Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

22 Nisan 2020 Çarşamba

Hastalık Bulaşması Konusunda İbn Kuteybe’ye Reddiye




Şerif Murtaza Ali b. el-Huseyn el-Musevî  (v.436 h.) Gureru’l-Fevaid adlı Emali’sinde (2/200 vd.) şöyle demiştir:
(İbn Kuteybe rahimehullah) dedi ki: “Advâ kelimesinin (bulaşmanın) iki manası vardır. Birisi cüzzamın bulaşmasıdır. Zira cüzzamlı kimsenin şiddetli kokusu vardır. Hatta onunla oturmak ve yemek yemek hasta eder. Yine kadın cüzzamlı kimse ile aynı örtü altında yatarsa eza ona da ulaşır, bazen o da cüzzam olur. Yine çocuğu büyüyünce ona çeker. Yine veremli (tuberkuloz) ve hummalı olan hastalar da böyledir. Tabipler veremli ve cüzzamı olan kimselerle beraber oturmamayı tavsiye ederler. Bununla adva’yı (hastalık bulaşmasını) kastetmezler. Bundan maksatları kokunun bozulmasıdır. Çünkü onun kokusunu çekmek hasta eder. Tabipler bereket ve uğursuzluğa inanmaktan en uzak kimselerdir. Yine develerde olan en-nakbe denilen uyuz hastalığı da böyledir. Deve diğer develerle bir arada olursa, salyası sudan diğerlerine geçer ve hastalık diğerlerinde de görülür. İşte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Hastlıklı olanı sağlıklı olanın yanına sokmayın” hadisinde kastedilen budur. Bir topluluk burada kastedilenin, “hastalıklı devenin diğer develeri hasta ettiğini zannetmeyin” manasında olduğunu söylemiştir. Bana göre bu tutarlı değildir. Çünkü biz tecrübelerimizde bunu bizzat gördük. Adva’nın (bulaşmanın) diğer türü ise bir beldeye inen taun hastalığıdır. Taun korkusuyla oradan çıkmak advaya inanmak demektir… Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Sizin bulunduğunuz beldede çıkarsa oradan çıkmayın” buyurmuştur. Yine: “Bir beldede meydana gelirse oraya girmeyin” buyurmuştur. Oradan çıkmayın sözüyle kastettiği; o beldede taun varsa Allah Teâlâ’nın kaderinden kaçarak kurtulacağınız zannıyla çıkmayın demektir. Bir beldede taun çıkarsa oraya girmeyin sözü de, hayatınızın kalitesi için taun olmayan kendi memleketinizde kalın demektir. Uğursuzlukla tanınan bir kadın veya ev sebebiyle bi kimsenin başına hoş olmayan bir iş geldiğinde “Uğursuzluğunu bana bulaştırdı” der. İşte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Adva (bulaşma) yoktur” hadisiyle kastedilen budur…” (Te’vilu Muhtelifi’l-Hadis (s.123 vd.)
İbn Kuteybe’nin kendisine sorulan rivayetlerin arasını bulma hususunda, en çok Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Hastalık bulaşması (adva) ve uğursuzluk (tiyera) yoktur” sözüyle kendisinin açıklamasını örtüştürmekte aciz kaldığını görürüz. Bunun zahiri umumî olan özel bir mana olduğu ve bir şeyin diğer bir şeye bulaştırması anlamına has olduğunu iddia etmiştir.  Her ikisi de aynıdır. Ara bulma olarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisinin metnini müdafaa ediyor. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisine devede meydana gelen en-Nakbe (uyuz) hastalığı hakkında sorulunca bu uyuzun bulaşmasını ve etkisini yalanlayarak: “İlk deveye kim hastalık bulaştırdı?” buyurmuştur. İbn Kuteybe böylece uyuzun, bir araya gelme ve birlikte yemeleri halinde bulaşacağını ve etkisi olduğunu iddia etmekte, bu konuda tabiplerin sözüne uymakta ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünü terk etmektedir!
Diyor ki: “Tabipler veremli ve cüzzamlı kimseyle birarada oturmayı yasaklarken hastalığın bulaşmasını değil, bozulmuş olan kokusunu kastederler. Çünkü onun kokusuna maruz kalmaya devam etmek hastalandırır” Bu yanlıştır. Çünkü tabipler ancak hastalığın bulaşmasından korktukları için bunu yasaklarlar. Onlara göre hastalığın bulaşma sebebi cüzzamlının kokusunu çekmektir. Böylece hastalığın sağlıklı kimseye bulaştığını söylerler. Şayet onlara göre advâ (bulaşma) böyle olmasaydı onunla beraber oturmayı yasaklamazlardı.
Başkasından Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Hastalıklıyı sağlıklının yanına sokmayın” hadisine yaptığı yorumu aktarırken bizzat şahit olunduğunu iddia ediyor! Biz ise çoğunlukla uyuzlu deveyle birada bulunan develerin uyuz olmadıklarına şahit oluyoruz! Sağlıklı develerin hastalıklı develerle bir arada bulunmalarına rağmen hastalığın bulaşmadığını gördük. Sanki şahit olunan vakaların Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Peki ya ilk deveye kim bulaştırdı” hadisine aykırı olduğunu iddia ediyor!
Bize göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Hastalıklıyı sağlıklının yanına sokmayın” hadisinin açıklaması şudur: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hakikatte bir tesiri olmasa dahi bunu yasaklamıştır. Çünkü bunu yapan kimse, başkasına zarar vermiş gibi olur. zira hastalıklı devenin sağlıklı deveyi hasta ettiğine inanan kimse bundan dolayı zarara ve üzüntüye uğrar ve buna sebep olan kimseyi kötü görür. Sanki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlara üzüntü vermeyi ve kötülenmeye maruz kalmayı yasaklamaktadır. Yine İbn Kuteybe’nin başkalarından naklettiği, şahit olunan ve razı olunmayan durum da söz konusu olabilir. Onlar hastalığın bulaştığını zannettikleri için kötü hissederler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir kötümserliğe sebep olmaktan yasaklamıştır.
Şayet İbn Kuteybe, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in taun hakkında: “Bir beldede çıkarsa oraya girmeyin” hadisini ve evindeki bereketsizlikten şikayet eden kimseye oradan taşınmasını emretmesini nakletseydi elbette isabet ederdi. Çünkü böyle yorumlamak, rahat yaşamak için gönlün huzursuz olacağı beldeden uzak durmayı gerektirir. Bereketsiz gelen evden taşınmanın tasviye edilmesi meselesi de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Hastalıklıyı sağlıklının yanına sokmayın” hadisiyle aynı manada olabilir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaç” hadisine gelince, buradaki tavsiye hastalık bulaşması sebebiyle değildir. Cüzzam hastalarının çirkin kokusundan nefislerin hoşlanmaması sebebiyledir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in cüzzamlı kimseden biat almaktan kaçınması da bundan dolayıdır, hastalık bulaşması korkusundan değildir. Bilakis bir kısmını zikrettiğimiz daha başka sebepler olabilir.
Taun hadisine gelince, durum İbn Kuteybe’nin söylediği gibidir. Fakat o cüzzam hastalığının ve uyuzun bulaşması konusunda tabiplerin taun hakkındaki sözlerine meyletmiştir. Çünkü tabipler, taunun da; uyuz ve cüzzamın bulaşması gibi bulaştığını iddia ederler. Şahit olunanlar ise genellikle uyuz ve cüzzamda olduğu gibi değildir, Bizler genellikle taun bulunan beldede oturanların hepsine birden bir anda taun meydana geldiğini görürüz.”

Şerif Murtaza el-Musevi'nin cevabı burada bitti. 

Mu'tezile Şia önderlerinden Şerif el-Murtaza'nın hadisi savunması, sünnet ehlinin imamlarından İbn Kuteybe rahimehullah'ın da bu bu konuda tabiplerin sözleriyle Rasulullah'ın hadisini sentez yapmaya kalkarak bâtıl bir söz söylemesi manidardır. Bid'at ehlinden gelse dahi hak kabul edilir, sünnet ehlinden gelse dahi bâtıl reddedilir. Lakin Taun hastalığının cinlerin saldırması sebebiyle meydana geldiğine dair hadis de burada zikredilseydi açıklama tamam olurdu.

21 Nisan 2020 Salı

Cuma Namazını Terk Etmenin Hükmü



Seleften ve haleften birçok alimler Cuma namazını mazeretsiz olarak terk etmenin küfür olduğunu açıklamışlardır. Nitekim “Kim namazı terk ederse kâfir olur” hadisi, Cuma namazını da kapsamaktadır.
Muhammed b. Ali el-Kercî el-Kassab rahimehullah, Nuketu’d-Dalle Ale’l-Beyan (1/491) adlı eserinde, Said b. Cubeyr rahimehullah’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Kim kasten namazı terk ederse kâfir olmuştur. Kim zekâtı terk ederse kâfir olmuştur, kim kasten haccı terk ederse kâfir olmuştur. Kim ramazandan bir gün oruç terk ederse kâfir olmuştur. Kim kasten Cuma namazını terk ederse kafir olmuştur.”
İbn Salah rahimehullah, Fetavasında (1/256) Cuma namazını terkin hükmü hakkında verdiği bir fetvada şöyle demiştir:
Meselenin hükmüne delalet eden özel delil, İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan rivayet edilen, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisidir: “Kim zorunlu bir sebep olmaksızın Cuma namazını terk ederse silinmeyen ve değişmeyen bir kitapta münafık olarak yazılır.” Şafii rivayetlerden bazısında “üç cumayı terk ederse” şeklinde zikretmiştir. Cuma namazını ve diğer farz namazları kapsayan nasta kararlaştırılan şey, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Kim namazı terk ederse kâfir olur” hadisidir. Eğer bununla kâfire gerekli olan öldürülme hükmü kastedilmişse öyledir. Ama eğer münafık kastediliyorsa onun öldürülmesi, nifakını açıkça ortaya koymasıyla olur. İlim Allah Subhanehu ve Teâlâ katındadır…”
İbn Hacer el-Heytemî el-Minhacu’l-Kavîm’de (s.201) namazın terki bölümünde şöyle demiştir: “Cuma namazını terk eden kimse öğle namazını kılsa dahi kâfir olur. çünkü cumanın kazası düşünülemez ve öğle namazı onun yerini tutmaz.”
Yine el-Heytemi ez-Zevacir’de (1/249) şöyle demiştir: “Şayet kişi: “Cuma kılmayacağım, öğle namazı kılacağım” derse katımızda sahih olan kavle göre o kimse öldürülür. Çünkü bu kimse namazın aslını terk etmiş menzilesindedir.”
İbn Baz Fetavasında (13/163) şöyle demiştir: “Bazı âlimler Cuma namazının terkinin küfür ve irtidat (dinden çıkış) olduğunu söylemişlerdir.”
Lecnetu’d-Daime fetvalarında da (7/87) şöyle denilmiştir: “Bazı alimler dediler ki Cuma namazını veya beş vakit namazdan birini, farz oluşunu inkar etmese dahi tembellik ve gevşeklikle terk eden kafir olur.” Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Kişi ile küfür veya şirk arasında namazın terki vardır” hadisi Cuma namazını da kapsar. Bunu Muslim Sahih’inde rivayet etmiştir…”

20 Nisan 2020 Pazartesi

Cuma Namazını İptal Küfrüne Karşı "İhtilaf" Şüphesinin Giderilmesi


Daha önce Dr. Hakim el-Mutayrî’nin korona gerekçesiyle Cuma ve Cemaat namazlarının engellenemeyeceğine dair fetvasını tercüme edip yayınlamıştım. Bu fetvadan sonra bir şüphe gündeme getirilmiştir. Konuyla ilgili soru ve Dr. El-Mutayrî’nin cevabının tercümesi şu şekildedir:
Soru: “Şeyhimiz! Mescidlerin salgın hastalık korkusuyla kapanması hükmü ihtilaflı meselelerden değil midir? Özellikle bazı faziletli fakihler buna fetva veriyorlar!
Dr. Hakim el-Mutayrî’nin cevabı:
“Hayır! Bu ihtilafa açık bir konu değildir!
Bir şeye hükmetmek, onun algısının bir dalıdır. Mescidlerin kapanması ve müslümanları Cum’a ve cemaatlerden yasaklanması hükmü bizim ülkelerimize has olarak, işgalci batılı düşmanların laikliği şart koşmak için etrafında döndükleri bir meseledir. Özellikle Körfez ve Arap yarımadasında insanları ilhad (ateizm) ve ibahiyye (pornografi) sapkınlıkları vasıtasıyla dinlerinden sıyırmak istiyorlar. Korona vebası vesilesiyle bu fırsatı buluncaya kadar buna cesaret edememişlerdi. Hatta Çinde bile mabedler, Avrupada kiliseler kapatılmamıştır!
Artık Batılıların yıllardır dayatılmakta olan Siyonist projeleri hiç kimseye gizli değildir!  Bu projeyi kabul etmeyenlerin halka genel fetva vermesine de müsaade etmiyorlar!
Mescidlerin kapatılmasının ve müslümanların Cuma ve cemaatlerden yasaklanmasının caiz olduğuna fetva veren alimlerin ise hiçbir delili yoktur. Bu konuda onların selefi (öncüleri) yoktur. Onlardan önce hiç kimse, devletlerin müslümanların dinlerinden son kalan şey olan mescidlerine musallat olmalarına ve kapatmalarına sebep olan böyle bir fetvayı vermeye cüret etmemiştir!
Hepsi de sıhhî karantina altında olan 100 tane hasta var diye – ki geçmişteki Taun hastlıklarıyla kıyaslanamayacak şekilde, Kuveyt’te olduğu gibi, aşı ve hastalığın tedavisi olmamasına rağmen onlardan hiçbir ölmedi ve çoğu da afiyet buldu - onların mescidleri kapatmalarına ve müslümanları namazlardan yasaklamalarına cevaz verilirse bu uğursuz fetva onların istedikleri zaman vatan emniyeti hakkındaki korku bahane edilerek bunu kullanmalarına sebep olur!
Alimin – eğer buna fetva veren bir alim varsa! – görüşünden hemen dönüp Allah’a tevbe etmesi, nas ve icma bulunan konuda içtihada kalkışmaması gerekir! Bu gibi sudan bahanelerle müslümanlar mescidlerinden alıkonulamaz! Arap dünyasında vebanın kaldırılması için dua etmek üzere kiliselerin dahi açık olduğu bu zamanlarda onların yapmaları gereken şey mescidlere sığınıp kunut yapmalarıdır!
Fitnelerden ve hevâlardan Allah’a sığınırız.
Mesele tamamen dinin temeliyle alakalıdır. Bu konu fıkhî fetva alanı değildir! Bu mesele dinin hakikati, imanın ve İslam’ın kendisiyle alakalıdır. Müslümanların vakıasında Allah’a ve rasulüne itaat için mescidlerinden ve şiarlarının sonuncusu olan namazlarından başka bir yol kalmamıştır. Fitne fakihleri devletlerine mescidleri kapamalarını temize çekmekten geri kalmamışlardır. O Allah’a iman etmeyen ve Allah’ın hükümlerini uygulamayan bir kimsedir. Onlara dinleri ve dünyalarının meseleleri konusunda güvenilemez.
Araştırma, böyle durumlarda Cuma ve cemaatlerin farz olup olmaması konusunda değildir. Bu konuda ihtilaf olabilir. Fakat buradaki araştırma ancak, alışveriş merkezleri ve kiliselerden de önce mescidleri tamamen kapatma ve namaz kılan sıhhatli kimseleri mescidlerden engelleme hakkındadır!
Meseleyi iyi düşünen anlar ki, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanından bu asra gelinceye kadar, taun gibi koronadan daha tehlikeli ve neticesi kesin olan gerektirici sebepler bulunmasına rağmen, ümmetin âlimlerinden hiçbiri daha önce böyle bir şeyin caiz olduğuna fetva vermemiştir! Bu konu ihtilaf ve tartışmaya kesinlikle açık değildir!
Allah sizi sevip razı olduğu işlerde başarılı kılsın.”

Lock Step Senaryosu


DAHA BÜYÜK BİR PLANIN PARÇASI MI?
Dünya çapında büyük korku yaratan koronavirüs hakkında her gün yeni detaylar ortaya çıkıyor. Birçok bilim insanı koronavirüse yalnızca bir sağlık sorunu olarak bakarken, birçok siyasetçi ve gazeteci ise virüsün yalnızca bir sağlık sorunu olmadığını, daha büyük bir siyasi operasyonun parçası olduğunu savunuyor.

ROCKEFELLER RAPORUNDA DİKKAT ÇEKEN DETAY
Dünyayı siyasi ve ekonomik olarak kontrol ettiği öne sürülen ailelerden olan Rockefeller Ailesinin sahibi olduğu vakfın, Mayıs 2010'da yayınladıkları raporda virüs hakkındaki şüpheleri artıracak önemli ayrıntılar var.

Raporda dört önemli senaryo oluşturuyor:

1.     Clever Together,

2.     Hack Attack,
3.     Smart Scramble
4.     Lock Step


4 senaryodan biri olan "Lock Step" senaryosuna göre, dünyaya salgın bir hastalık bulaşıyor ve 7 ayda 8 milyon insan ölüyor. Senaryoya göre virüs Güneydoğu Asya'da yayılıyor, uçuşlar durduruluyor, uluslararası ticaret duruyor, turizm zayıflıyor, dükkanlar ve ofisler boş kalıyor. Rapordaki senaryonun bugün adeta birebir yaşanıyor olması, komplo teorilerini güçlendirir nitelikte.

18 Nisan 2020 Cumartesi

Aşı İllüzyonu - İktibas -

İmmünogenetik ve Tarihi Açıdan Aşı İllüzyonu – Prof. Dr. Alişan Yıldıran

Link: https://lilliputian.me/2018/03/immunogenetik-ve-tarihi-acidan-asi-illuzyonu-prof-dr-alisan-yildiran/

Dr. Wolfgang Wodarg'dan Korona Değerlendirmesi - iktibas -






Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Dr. Wolfgang WodargŞu anda yaşanmakta olduğu iddia edilen “korona salgını” ile ilgili birkaç birşey söylemek istiyorum.

Bu seferki yaygara da geçer gider nasıl olsa diye düşünüyordum başta ama durum öyle bir noktaya taşındı ki artık neyin ne olduğunu anlamak için yakından bakmak farz oldu.
Mesleğim doktorluk, bir sağlık biriminin başhekimliğini yürütmüşlüğüm var geçmişte ve hatta gribal hastalıkların izlemesini yaptığım kendi medikal sentinelim bile vardı. Buradan, 150 binlik bir yerleşim biriminde her sene kaç kişinin hastalandığına bakıp takibini yapıyordum.

Dünya genelinde her sene yeni virüslerin ortaya çıktığını görürüz, keza değişime uğraması şarttır virüsün.
Ertesi sene yeniden gelse bağışıklık sistemimiz tanıyacak çünkü bunu ve bizi enfekte etmesini engelleyecek, vücutta çoğalamayacaklar -ki istedikleri de bu; çoğalmak. O yüzden sürekli ufak ufak değişime uğramak zorundalar ki virüslerin her sene farklı bir tipini görmemizin sebebi de bu.

[Grip] virüslerinin neredeyse 100 değişik tipi var ve bunlar sürekli değişim halindeler.
Şu ana kadar pek kimsenin umrunda değildi bu gribal hastalığa (ya da ismine ne demek istiyorsanız artık bunun) tam olarak hangi virüslerin yol açtığı.
Ancak Glasgow’da son birkaç yıldır yapılan çalışmalar da yok değil bunun üzerinde.
Mevcut testlerle (!) baktı Glasgow’dakiler bu virüslere tabii.
Bu da ne demek? 100 çeşit virüse bakılmadı, elde hangisi için test varsa ancak onlara bakıldı demek!
Yani en fazla 8 veya 10 farklı virüse baktı Glasgow ekibi ve korona virüsü de hep bu bakılanlar arasındaydı zaten.
Glasgow’daki araştırma ekibinden gelen rakamları görüyorsunuz.
2005’ten 2013’e kadar, izleme aldıkları solunum sistemi hastalık vakalarında hangi virüsler çıkmış, onu görüyoruz burada.
Bu renkli bölümler virüsleri temsil ediyor.
Aradaki YEŞİLLER “gripte” her sene illa gördüğümüz KORONA virüsü.
Yıllık Akut Solunum Yolu hastalıklarının %7 ila %15’ini normalde korona virüsleri oluşturur zaten, oranlar seneden seneye biraz oynar sadece.
Yani, şu an bakılanlar arasında birsürü korona virüs olması gayet normal.

Çin’de, Wuhan’da olan ise şu:
Çin’in en büyük, virüslerle çalışan güvenlikli laboratuvarı burada.
Yat kalk virüsle uğraşan bir dolu uzman var yani orada.
Wuhan büyük bir şehir; 11 milyonluk nüfusu var, koca hastaneleri, geniş yoğun bakım üniteleri…
Ne zaman baksanız ventilasyona alınmış yahut zatürreli birilerini görüyorsunuz zaten, hem de yüzlercesini.
Böyle bir yerde tutup 50’yi bile bulmayan sayıda hastayı test ediyorlar, virüs taraması yapıp laboratuarda virüslerin RNA’larını inceliyorlar ve aralarından yeni bir tanesi çıkıyor.
İlgilerini çekiyor bu…
Ve tabii virologsanız, böyle bir şey bulduğunuzda bilgiyi global veritababanına girersiniz.
Ve bu veritabanı da tüm dünyadaki, örneğin bizim Berlin’deki bilimadamlarının da erişimine açıktır.
Berlin’den birileri veritabanına yapılan bu yeni girişi görüp kontrol ediyor ve buna yönelik bir TEST geliştirmek istiyor.
Korona virüsünün saptanmış bu yeni çeşidinin ölçümünü yapmak amaç.
Drosten bey bunun için DSÖ’ye bir protokol sunuyor ve göz açıp kapayıcaya dek kabul ediliyor test.
Normalde bu tarz testler tıbbi ürün kategorisinde kabul edildiğinden geçerliliği olup olmadığına bakılması gerekiyor, yani ÇOK SIKI kontrol edilemesi gerekiyor.
Bu test NEYİ gösteriyor, NEYİ ölçüyor, bakılıyor normalde.
Bahsi geçen test, Charite Klinik’in kendi bünyesinde kullanım için geliştirilmiş bir test aslında.
Fakat [bu yeni virüs varyantı için] geçerliliği kontrol edilmiş başka test olmayınca ve birden bir panik havası oluşunca, bunu kullanalım bari deniyor.
Drosten bey testi iletiyor kendilerine.
Ve fakat, virolog virüs tehlikeli midir değil midir, bunu söyleyebilecek kişi değildir.
Virolog sadece, “Bu virüs farklı” veya “Bunun için testimiz var veya yok” diyebilir.
Ama “Sn. Drosten, bu tehlikeli bir virüs mü?” diye sorsanız,
nereden bilecek virolog bunu?
Daha sonra insanların bununla geçirdikleri hastalıklarının şiddetini ortaya koyan epidemiyolojik veriler olacak ki bir yorumda bulunsun size.
Ne kadar sürede iyileşmiş insanlar, öncekilere göre daha mı az insan hastalanmış?
O yüzden GEÇMİŞ SENELERE AİT VERİLERLE MUKAYESE çok önemli burada.
Can kaybı oranları neymiş, virüsten kaç kişi ölmüş, bakıp karşılaştıracaksınız.
Belirli bir virüs, diyelim korona virüsü arıyorsam, bunun için NÜFUSUN GENELİNE bakabilirim mesela.
Nüfus genelinde, takribi bir %8 ila %10’luk kesimde bir çeşit virüs ve buna bağlı hastalık çıkar karşıma.
Fakat gider aile hekimliklerini araştırırsam, kim hasta diye testleri burada yaparsam, çok daha fazla çıkar pozitifler tabii.
Gidip hastaneleri inceler, buradan aldığım numunelerde Korona ararsam, korona ile enfekte kişi sayısı daha da artar.
Baktığınız nüfus grubunun ölçeğine bağlı olarak– tüm nüfus veya bekleme odasındaki hastalar yahut hastanedekiler
veyahut da YOĞUN BAKIM ünitesindeki durumu kritik, ölmek üzere olan hastalara gidip test için örnek aldığınızda,
oranlar takribi olarak %7 ila %15 arasında değişir değişmesine, ancak HER SEFERİNDE çıkar korona, HER SEFERİNDE bulursunuz bu virüsü.
Fakat koronadan öldü diyelim kişi, yahut korona da taşırken bir başka virüsten ölüm gerçekleşti,
bu testle kesin bir değerlendirme yapmanız mümkün değil.
O yüzden, İtalya’daki ölüm oranları karşınıza çıktığında, testler nerede yapılmış, bilmek istiyorsunuz.
Eldeki avuçtaki az sayıdaki testi nerede ve kimler için kullandılar?
Hastanede ölüm döşeğindeki vakalarda kullandılarsa “korona” ölüm oranları tabii (!) yüksek çıkar.
Koronaya benziyor diye, test için seçilen grup da belliyken sonucun böyle çıkması şaşırtıcı değil.

[Sonuçlar, veri toplamada ve ölçümlerde sistemik hatalar (bias/taraflılık) göstermekte]Mortalite (ölüm), hastalığa özel mortalite, bu hastalıkla enfekte insanlar arasından ölenlerin oranı demek.
Sezonluk akut respiratuar hastalıkta -GRİP olarak bilinir bu çokça- normalde beklenen ölüm oranı %0.1’dir
ve bu oluşabilecek maksimum (!) ölüm oranıdır.

Bu da her (!) kış, grip geçiren 1000 kişiden birinin yaşamını yitirdiği anlamına gelir.
Şimdi bu rakamlar korona virüsleri yüzünden artmış mı artmamış mı, onu görmemiz lazım.
Almanya için yapılan tahmin, grip haricinde FAZLADAN bir 20.000 ila 30.000’lik ölüm olduğu yönünde, ki buna da ‘fazladan yaşanmış ölümler’ denmekte.
Korona virüslerinin gribe yol açan tüm virüslerin illa bir %5 ila %14’ünü teşkil ettiğini biliyoruz, hadi ortalama %10 diyelim buna.
Geçmiş yıllarda hastanede yatıp da durumu kritik seyreden hastaların hepsine korona testi yapılmış olsaydı,
ki böyle bir şey yapılmış değil elbette, o zaman her yıl grip dediğimiz hastalıktan ölen -fakat aynı zamanda korona virüsü de taşımakta olan- 2.000 – 3.000 kişi çıkardı.
Bu rakamların yanına bile yaklaşılmış değil üstelik şu anda Almanya’da.

Virologlar bir şey buldu, bundan da ilginç bir hikaye çıkardılar ortaya, buluşlarından Çin de belli ki hayli etkilendi.
Çin hakikaten iyice büyüttü bu meseleyi.
Öyle olunca olay birden siyasi önem de kazandı ve iş virolojinin tamamen dışına çıktı.
Ne olduğunu anlamadan havaalanlarında her köşeye yüz tanıma sistemleri yerleştirildi, insanların ateşi ölçülmeye başlandı…
Ateş ölçen termometre Çin’de trafiği kontrol eder hale geldi Çin’de.

Bunca büyütülünce iş, ululararası sonuçları da oldu tabii, siyasilerin bu gelişmelere karşı bir duruş sergilemeleri gerekti.
Ve virologlar yeniden sahneye çıktı, hükümetler kendi virologlarına danıştılar tabii, onlar da “tehlikeli bir virüs bu, evet”, diye onayladılar ve ardından Çin’in yaptığı gibi biz size hemen bir test geliştirilelim virüsü bulmak için dendi.

Bu virüs etrafına birsürü şey örülmeye başlandı; bilgi iletişim ağları kuruldu, birtakım uzman kurulları fikirler üretmeye başladı
ve siyasiler de tüm bu olayları başlatan aynı kişilere, bu “uzman kurul üyeleri”ne dönüp danışır oldular.
Bu şebekeyle bütünleşti siyasiler, bu ağ içinde hareket eder oldular.
Şimdi icraatlerinin tek dayanak noktası da bu kurulların argümanları.
Yardıma ihtiyacı olanlar da, alınacak güvenlik önlemleri de, neye izin verilip neye kısıtlama getirileceği de hep bu argümanlara dayanılarak belirlendi.
Tüm bu kararların çıkış noktası bu argümanlardır.
Bu yüzden kritiklerin şimdi çıkıp “Durun bir dakika. Olan biten bir şey yok ortada?!”, demeleri de hayli zorlaşmıştır.

‘Kral Çıplak!’ masalını andırıyor bu durum.
Çıkıp “Hey, kral çıplak!” diyebilen bir tek küçük bir çocuk oluyor orada.
Divana doluşmuş diğer herkes; hükümet bilir, ne yapılacağını ona danışalım diyen kalabalıklar, hepsi oyuna katılmış oynuyor, yaygaraya kaptırmış kendini.
Aynen bu şekilde, devlet kapısı ve siyasilerin etrafı da dalkavukluk eden birsürü bilimadamıyla çevrili.
Kurumlarına para kazandırmanın yolunu arayan, bunun için siyasi erk kazanmaya bakan bilimadamları bunlar.
Hakim görüşün güçlü akıntısına bırakmış kendini giden,
“Biz de yardımcı olabiliriz!”, “Bakın bir Uygulama yaptık!”, “Veri programı geliştirdik!” diyenler bunlar…
“Biz de yardımcı olalım!” diyen sürüyle insan…
Para kazanmanın ve mevki sahibi olmanın peşindeler de ondan.
Olaylara akılcı bir şekilde yaklaşım yok maalesef ortada.

Kimse çıkıp sormuyor: “Bu virüsün tehlikeli olduğunu nasıl anladınız?”
“Bundan önce durum nasıldı?”
“Geçtiğimiz sene de aynını yaşamadık mı biz?”, “Bu şey YENİ mi gerçekten?”

Yok bunları soran…

Oysa gerçek şu ki; Kral Çıplak…

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)