Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



26 Şubat 2015 Perşembe

Musalla ile Mescid Arasındaki Farklar ve Tahiyyetu'l-Mescid Namazı

Bismillah.

Beş vakit namaz kılınmadığı halde mescid edinilen, lakin aslında musalla/namazgah hükmünde olan yerlerde tahiyyetu'l-mescid namazı kılmanın meşru ya da farz olup olmadığı meselesi hakkındaki tartışmaların gündeme gelmesi, bu konu ve ilgili deliller üzerinde yeniden araştırma yapmayı gerektirdi. Bu meselede ulaştığım neticeleri aktarıyorum: 
Halid b. İbrahim es-Sak’abî şöyle demiştir:
Soru: Tahiyyetu’l-Mescid’in Hükmü Nedir?
Cevap: Bu konuda ihtilaf vardır. Tercih edilen; bunun sünnet olduğudur. Alimlerin çoğunluğunun görüşü de budur. Hükmü farzlıktan sünnetliğe çeviren deliller çoktur. Bazıları şöyledir:
1- Ebu Katade radıyallahu anh’den: “Biriniz mescide girdiği zaman iki rekat kılmadan oturmasın.” Dediler ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Ebu Katade! Kalk iki rekat kıl” dememiştir.
2- Nebî sallallahu aleyhi ve sellem her Cuma günü girer ve minbere otururdu. İki rekat kılmazdı. Şayet tahiyyetul mescid namazı farz olsaydı hutbeye çıkmadan önce kılardı.
3- Ebu Vakıd el-Leysi radıyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mescidde oturmakta ve insanlarda yanında iken üç kişi geldi. İkisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e doğru yöneldi, biri geri dönüp gitti. İkisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında durdular. Birisi halkada bir boşluk görüp oraya oturdu, diğeri ise arkalarına oturdu. Üçüncüsü ise döndü ve gitti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bitirince şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Size üç kişinin durumunu haber vereyim. Birisi Allah Teâlâ’ya sığındı ve Allah onu kendisine sığındırdı. İkincisi Allah’tan haya etti, Allah da ondan haya etti. Ama diğeri yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi.” (Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.) Burada o ikisinin tahiyyetu’l-mescid namazı kıldıkları rivayet edilmemiştir.
4- Abdestsiz olan kimsenin mescide girmesinin caiz olduğu ve abdestsiz olarak namaz kılamayacağı halde orada oturması halinde günah işlemiş olmayacağında icma akdolunmuştur.
Soru: “Kişi mescide girip çıktığında her giriş ve çıkışında tahiyyetu’l-mescid namazı kılması meşru mudur?
Cevap: Tercih edilen, bu konuda ayrıntıya girmektir. Denilir ki: Çıktığında niyeti uzun bir ara vermeden geri dönmek ise tahiyyetu’l-mescid namazı kılması meşru değildir. Ama çıktığı esnada geri dönme niyetinde olmadığı halde geri dönerse, ayrılışı uzun sürmese dahi tahiyyetu’l-mescid namazı kılması meşrudur. Aynı şekilde, şayet geri dönmek niyetiyle çıksa, lakin süre uzasa tahiyyetu’l-mescid namazını tekrar kılabilir. (Halid b. İbrahim es-Sak’abî, Kavlu’r-Racih Mea Delil (2/91)
Mülahazalar:
1- Ebu Katade radıyallahu anh hadisinde “Ey Ebu Katade kalk iki rekat kıl” denilmemiş olmasını burada delil getirmenin veçhi yoktur. Zira “Mescide giren, iki rekat kılmadan oturmasın” ifadesi kavlî bir yasaklama içermektedir.
2- Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in Cuma günü hutbeden önce iki rekat kıldığının nakledilmemiş olması bu namazı kılmadığını mutlak surette göstermez. Bununla beraber, kavlî olarak emir ve hatta iki rekat kılmadan oturmama yasağı söz konusu olmuştur. Kavlî olan, fiilî olandan daha öncelikli bir delildir. Şayet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hutbeden önce iki rekat kılmadığı hadisin lafzında sabit olursa, ancak o zaman bu rivayetlerin aralarını te’lif etme yoluna gidilir ve bu emrin müstehaplığa hamli mümkün olur.
3- Ebu Vakıd el-Leysî radıyallahu anh’ın rivayetine gelince,  Şankıtî, Kevseru’l-Meani adlı Sahihu’l-Buhari şerhinde (3/128) şöyle demiştir: “Hadiste geçen iki kişinin tahiyyetu’l-mescid namazı kıldıkları zikredilmemiştir. Bunun sebebi, tahiyyetu’l-mescid namazının meşru kılınmasından önce meydana gelmesi, yahut bu ikisinin abdestsiz oldukları için oturmaları olabilir. Yahut da kılmışlardır da, kıssa daha önemli olduğu için bu kısmı nakledilmemiş olabilir. Kadı Iyaz, kendi mezhebine göre açıklayarak (Malikilere göre) kerahat vaktinde nafile kılınmayacağı için ve onlara göre Tahiyetu’l-mescid nafile olduğu için, bu olayın kerahet vaktinde gerçekleştiğini söylemiştir.”
Allah en iyi bilendir ya, Şankıti’nin zikrettiği ihtimallerden ikincisi kuvvetli görünmektedir. Yani o iki kişinin abdestsiz olmaları sebebiyle tahiyyetu’l-Mescid namazı kılmadıkları ihtimali, es-Sak’abi’nin 4. Delil olarak zikrettiği; akdolunmuş icmaya muvafıktır.
Kadı Ebu Bekr İbnu’l-Arabi, Muvatta şerhinde bu hadisenin Tebük savaşı yolunda gerçekleştiğini, zikredilen mescidin Medine’deki mescid değil, ordu için geçici olarak kurulan karargâh mescidi olduğunu zikretmiştir. (el-Kabes 1/1142) Ancak rivayetin tariklerinde bu ayrıntıyı bulamadım. Şayet bu husus sabit olursa,  musalla ile mescid arasında bir farka daha delil olur. Yani beş vakit cemaatle namaz kılınan yerlere mescid, beş vakit namaz kılınmayan yerlere de musallâ (namazgah) tabirinin kullanılmaktadır. Bazen ilim ehlinin tabirinde mescide musalla, musallaya da mescid denilmesi varid olmuştur. Lakin mescid ile musalla bazı ayrıcalıklarla birbirinden ayrılır.
Mescide girip de oturacak kimsenin tahiyyetu’l-mescid namazı kılması emredilmiştir. Lakin bu emir musallâ hakkında varid olmamıştır. Hatta beş vakit namaz kılınmayan musallâlarda tahiyyetu’l-mescid namazı kılmanın meşru olduğunu söylemek için delil gerekir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabından bayram ve cenaze namazlarına musallaya gittiklerinde, yahut beş vakit namaz kılınmayan ve dolayısıyla musalla hükmünde olan güzergâh mescidlerine uğradıklarında tahiyyetu’l-mescid namazı kıldıklarına veya bununla emrolunduklarına dair bir delil – bildiğim kadarıyla - sabit olmamıştır. İbadette asıl; meşru kılan bir delil sabit olmadığı sürece, men olunmaktır. Yine Mescidu’n-Nebevi’nin ashabu’s-suffenin kalması için ayrılan avlusuna girenler için tahiyyetu’l-mescid namazı emredilmemiştir.
Şeyh İbn Useymin rahimehullah’ın bazı işyerlerinde bulunan mescidlerde tahiyyetu’l-mescid namazının hükmünün sorulması üzerine, buraların beş vakit namaz kılınan yer olmadıkları takdirde musalla hükmünde olacakları ve tahiyyetu’l-mescid namazı kılmak gerekmediği şeklinde verdiği bir fetvayı okumuştum.
Bu meselede musalla ile mescid arasındaki farka dair Husameddin Affane’nin bir fetvasını tercüme ediyorum:
Mescid ile Musalla Arasındaki Farklar
Soru: “Çalıştığım müessesede genellikle öğle namazını, bazen de ikindi namazını kıldığımız bir namazgah/musalla var. Görevliler arasında; bu musallaya girdiğimizde tahiyyetu’l-mescid namazı kılmak hususunda bir tartışma çıktı. Görevlilerden biri: “Burası mescid hükmünde olduğu için tahiyyetu’l-mescid namazı kılarız” dedi. Sizin bu meseledeki görüşünüz nedir?
Cevap: Mescidde aslolan, bütün yeryüzü mesciddir. Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Yeryüzü bana mescid kılındı” buyurmuştur. Buhârî rivayet etmiştir. İmam Zerkeşî dedi ki: “Örfte mescid; beş vakit namaz için hazırlanmış özel mekandır. Ta ki, bayramlar ve benzerleri için çıkılıp toplanan yerler olan musalla’dan ayrılsın ve onun hükmü buna verilmesin.” (İ’lamu’s-Sacid bi Ahkami’l-Mesacid s.14)
Musalla’ya gelince, açık alanda veya sahrada bayram, yağmur duası gibi namazlar için hazırlanmış mekandır. Buna insanları bildikleri gibi; müesselerde, hastanelerde, şirketlerde ve benzerlerinde namazı eda için ayrılmış odalar da katılır. (Bkz.: Mevsuatu’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye 37/195)
İmam Nevevi rahimehullah şöyle demiştir: “Musalla; bayram ve başka namazlar için edinilen, mescid dışındaki olan yerlerdir. Mezhebe göre burada cünüplü ve hayızlının kalması haram değildir. Cumhur da kesin olarak bunu belirtmiştir. Darimi bu konunun iki yönünü zikreder ve buna göre kafirin izinsiz olarak buraya girmesi men edilir. Bunu bayram namazı babında zikreder. Bu konuda Sahihayn’daki Umm Atiyye radıyallahu anha hadisini delil getirir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem hayızlı kadınlara bayrama katılmalarını ve musalladan ayrı durmalarını emretmiştir. Buna şöyle cevap verilmiştir: Onların musalladan ayrı durmalarının emredilmesinin sebebi (namaz kılacak olan) başka kadınlara yer açmaları ayırt edilmeleri içindir.” (el-Mecmu 2/180)
Asıl olan, namazların mescitlere eda edilmesi olsa da, iş yerinde musalla/namazgah edinmek caizdir.  Buna İtban b. Malik radıyallahu anh hadisinde delil vardır. O, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelmiş ve: “Ey Allah’ın rasulü! Gözüm görmez oldu, ben kavmime namaz kıldırıyorum. Yağmur olduğu zaman benimle onlar arasındaki vadiye akıyor ve mescide gidip onlara namaz kıldıramıyorum. İsterim ki ey Allah’ın rasulü! Sen bana gelesin ve evimde namaz kılasın. Ben de orayı musallâ/namazgah edineyim.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “İnşaallah bunu yapacağım” dedi. İtban radıyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekr radıyallahu anh sabahtan, gündüz yükselirken geldiler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (girmek için) izin istedi ben de O’na izin verdim. Eve girinceye kadar oturmadı. Sonra: “Evinin neresinde namaz kılmamı istiyorsun?” buyurdu. Ben de evin bir kenarını işaret ettim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kalktı ve tekbir getirdi. Biz de kalkıp saf tuttuk. İki rekat namaz kıldırdı, sonra selam verdi.” Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
Şerefli sünnette mescid ile musalla arasında ayrım sabit olmuştur. Mescid; musalladan ayrı olarak kendisine özel hükümleri bulunan bir yerdir. Tahiyyetu’l-mescid namazı da bu özel hükümlerdendir. Nitekim Sahih’te Cabir b. Abdillah radıyallahu anhuma’dan gelen hadiste şu sabittir: “Bir adam Cuma günü mescide girdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem hutbe veriyordu. Ona: “Namaz kıldın mı?” dedi. O da: “hayır” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İki rekat kıl” buyurdu. Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
Cabir radıyallahu anh’den diğer rivayette şöyle sabit olmuştur: “Suleyk el-Gatafani Cuma günü geldi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hutbedeydi, (Suleyk) oturdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Biriniz Cuma’ya geldiği zaman imam hutbede ise hafif iki rekat kılsın, sonra otursun” buyurdu. Muslim rivayet etmiştir.
Ebu Katade radıyallahu anh’den: “Mescide girdim, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların arasında oturuyordu. Ben de oturdum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Oturmadan önce iki rekat kılmana mani olan nedir?” buyurdu. Ben de: “Ey Allah’ın rasulü! Seni oturuyor gördüm, insanlar da oturuyorlardı” dedim. Buyurdu ki: “Biriniz mescide girdiği zaman iki rekat kılmadan oturmasın” Muslim rivayet etmiştir.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in hedyinden bayram namazını musalla’da kıldığı ve musalla’ya vardığında ezan ve kamet okunmaksızın namaz ile başladığı sahih olarak gelmiştir. Orada zevaid tekbirleriyle birlikte iki rekat kılardı. Tahiyyetu’l-mescid namazı kılmazdı. Nitekim Amr b. Şuayb’ın babasından, onun da dedesinden rivayetinde hadis şöyle gelmiştir: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazında on iki tekbir alırdı. Birinci rektte yedi, ikinci rekatte beş tekbir alır, öncesinde ve sonrasında başka namaz kılmazdı.” Ahmed ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir. Hafız el-Iraki: “İsnadı salih” dedi. Tirmizî, Buhari’nin bu hadise sahih dediğini nakleder.
Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ve insanlar ramazan bayramı ve kurban bayramında musallaya çıkarlar, ilk başladıkları şey namaz olur, sonra (namazdan) ayrılıp saflarında duran insanlara yönelir, onlara vaaz ve emirlerde bulunurdu.” Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
Bu hadis, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in (musallada) tahiyyetu’l-mescid namazı kılmadığını göstermektedir.
Aynı şekilde Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yağmur duası namazını da musallada kıldığı gelmiştir. Bunu Ahmed, Nesâî, İbn Mâce ve Sahih kaydıyla İbn Hibban, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet etmişlerdir. Bu hadiste de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in musallada tahiyyetu’l-mescid namazı kılmadığına delil vardır.
 Mescid ile musalla arasındaki ayrıma delalet eden hususlardan birisi de, itikafın sahih olması için mescidin şart koşulmasıdır. Allah Teâlâ: “Mescidlerde itikafta olduğunuz zaman onlarla (kadınlarınızla) mübaşeret etmeyin” (Bakara 187) buyurmuştur. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem mescidden başkasında itikafa girmemiştir. Musalla’larda itikaf sahih değildir. Yine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in kurbanını musalla’da kestiği sahih olarak gelmiştir. Bilindiği gibi bunu mescidde yapmak sahih değildir.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’dan gelen hadiste şöyle dediği sabit olmuştur: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem musallada kurban keserdi.” Buhârî rivayet etmiştir.
Yine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in Maiz el-Eslemî radıyallahu anh’ın zina etmesi kıssasında onun musalla’da recmedilmesini emretmiştir. Buhârî rivayet etmiştir. Bilindiği gibi had cezaları mescidlerde uygulanmaz.
Mescid ile musalla arasındaki farklardan birisi de mescidin genel olarak başka bir şeye çevrilmesinin caiz olmamasıdır. Çünkü mescid Allah Teâlâ için vakıftır. Fakat musallanın, yalnızca içinde namaz kılınması için vakfedilmiş olması dışında, okul veya buna benzer başka bir şeye çevrilmesi caizdir.
Mescid ile musalla arasındaki diğer bir fark; mescidde cemaat ile namazın yirmi yedi veya yirmi beş derece üstün olmasıdır. İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cemaatle namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür” Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir. Buhârî’nin Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh’den diğer rivayetinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Cemaatle namaz yalnız kılınan namazdan yirmi beş derece üstündür” buyurmuştur.
Yine mescide özel hükümlerden birisi, alış verişin ve yitik ilan etmenin mescidde caiz olmamasıdır. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Mescidde bir şey satın alan veya satan görürseniz: “Allah ticaretine kazanç varmesin” deyin. Yitik ilan edeni görürseniz: “Allah onu sana döndürmesin” deyin” buyurmuştur. Tirmizî ve Dârimî rivayet etmişlerdir. Sahihtir.
Ebû Dâvûd senediyle şöyle rivayet eder: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mescidde alım satım yapmayı, yitik ilan edilmesini, şiir okunmasını ve Cuma günü namazdan önce halka kurulmasını yasakladı.” Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir. Hadis Tirmizî’nin dediği gibi hasendir. Allame el-Elbani de hasen demiştir.
Tahiyyetu’l-Mescid namazının önemini de hatırlatmak gerekir. Tahiyye bir şeyi selamlamak veya saygı göstermek demektir. Burada tahiyyetu’l-mescidde aslolan, mescidin rabbini selamlamaktır. Zira burada maksat mescide değil, Allah Teâlâ’ya yakınlık sağlamaktır. Tahiyyetu’l-mescid alimlerin çoğunluğuna göre müekked bir sünnettir. Bazı alimler farz olduğunu söylemişlerdir. Birincisi tercihe şayandır. Bunun farz olmadığına delalet eden hususlardan birisi Buhârî’nin meclisin bittiği yere oturmak ve halkada boşluk görenin oraya oturması babında rivayet ettiği hadistir. Senediyle Ebu Vakıd el-Leysî radıyallahu anh’den şöyle rivayet etti: ““Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mescidde oturmakta ve insanlarda yanında iken üç kişi geldi. İkisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e doğru yöneldi, biri geri dönüp gitti. İkisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında durdular. Birisi halkada bir boşluk görüp oraya oturdu, diğeri ise arkalarına oturdu. Üçüncüsü ise döndü ve gitti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bitirince şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Size üç kişinin durumunu haber vereyim. Birisi Allah Teâlâ’ya sığındı ve Allah onu kendisine sığındırdı. İkincisi Allah’tan haya etti, Allah da ondan haya etti. Ama diğeri yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi.” Bu hadiste Nebî sallallahu aleyhi ve sellem halkaya veya arkasındaki yere tahiyye namazı kılmadan oturan kimseye karşı çıkmamıştır. Özetle, tahiyyetu’l-mescid namazı yalnızca mescitlere hastır. Musallalarda ise tahiyye namazı olmaz. Müslümanın mescide girdiği zaman tahiyyetu’l-mescid kılmaya devam etmesi gerekir. Zira bu konuda hadisler gelmiştir.”
Husammeddin Affane, Fetava (6/15)
Sonuç:
Tahiyyetu’l-Mescid namazı hakkındaki emri müstehaplığa sarf etmek için getirilen delil hakkında yukarıda mülahazalar zikretmiştim. Özetlemek gerekirse;
* Bu konuda zikredilen delil (Ebu Vakıd radıyallahu anh hadisi) ancak, abdesti olmayan kişinin mescide girdiğinde oturmasının cevazına dair icma nakledene, destekleyici bir delil olur. Lakin bu kuvvetli bir ihtimalden ibarettir.
* İkinci bir ihtimal olarak bu hadisenin tahiyyetu’l-mescid kılmanın emredilmesinden önce vuku bulması ihtimali zikredilir.
* Kadı İbnu’l-Arabi’nin bahsettiği; “Tebük yolunda” lafzıyla gelen ve bunun yağmurdan dolayı kurulan karargâh mescidi olduğunun zikredilmesine dair delil sabit olursa, bu da musalla ile mescid arasındaki farka yorumlanır. Ancak İbnu’l-Arabi’nin zikrettiği lafız, rivayetin tariklerinde bulunamamıştır. Nitekim el-Kabes muhakkiki Dr. Muhammed Abdullah Veledu Kerim de Muvatta nüshalarında ve rivayetin tariklerinde bu lafızla bulamadığını zikretmiştir.
* Sonuç olarak musallâ/namazgâhlarda ve musallâ hükmünde olan; vakit namazlarının cemaatle kılınmadığı, adına mescid denilse bile (İtban b. Malik radıyallahu anh) hadisinde geçtiği gibi, aslen musallâ hükmünde olan yerlerde tahiyyetu'l-mescid namazı kılmak meşru değildir. Zira musalla'da tahiyye namazı emredilmemiş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Itban'ın musalla edinmek istediği evine girip tahiyye namazı kılmadan oturmuş, sonra kalkıp namaz kıldırmıştır.
* Mescide giren kimsenin abdesti yoksa mescide girmesinde ve oturmasında sakınca yoktur. Bu konuda icma zikredilmektedir.
* Mescidden çıkarken kısa süre sonra tekrar girmek niyetinde olan kimsenin, mescide geri döndüğünde tahiyyetu'l-mescid namazı kılması gerekmez. Allah en iyi bilendir.
Hamd ve minnet Allah'adır. 
Ek Uyarılar!
Allah'ın anlayıştan mahrum ettiği bazı bid'atçiler, buradaki ifadelerden; "Bir mescidde beş vakit namaz düzenli olarak kılınmıyorsa orası musalladır" diye aptalca bir sonuç çıkarıyor ve Müslümanlar arasında fitne yayıyorlar. Üstelik bizatihi bu açıklamaların sahibi olarak böyle bir çıkarımın kel alaka olduğunu defalarca izah etmeme rağmen, arkamdan yaptıkları yaygaraları yüzüme karşı dillendirme cesareti olmayan süprüntü kişilikler  bilmeyenler nezdinde pirim yapma peşindedirler.
1- Öncelikle bilinmesi gerekir ki ne Ebu Muaz'ın ne de başka bir alimin sözü kendi başına hüccet değildir, hüccet ancak Kur'an ve sahih sünnet naslarıdır. İlim ehlinin sözleri ancak sabit nasları anlamada rehberdir. Ebu Muaz'ın sözünü, Ebu Muaz'ın aleyhine - yüzüne karşı da değil, arkadan, indî mana yüklemeleri yaparak hüccet getirmek, bu fiilin sahiplerinin anlayıştan, Müslüman ahlâkından ve müstakim menhecden mahrum edilmiş oluşlarındandır.
2- Yukarıda sonuçlar arasında ifade edilen sözün manası; bayram namazı, yağmur duası namazı, cenaze namazı gibi belirli münasebetlerle namaz kılınan veya bazı işyerlerinde yalnız mesai saatlerinde namaz kılmak için tahsis edilmiş yerlerin musallâ hükmünde olduğu, beş vakit namazın eda edilmesi imkanıyla, mescid niyetiyle yapılmış yerlerin ise mescid hükmünde olduğudur. yukarıdaki yazının hiçbir yerinde de bir yerin mescid adını alabilmesi için; içinde düzenli olarak beş vakit namazın kılınmasının şart olduğu geçmemektedir. Beş vakit namaz kılınmayan güzergah mescidlerinin musalla hükmünde olabileceğine dair varsayım bana aittir ve ihtimalden ibarettir. Yine Şeyh İbn Useymin'den zikrettiğim görüş de kapalı olup, kendisinin mesele ile ilgili re'yidir. Bunlar hüccet niteliği taşıyan yargılar değildir.
3- Hüccet olan ise naslardır. Sahihte sabit hadiste "(Meşru olan) ameller ancak niyetlerledir" buyrulmuştur ve mescid yapmak da, musalla yapmak da meşru birer ameldir. Bir kimse ya da kimseler herhangi bir yeri musalla niyetiyle yapmışlarsa (yani vakit namazlarının düzenli kılınmasından ziyade, bazı zamanlar ortaya çıkan ihtiyaca binaen namaz kılınması için yapmışlarsa) burası musalladır. Her hangi bir yer de mescid niyetiyle yapılmışsa, isterse içince aylarca beş vakit namaz düzenli kılınmasın, orası mesciddir, orada tahiyyetu'l-mescid namazı kılınması meşrudur.
4- Yazının maksadı; bir yeri mescid mi, yoksa musalla mı niyetiyle yapıldığı bilinmeyen mekanlarda tahiyyetu'l-mescid namazı meşru mudur, yoksa değil midir, bunu tayin etmeye yöneliktir. Yoksa mescid olduğu, mescid niyetiyle yapıldığı bilinen bir yer için bu ayrıntıları araştırmak aşırıya kaçmak ve gereksiz zorlamalardır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "Mutanattiun (yani ince eleyip sık dokuyan, aşırı gidenler) helak oldu" buyurmuştur.
Bilmek istemiyorum, iki rekat tahiyyetu'l-mescid namazı mı zor geliyor yoksa gerçekten hakkı mı arıyorlar? Maksat hakkı aramak olsa, cahillerin, dernekçilerin, bid'at ehlinin yanında değil, naslarda ararlardı. Maksat hakkı aramak olsa bunu ilim ehlinin yanında dile getirmekten çekinmemek, hastalıklı, uyuz bulaşığı fikir süprüntüleriyle, arkadan çekiştirme suretiyle, samimi insanların niyetlerini bozmak suretiyle ortaya koymamak gerekirdi.
Bir kimse delillerin ışığında yürüyorsa bunu her ortamda dile getirebilir, arkadan eveleyip geveleyerek, edebiyat parçalayarak saf insanların zihinlerini bulandırmaz, fakat delillerin lehine olduğu zannını verip; karanlıkta ancak şimşek çaktıkça ilerleyen, sonra karanlıkta dona kalan, delillerin aslında aleyhine olduğu gerçeğini; gök gürültüsü gibi işitince de parmaklarını kulaklarına tıkayan nifak ehli gibi hareket eden kimselere hüsnü zan edecek bir kapı kalmıyor!  
Herkes bir yol ayrımıyla imtihan edilmektedir, ve herkes dilediği yolu seçmekte özgürdür, lakin seçtiği yolun dünyadaki ve ahiretteki sonuçlarına katlanmak zorundadır. Mesele basit değil, gayet ciddidir. Allah'tan af, afiyet ve selamet dileriz.   

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)