kişi için gelmiştir.”
Pantolon İle Namaz Kılınır mı?
Şeyh el-Elbani rahimehullah şöyle demiştir: “Pantolon avreti
belli eder. Erkeğin avreti dizi ile göbeği arasıdır. Namaz kılan kimsenin,
Allaha isyandan olabildiğince uzak olması gerekir. O secde ettiğinde kalçası
belli olur. hatta iki avret bölgesi belli olur. Bu insan alemlerin rabbinin
huzurunda nasıl bu şekilde durarak namaz kılabilir?
Ama pantolon dar olmayıp genişse (şalvarı kastediyor), onun içinde kıldığı namaz
sahihtir. En faziletlisi üzerinde dizi ile göbeği örten bir kamis bulunmasıdır.
Bu dizin yarısına veya topuklara kadar inebilir. Zira bu tesettür bakımından en
kamilidir.”
Cemaatlerin Emir Tayin Edip Ona Biat Etmeleri Caiz midir?
El-Elbani rahimehullah es-Sahiha’da (2/677) şöyle demiştir: “İbn
Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Kim taatten el çekerse kıyamet gününde Allahın huzuruna hücceti olmaksızın
çıkar ve boynunda biat olmadan ölen cahiliye üzere ölür.”
Bil ki bu hadiste zikredilen tehdit ancak müslümanların
halifesine biat etmeyen ve bu biatten ayrılan kimse hakkındadır. Bazılarının
zannettikleri gibi; fırka, grup ve liderlere biat edenler hakkında değildir.
Bilakis bu Kur’an-ı Kerimde yasaklanan fırkalaşmadır.”
Bilinen Selam Lafzından Başkasıyla Gayri Müslime Selam Vermek Caiz midir?
Şeyh el-Elbani es-Sahiha’da (2/321) şöyle demiştir: “Allahu
a’lem bu caizdir. Çünkü hadiste zikredilen yasak selam hakkındadır. Alkame’nin
şu sözü bunu destekler: “Abdullah (b. Mesud) hristiyan rahiplerine ancak
işaretle selam verirdi” Bunu Buhari (1104), “İbn Mesud (gayri muslimlere) işaret
şeklinde selam vermeyi caiz görmüştür. Çünkü bu müslümanlara has selam değildir.
Onlarda da selam bu şekildedir” şeklinde başlık olarak tahric etmiştir.
Bunun anlamı, gayri muslimlere: “Nasıl sabahladın?, hayırlı
sabahlar, iyi akşamlar, günaydın ve benzeri sözler söylememizin caiz olmasıdır.
25 Ocak 2013 Cuma
Hazır olun ey hakta sebat edenler! Gariplik daha da artacak!
Bismillah
Yakın tarihte meydana gelen hadiselerden ibret alınmaması, yeni bir takım fitnelerin daha da kuvvetlenerek üzerimize gelmesine sebep olmaktadır. Öyle ki kafirlerin, kitap ve sünnet üzere selefi menhec davetinin kuvvetlendiği her yerde, müslümanların gücünü dağıtmak için ürettiği fitneler, müslümanların hissiyatlarının kamçılanarak sahih tefekkürün ve ilmin yolunun dışına çıkarılmaları suretiyle kuvvetlendirilmektedir.
Daha dün hislerine yenilmeleri sebebiyle Amerika'nın Irak'ta rafizi bir devlet kurma tuzaklarına düşenler, "Arap Baharı" denilen yeni deccalin kucağına da atlamaktan çekinmemişlerdir.
Müslümanları öncesinden de daha kötü bir duruma düşürmelerinden sonra - bilmiyorum -, bahar zannettikleri şeyin aslında bir serap olduğunu anladılar ve itiraf ediyorlar mı? Birçoğu bunu itiraf etse de, halen demokrasi fitnesinin yeni kurbanı Suriye'ye insanları "farz olan cihad" diyerek yönlendirenler var maalesef!
Selefin menhecinden sapmış oldukları ve basiretli Ehl-i Sünnet alimleri tarafından reddedilip, hatalarına uyarılarak cerh edildikleri halde, Ebu İshak el-Huveyni, Muhammed el-Arifi, Abdurrahman Abdulhalık, Ebu'l-Hasen es-Suleymani, Yusuf el-Kardavi, Muhammed Hassan, Adnan Ar'ur, Selman el-Avde, Aiz el-Karni gibi menheci bozuk kimseleri selefî olarak tanıtanlar çok! Bu kimseler oy kullanma, parlementoya girme, video kaydı ve benzerleri gibi açık haramlara sıcak bakmalarıyla, akide ve menheclerinde bulunan daha büyük sorunları aşikar etmişlerdi. Gaflet had safhadadır ve hakka uyanların garipliği giderek daha da artacağa benziyor.
Demokrasi, şiddetini ve müslümanlar arasındaki hacmini giderek artıran tehlikeli bir fitnedir. Diyanetin papağanları olan imamlar hutbelerinde ahmakça; islamdaki şura ile demokrasiyi kıyaslayarak sunmaya devam ediyorlar! Lakin bu fasit bir kıyastır. Zira demokraside çoğunluğun sözü geçer. İslam'ın şurasında ise çoğunluğun değil, hakkın ve açık delillerin hükmü geçer. Nitekim Allah Azze ve Celle:
"Eğer yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar; zira onlar, zandan başka bir şeye uymuyorlar ve dolayısıyle sadece saçmalıyorlar" (En'am 116) buyurmuştur.
"Eğer yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar; zira onlar, zandan başka bir şeye uymuyorlar ve dolayısıyle sadece saçmalıyorlar" (En'am 116) buyurmuştur.
Evet, demokrasinin öngördüğü yol, Allah'ın kelamında "zanna uymak ve sadece saçmalamak"tır. Mısır'da saçmalayanlar Hizbu'n-Nuri's-Selefi diye bir parti kurmuş, meclise girmişlerdir. Bunlar da selefi zannedilmektedir! Allah'ın kitabında ve rasulünün dilinde; zanna uyan ve saçmalayan, Allah'ın yolundan sapan kimseler olarak nitelenenlere nasıl olur da "selefi" denir? Şeyh Mukbil rahimehullah bu tür kimseler hakkında "Felsefî" yahut "Sulfatî" tabirini kullanmakta, onlara selefi denmesine karşı çıkmaktadır.
Allah'ın kevnî sünneti hakkında basiretsiz kimseler, demokrasiyi muhatap olunan iki şerden hafif olanı zannetmektedirler. Lakin baskıcı diktatör rejimlerin zulmü altında yaşayan müslümanlar, düşmanlarının ve yaptıklarının farkında olarak, dinlerinin değerlerini koruma altına alma mücadelesi verirlerken, Demokrasi rejimlerinde zehirli bir nefes almaktadırlar. Bu, bozuk kanser hücreleri gibidir. Sağlam hücreleri ele geçirerek kendi safına katar. Böylece bozulma oranı artar, sağlam hücreler yok oluncaya kadar azalır.
Demokrasi ortamlarında da aynı bunun gibi, müslüman, dinini bu ortamda serbest yaşayabileceğini zannederken, bu gevşeklik ve bilinçsizlik içerisinde dininden sıyrılır da farkına varmaz. Böylece dinle alakası olmadığı halde, namaz kılmadığı halde, Allah'ın istediği şekilde kul olmadığı halde, kafirler gibi giyindiği halde, Allah'ın emrettiği şekilde örtünmediği halde, küfür ve şirk eylemlerine buğz bile etmediği halde, müslüman olduğunu iddia ve zanneden yaramaz kalabalıklar oluşur.
Demokrasi ortamlarında da aynı bunun gibi, müslüman, dinini bu ortamda serbest yaşayabileceğini zannederken, bu gevşeklik ve bilinçsizlik içerisinde dininden sıyrılır da farkına varmaz. Böylece dinle alakası olmadığı halde, namaz kılmadığı halde, Allah'ın istediği şekilde kul olmadığı halde, kafirler gibi giyindiği halde, Allah'ın emrettiği şekilde örtünmediği halde, küfür ve şirk eylemlerine buğz bile etmediği halde, müslüman olduğunu iddia ve zanneden yaramaz kalabalıklar oluşur.
Türkiye'dekilerin; "Suriyedeki durum yanı başımızda iken ne yapılması gerekir?" diye sorması yersiz bir sualdir. İbn Hazm rahimehullah; "Fitnenin çiçekleri bağlanmaz" demiştir. Yapılması gerekenler için geç kalınmıştır. Fitne başladıktan ve bir şekilde onun içine girildikten sonra çözüm aramanın manası yoktur. Irak hadisesinde de söylediğimiz gibi, benzer bir duruma düşmemek için yapılacak olan şeyler, Türkiye'de yapılmalıdır.
Irak ve ondan sonra Suriye'deki mazlumlar için elimizden birşey gelmemesi, bizleri hislerle düşünmeye sevk etmemelidir. Bu tıpkı Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ve ashabının Mekke'de gözleri önünde Yasir ailesine ve benzer mustazaflara yapılanlara karşı sabretmekle emrolunması gibidir. Müslümanların menhecinde, halk ıslah edilmeden, yöneticileri ıslah etmeye kalkışmak gibi bir metod yoktur.
Yöneticileri ıslah çabasında; onlara karşı ayaklanmak ile seçimlere katılarak oy kullanmak arasında da fark yoktur. Her ikisi de kafirlerden taklid edilmiştir. İslam'da yöneticilerin ıslah edilmesinin yolu; halkın hakka davet edilmesiyledir. Bu yüzden Allah Azze ve Celle:
"Bir kavim kendi halini değiştirmedikçe Allah da şüphesiz onun halini değiştirmez. Fakat Allah, bir kavme kötülük murad ettiği zaman, artık onu geri çevirecek bir şey yoktur" (Rad 11) buyurmuştur.
Yöneticileri ıslah çabasında; onlara karşı ayaklanmak ile seçimlere katılarak oy kullanmak arasında da fark yoktur. Her ikisi de kafirlerden taklid edilmiştir. İslam'da yöneticilerin ıslah edilmesinin yolu; halkın hakka davet edilmesiyledir. Bu yüzden Allah Azze ve Celle:
"Bir kavim kendi halini değiştirmedikçe Allah da şüphesiz onun halini değiştirmez. Fakat Allah, bir kavme kötülük murad ettiği zaman, artık onu geri çevirecek bir şey yoktur" (Rad 11) buyurmuştur.
Bu ülkede müslümanlar hiçbir kötülüğe aldırış etmeksizin kendi elleriyle çocuklarını haram ve şirk işlenen okullara ve akidesi bozuk öğretmenlere teslim etmekte, dünya menfaati için iş bahanesiyle kendi elleriyle sakallarını kesmekte, kafir kılıkları giyinmekte, işinden olmamak için şirkî saygı duruşları yapmakta, müşriklerin bayramlarına iştirak etmekte, tesettürlü olduğunu zannederek cariyelerden dahi daha fazla açılıp saçılmaktadır.
Haydi okullarda ve devlet dairelerinde başörtüsünü kanunlar yasakladı, peki ya Nebi sallalllahu aleyhi ve sellem'in lanet ettiği şu kıytırık örtünme şekline kim zorluyor?
Resmi dairelerde sakalı yönetmelik yasaklıyor, peki hiçbir yasağa muhatap olmayan serbest meslek sahiplerini sakal kesmeye kim zorluyor? Pantolon giymeye kim zorluyor?
Yahut en büyük günahlardan biri olan fotoğraf ve video suretlerine bulaşmaya kim zorladı?
Kadın erkek karışık ders ve seminerler yapmaya, kadının ihtiyacı olmaksızın dışarı çıkmasına, yanında mahremi bir erkek olmadan şehir dışına çıkmasına, mahremsiz hacca gitmesine, Mezhep taklidi sapıklığına kim zorluyor?
Kadın erkek karışık, çalgılı düğünlere kim zorluyor?
Sünneti, kaderi, kabir azabını, deccalin çıkışını, İsa aleyhisselamın nuzulünü inkara ve bu inkarcıları dinlemeye, bilmeyenleri tekfir etmeye, Rafizileri müslüman saymaya, namazı sünnete göre kılmayı terk etmeye, namazları diyanet takviminde çarpıtılmış vakitlerde kılmaya, orucu batıl vakitler arasında tutmaya kim zorluyor?
Kitap ve sünnete uymaya kalktığınızda devlet ve yardakçıları mı karşınıza dikiliyor yoksa onlardan önce kendisine müslüman ve hatta selefi diyenler "fitne çıkarmayın" mı diyorlar?
Resmi dairelerde sakalı yönetmelik yasaklıyor, peki hiçbir yasağa muhatap olmayan serbest meslek sahiplerini sakal kesmeye kim zorluyor? Pantolon giymeye kim zorluyor?
Yahut en büyük günahlardan biri olan fotoğraf ve video suretlerine bulaşmaya kim zorladı?
Kadın erkek karışık ders ve seminerler yapmaya, kadının ihtiyacı olmaksızın dışarı çıkmasına, yanında mahremi bir erkek olmadan şehir dışına çıkmasına, mahremsiz hacca gitmesine, Mezhep taklidi sapıklığına kim zorluyor?
Kadın erkek karışık, çalgılı düğünlere kim zorluyor?
Sünneti, kaderi, kabir azabını, deccalin çıkışını, İsa aleyhisselamın nuzulünü inkara ve bu inkarcıları dinlemeye, bilmeyenleri tekfir etmeye, Rafizileri müslüman saymaya, namazı sünnete göre kılmayı terk etmeye, namazları diyanet takviminde çarpıtılmış vakitlerde kılmaya, orucu batıl vakitler arasında tutmaya kim zorluyor?
Kitap ve sünnete uymaya kalktığınızda devlet ve yardakçıları mı karşınıza dikiliyor yoksa onlardan önce kendisine müslüman ve hatta selefi diyenler "fitne çıkarmayın" mı diyorlar?
Şunu demeye çalışıyorum: Mevcut durumda tagut denilen idareciler devrilse dahi, bizim sorunlarmızdan hiçbir şey hallolmuş olmayacak, kendimizi kandırmayalım.
Allah'ın indirdikleriyle hükmetmemiz, yöneticilerin salih kimseler olmalarına bağlı değildir. Bilakis şayet bizler gerçekten Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek isteyen kimseler olsaydık, devlet değil, devletler karşımızda duramazdı.
Allah'ın indirdikleriyle hükmetmemiz, yöneticilerin salih kimseler olmalarına bağlı değildir. Bilakis şayet bizler gerçekten Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek isteyen kimseler olsaydık, devlet değil, devletler karşımızda duramazdı.
O halde şunu itiraf etmek gerekir: Nebi sallallahu aleyhi aleyhi ve sellem'in zalim yöneticilerin zulmüne sabretme tavsiyesine rağmen, kendimizde olanı değiştirmeden başkasını - ve yöneticileri - değiştirmeye kalkışmamız ahireti isteyenlerin işi değildir. Bu ancak acele edenlerin; dünyada - mal, makam, rahatlık vs - bir şeyler isteyenin işidir. Yoksa Allah ve rasulünün emrine aykırı isteklerle yaptığımız eylemlerin cihad olacağını mı zannediyoruz?
Mısır'da selefi olduğu iddia ve zan edilen parti hakkında Şeyh Muhammed el-İmam'ın bir fetvasının tercümesini sunuyorum:
Soru: Burada Selefî Nur partisi var, seçimlere ve mitinglere
katılıyorlar. Onlara katılmamız caiz midir?
Cevap: Onlara katılmayın. Bu partiyi kuranları, ona giren ve
mitinglere katılanları demokrasi fitnesine düşmüş sayarız. Bu büyük bir
fitnedir. Bu fitneye düşenlere zararı büyüktür.
Neden? Çünkü demokrasi insanları dinden uzaklaşmaya sürükleyen,
batıl, dine aykırı kanunlara muhakeme olmaya ve Allah Azze ve Celle’nin
buğzettiği daha başka şeylere götüren kanunlardır. Parti kurmadıkça hiçbir grup
ve cemaatin hükme karışması kabul edilmemektedir. Partiler kurmak ise İslam’da
haramdır. Zira bu müslümanları böler, müslümanları birbirlerinin zıddına
mücadele eden kimseler haline getirir.
Meydana gelen
sonuçlar bu konuda yeterlidir. Bu fitneden meydana gelenler ortadadır. Bu
fitne; liderleri ve devletleri düşüren aykırı partiler fitnesidir.
Onlara deriz ki; sizin şu an, şunu ve şunu devirmeye çalıştığınız
gibi, düşmanlarınız da size karşı partiler kurup sizi düşürmeye ve size karşı
savaşmaya çalışırlar. Amerika ve batılı düşmanlar parti kurmadıkça bir şahsın
hükmetme işine katılmasını kabul etmiyorlar. Bu partiler de dine sarılanların
istediği gibi değil, batının istediği yolu takip ediyor. Hayır, bu doğru
değildir! Bu parti demokrasiye uymak istiyor. Demokrasiye uymak ise İslam
dininden adım adım uzaklaşmaktır. Biz “dinden bir anda tamamen çıkar” demiyoruz,
lakin yavaş yavaş çıkar.
Şayet onlar – yani Nur
partisi mensupları – ibret alsaydılar, İhvanu’l-Muslimin partisinden ibret
alırlardı.
İhvanu’l-Muslimin siyasi partileşmeye girdiler. Onlar daha
önce, partilerle yarışa, partileşmeye, siyasi meselelere, hükümete ve
koalisyonlara girmelerinden sonra ulaştıkları durumdan çok daha iyi durumda
idiler.
Şayet ibret alacaklarsa onlardan ibret alsınlar. Lakin mal,
makam ve yönetim ile fitneye düştüler. La havle ve la kuvvete illa billah!
Her halukarda bu partileşme İslam dininde haramdır. Nitekim bundaki
zararları işittiniz. Asrımızda musibet daha da artmıştır. Şüphesiz bu
partileşme, siyasi ve demokratik bir partileşmedir. Partiler genellikle
rakipleriyle muhalefet halinde olurlar. Muhalefet düşmanlarla beraber olur. bu
düşmanların elinde bir silah gibi olur.
Kimsenin buna karşı çıkmaya gücü yetmez. Olanlar bunun
şahididir. Muhalefet partileri, etkileri son bulmayacak bu fitne üzerine
kuruludur. Her kafir devletle, İslam ve müslümanlarla savaşan devlerlerle
anlaşmalı hareket ederler.
Nitekim Abdurrahman er-Riyalî şöyle demiştir: “Particilik
etkilenmeyle başlar, uşaklıkla sonuçlanır!” Olaylara şahit olanlar, işittiğiniz
gibi, partileşenlerin durumlarını bilirler. Nur partisini kuranlara Allah Azze
ve Celle için nasihat ederiz ki, bu particilikten, bunları kurmaktan ve miting
gibi gösterilerden Allah’a tevbe etsinler…
Allah Azze ve Celle’ye; dinin kurallarına uyarak davet
etsinler. Allah o zaman davetlerini faydalı kılacaktır. Allah o zaman
insanların kalplerini onlara çevirecektir.
Ama bu partilere girmeye gelince, bunun hükmü açıktır, bu
yönetim talebidir! Bu idareye talip olmaktır! Buna giren: “Biz İslamı uygulamak
istiyoruz, biz şunu… istiyoruz” derseler biz de onlara deriz ki: “Bu kelamdır!
Lakin keşke yönetim, makam ve Allah’ın haram kıldığı gerekçeler olmadan da
İslamı uygulamak isteseydiniz! Bu işte birçok kötülükler vardır. Keşke bu
partiler sayesinde düşmanların otoritesi, nüfuzu ve tasallutu altına girmeden istediklerinizi yapsaydınız.
Ancak istediklerinize ulaşamayacaksınız. Onlar sizin istediğiniz şeylere
müsamaha göstermeyecekler. İhvan partisi kaç kere hükümden geri çevirildi ve
ilk kaideye döndürüldü! Ne oldu?
Diyorlar ki: “Dininize karışan mı var? İslam şeriatine
karışan mı var? Siz İslam hükümlerini istiyorsunuz!!
İşte onların düşen gölgesi budur. Boyun eğdirinceye kadar onlara
darbe indirdiler. Liderleri: “Ne istiyorsunuz?” diyor, onlar da: “Şunu ve şunu
istiyoruz. Açık demokrasi istiyoruz” diyorlar! Kızıl demokrasi! Onlar: “Biz
sizinleyiz” diyor, diğerleri de “Biz sizinleyiz” diyorlar.
Şu olanlara bakın! Allah’tan açığı ve gizlisiyle bütün
fitneleri bizden uzaklaştırmasını dileriz. Bunu hiç kimseye hoş görünmek için
değil, nasihat olarak söylüyoruz. Allah’tan hepimize tevbe nasip etmesini
dileriz. Hareket ve kuvvet ancak Allah iledir.
Yemen Selefî Davet Alimleri ve Şeyhleri sitesinden tercüme
eden: Ebu Muaz
24 Ocak 2013 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)