Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

8 Mayıs 2014 Perşembe

Kadınların Havuz veya Spor Salonlarına Girmelerinin Hükmü

Fransa'da tesettürlü bazı kadınların havuzlara ve spor salonlarına topluca gitmelerinin yaygınlaşması üzerine bu mesele hakkında sorulmuştur.
Bu meselede dikkat edilmesi gereken bazı hadisler varid olmuştur:
Aişe radıyallahu anha’dan: “Aişe radıyallahu anha’nın yanına hamama giren kadınlar gelince, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:
ما من امرأة وضعت ثيابها في غير بيتها إلا هتكت سترا بينها وبين الله عز و جل
"Herhangi bir kadın evinin dışında dış elbisesini (çarşafını) çıkarırsa Allah Azze ve Celle onun üzerinden hıfzu himayesini kaldırır."[1]
Saib rahimehullah anlatıyor: “Bazı kadınlar Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in eşi Ummu Seleme radıyallahu anha’nın yanına girdiler. Onlara: “Sizler kimlersiniz?” diye sordu. Dediler ki: “Humus’luyuz.” Umm Seleme radıyallahu anha: “Şu hamamları olan yerin halkı mısınız?” dedi. Onlar: “Bir sakıncası mı var?” dediler. Umm Seleme radıyallahu anha da dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:
أَيُّمَا امْرَأَةٍ نَزَعَتْ ثِيَابَهَا فِي غَيْرِ بَيْتِهَا خَرَقَ اللَّهُ عَنْهَا سِتْرَهُ
Herhangi bir kadın, elbisesini evi dışında çıkarırsa, Allah onun perdesini parçalar[2]
Muaz b. Enes rahimehullah ve başkaları anlatıyor: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Ummu’d-Derda radıyallahu anha’yı hamamdan gelirken görünce: “Nereden geliyorsun ey Ummu’d-Derda?” dedi. O da: “Hamamdan geliyorum ey Allah’ın rasulü!” dedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
أيما امرأة وضعت ثيابها في غير بيتها هتكت مابينها وبين الله من ستر
Herhangi bir kadın elbisesini evinden başka yerde çıkarırsa Allah ile kendisi arasındaki perdeyi parçalamış olur” buyurdu.”[3]
Cabir radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
من كَانَ يُؤمن بِاللَّه وَالْيَوْم الآخر فَلَا يدْخل حليلته الْحمام وَمن كَانَ يُؤمن بِاللَّه وَالْيَوْم الآخر فَلَا يدْخل الْحمام إِلَّا بمئزر وَمن كَانَ يُؤمن بِاللَّه وَالْيَوْم الآخر فَلَا يجلس على مائدة يدار عَلَيْهَا الْخمر
Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse hanımını hamama sokmasın. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse hamama peştemalsiz girmesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse üzerinde içki içilen sofraya oturmasın.”[4]
Şeyh Ebu Zerr el-Kalmuni bu hadislerle ilgili olarak şöyle demiştir: “Buradaki hamamlar, umumi ifade olup, kadınlara has olanlardır. (buna rağmen yasaklanmıştır) Bu hadis, yüzme yerleri ve yazlıkları da kapsar. Allah Müslümanların kadınlarını buralardan korusun. Buna göre Müslüman kadının, avretini muhafaza eden Müslüman kadınların yanında, erkeklerin görmesinden emin olduğu yerde dış elbisesini indirmesi caizdir. Bilinmektedir ki, kadının kadına karşı avreti diz ile göbek arasıdır. Bunun dışındaki yerlere Müslüman kadın bakabilir. Ancak müşrike kadın yabancı erkek hükmündedir. Mecbur kalmadıkça Müslüman kadının, müşrike kadın yanında avretini açmaması gerekir. Bundan dolayı Müslüman kadının avretini başka bir kadının yanında açması caiz değildir. Hatta annesi, kızkardeşi ve kızı dahi olsa, doğum ve hastalığın tedavisi gibi zaruretler dışında avretini açamaz.”[5]


[1] Sahih. Ahmed (6/41, 173, 198, 267) Ebu Davud (4010) Ebu Davud Tayalisi (1518) Tirmizi (2803) İbni Mace (3750) Darimi (2651) İshak b. Rahuye (3/915) Beyhaki Şuab (6/157) Hakim (4/321) Taberani Evsat (5/84, 7/100) Ebu Ya’la (8/139) Nuaym b. Hammad Fiten (2/620) Hatib Tarih (3/58) Hatib Muvaddahu Evham (1/357) Abdurrezzak (1/294)
[2] Hasen. Hakim (4/321) Ahmed (6/301) Ebu Ya’la (12/460) Taberani (23/314, 402) Beyhaki Şuab (6/158)
[3] Hasen. Taberani (24/252, 255, 25/73) Ahmed (6/361) Dulabi, el-Kuna (1891) İbn Asakir Tarih (37/313) el-Elbani es-Sahiha (3442)
[4] Sahih. Hakim (4/320) Tirmizi (2801) Ahmed (3/339) Ebu Ya’la (3/435) Taberani Evsat (1/212, 2/194, 3/69, 8/141) Beyhaki Şuab (5/12)
[5] El-Kalmuni, Fefirru İlallah (s.270)

4 Mayıs 2014 Pazar

Altın Küpeler

Ebu Davud et-Tayalisî (1208), Ebu Davud (4084) Buhari Edebu'l-Mufred (1182) ve İbn Hibban (522) Cabir b. Suleym el-Huceymî radıyallahu anh'den rivayet ediyorlar: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"...Biri sende olmayan bir kusurdan dolayı seni ayıplar veya sana dil uzatırsa sen onu kendisinde bulunan bir kusurdan dolayı ayıplama. Bırak vebali onun, sevabı da senin olsun. Hiç kimseye de sövme"
Şeyh el-Elbânî Sahihu'l-Cami'de (98) sahih demiştir.  
 
Beyhakî Şuabu'l-İman'da (5/58) İbn Amr radıyallahu anhuma'dan rivayet ediyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Mü'min bal arısı gibidir. Sadece temiz olan şeyi yer ve temiz olan şeyi üretir. Çürük bir dala konacak olsa dahi onu kırmaz. Yine mü'min, altın külçesi gibidir. Ateşte tutup kızdırsan da tarttığın zaman eksik çıkmaz."
Şeyh el-Elbani Sahihu'l-Cami'de (5846) sahih demiştir.
 
İbn Mace (2320) Ebu Davud (3597, 3598) ve Hakim, İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan rivayet ediyorlar: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bir davada haksız olan tarafa yardım eden kişi bundan geri çekilene kadar Allah Teala'nın öfkesindedir"
Şeyh el-Elbânî, Sahihu'l-Cami'de (6049) sahih demiştir.

1 Mayıs 2014 Perşembe

Kadınlara Özel Ders Hakkındaki Rivayetlerin Tahlili

Mescidde Kadınlara Özel Ders Meselesi
Ebu Muâz el-Çubukâbâdî

24 Nisan 2014 Perşembe

Sigaranın Zararı Hakkında Hatalı Bilgilerin Tashihi

Sigaranın Hükmü (Genişletildi)
- Sigara Hakkında Hatalı Bilgilerin Tashihi -
Ebu Muâz el-Çubukâbâdî
okumak için buraya tıklayınız

Sılayı Rahim ve Ana Babaya İyiliğin Hakikati


Allah’a hamd, nebimiz Muhammed’e, âline ve bütün sahabelerine salat ve selam olsun. Bundan sonra: Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kendi (adı) ile birbirinizden istediğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak) tan sakının.” (Nisa 1)

Allah'ın Kitabı’na göre, hısımlar, birbirlerine daha yakındırlar.” (Enfal 75)

22 Nisan 2014 Salı

Kadınların Perde Arkasından veya Evlerinden Hutbeyi Dinlemeleri


1- Bera radıyallahu anh’den:

خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتَّى أَسْمَعَ الْعَوَاتِقَ فِي خُدُورِهِنَّ، فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ: «يَا مَعْشَرَ مَنْ آمَنَ بِلِسَانِهِ وَلَمْ يَخْلُصِ الإِيمَانُ إِلَى قَلْبِهِ، لا تَغْتَابُوا الْمُسْلِمِينَ، وَلا تَتَّبِعُوا عَوَرَاتِهِمْ، فَإِنَّهُ مَنْ يَتَّبِعْ عَوْرَةَ أَخِيهِ اتَّبَعَ اللَّهُ عَوْرَتَهُ، وَمَنِ اتَّبَعَ عَوْرَتَهُ فَضَحَهُ فِي جَوْفِ بَيْتِهِ»

“Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize hutbe verdi hatta perde arkasında olan kızlar dahi işitti. Yüksek sesle seslenerek şöyle buyurdu: “Ey diliyle iman etmiş fakat kalplerine iman ulaşmamış topluluk! Müslümanları gıybet etmeyin! Onların ayıplarını araştırmayın! Zira kim kardeşinin ayıbını araştırırsa Allah da onun ayıbını takip eder ve evinin ortasında dahi olsa onu rezil eder.”[1]

Hadiste geçen: “el-avatiku fi hudûrihinne” ifadesindeki “avatik”, âtik” kelimesinin çoğuludur. Buluğa ermiş ve evlenmemiş kız demektir. “Hudûr”  kelimesi ise “hudr”un çoğuludur. Hudr; evin bir kenarında bulunan perde olup bakire kızlar bu perdenin gerisinde otururdu. Yahut hudr ile evin kastedildiği söylenmiştir.[2]

9 Nisan 2014 Çarşamba

Allah'tan Korkun! Namaz!


İbn Kayyım rahimehullah, Salatu'l-Muhibbîn adlı eserinde şöyle der: "Namazın tevhid ve ibadette Allah Teala’yı birlemekten sonra kulu, Allah’a ulaştıran en yakın yol olduğunu bilelim. Allah Teala buyuruyor ki: Haydi, Allah'a secde edip O'na kulluk edin!”(Necm 62) Allah'a secde et ve (yalnızca O'na) yaklaş!”(Alak 19) Bizim ayetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.”(Secde 15-17)

7 Nisan 2014 Pazartesi

Derneklerin Bid'at Olduğundan Şüphe Edenin Menheci Bozuktur



Bazı hevâ ehli kimseler derneklerin bid’at oluşu gayet açık bir mesele olmasına rağmen konuyu bulandırmaya ve şüpheler üretmeye çalışmaktadırlar. Arap âleminden bazı şeyhlerin derneklere cevaz verdiğine dair fetvaları zikretmektedirler. Bu doğrudur, bu tip fetvalar da mevcuttur. Lakin tabi olunması gereken menhec, delillere mutabık olana uymaktır. Bununla birlikte arap âleminde mevcut bulunan birçok derneklerin zaten bid’atle de bir alakası yoktur. Cevaz hakkında fetvalar muhtemelen bunlar için verilmiştir. Mesela mescid yaptırma derneği, evlenmek isteyen bekârlara yardım derneği, yetimlere kefalet, kitaplar bastırıp yayınlama vb. gibi meseleler bid’at konusunun dışındadır.
Türkiye’deki selefîlik iddiasında olan bozuk menhecli kimselerin dernek anlayışı ise tam anlamıyla – hiçbir şüphe söz konusu olmaksızın – bid’atin ta kendisidir. Zira zikir (ilim ve vaaz meclisleri, kur’an eğitimi gibi) ibadeti için delilsiz olarak mekân tahsisi söz konusudur. Dernekleşme planının gerisindeki – sosyal kitle oluşturup Allah’ın bazı hükümlerini demokratik sistemde uygulatma çabası gibi - habis emellerden hiç bahsetmiyoruz. Bu habis bir emeldir zira Muhammed suresi 25 ve 26. ayetleri bu münafıkça pislik gayeyi ve bu gaye için oy kullanmayı dahi caiz gören fasit zihniyeti reddeder: “Kendileri için hidayet apaçık belli olduktan sonra arkalarını dönüp tekrar küfre yönelenlere şeytan işlerini kolaylaştırmış, ümidlerini artırmıştır. Bu da, onların, Allah'ın indirdiklerinden hoşnud olmayanlara, "biz, bazı hususlarda size itaat edeceğiz" demiş olmalarındandır. Oysa Allah, onların bütün sırlarını bilir.”
Diğer bir saptırma Şeyh Mukbil rahimehullah’a yapılan iftiradır. O’nun derneklere cevaz veren fetvasının da olduğunu söyleyerek çarpıtma yapan sahtekarlar, şeyhin fetvasını tercüme etselerdi işlerine gelmeyecekti. Zira Şeyh Mukbil, mescid yaptırma, su kuyuları açtırma gibi gayelerle kurulan derneklere karşı olmadığını söylemiş, ancak hizipçiliğe sebep olan - Türkiye’deki sözde selefî dernekler gibi - derneklere şiddetle karşı çıkmıştır. İnsaf ve adalet sahiplerinin, cahil saptırıcıların tuzaklarına düşmemeleri için işte o fetvanın tercümesi:
 Şeyh Mukbil b. Hadi rahimehullah’a şöyle soruldu: “Dernekçi hizipçilere selam vermenin hükmü nedir?
Cevap: Evet, bunun hizipçilikle takyid edilmesi gerekir. Onlar bizim derneklerin kendisine karşı çıktığımızı söylüyorlar. Biz derneklerin kendisine mi karşı çıkıyoruz? Neye karşıyız ey kardeşler? Biz derneklerin kendisine karşı değiliz ey kardeşler! Bu Ehli sünnete karşı bir yalandır. Ehl-i Sünnet: “Mescid bina edilmez der mi? Su kuyuları yaptırılmaz der mi? Yetimlere kefil olunmaz der mi? Ehl-i Sünnet böyle demez ey kardeşler! Ehli sünnet bu derneklerin ne için kurulduğunu sorar! İnşaallah ileride yayınlayacağımız birçok sebeplerden ötürü bunun sebebi bir hizipçiliktir….”
Şeyh Mukbil burada İhyau’t-Turas derneği ve Sururî’lerden, onların hizipçiliğinden bahseder, sonra şöyle der:
“Ben diyorum ki: Mallar sizin olsun, insanlar bizim olsun” bu doğrudur. Ey kardeşler! Önemli olan insanlara Allah’ın kitabını ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini öğretmeye hırs göstermektir. Davetimiz İhvanu’l-Muslimin’in daveti gibi olmasın. Onlar insanları neye davet ediyor? Seçimlere katılmaya ve oy kullanmaya davet ediyorlar! Ehl-i Sünnet ise Allah’a hamd olsun insanları Allah’ın kitabına ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine davet ediyorlar.” (Tuhfetu’l-Mucîb s.190)
Şeyh Rebi şöyle demiştir: “Selef bu dini yaydılar. İyilik ve takva üzere yardımlaşarak dünyayı feth ettiler. onlar mallarıyla ve canlarıyla cihada yardım ettiler. Lakin bunu batıdan alınma nizamlar yoluyla yapmadılar. Ancak sen canınla ve malınla öne geçtin, o canıyla ve malıyla öne çıktı, benim gayretim senin gayretinle birleşti böylece iyilik ve takva üzere yardımlaşıldı. Allah’ın kelimesi bizi öne çıkardı. Bu belde böyle feth edildi. Allah bu dünyanın fethini nasip edince onlardan sonrakiler de alimlere tabi oldu. Alimler bu ilmin sancağını yükselttiler, bu ilmi yaydılar. Bu dersler mescidde oldu! Bu dersler mescidde oldu! Gayretler birleşti. Falan ilim talibi ve falan ilim talibi Allah’ın kitabı ve rasulünün sünneti üzere tek menhecle yetişti. Bunun sonucunda güzel eserler ortaya çıktı. Bu sonuçlar, alimler yetiştirmek bir yana, ilim talebesi dahi yetiştirmekten aciz kalan derneklerin sonuçlarından üstündür. Şeyh Mukbil rahimehullah derneklere ve bu metotlara karşı çıkardı. (Mescidde) İlim merkezi kurdu ve talebelere öğretti. Hatta onların arasından alimler yetişti, her biri  kendi beldesine dönerek orada medrese kurdu. Allah’ın kitabı ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti üzere yeni nesiller yetişti. Şu an bu dernekler yeryüzünün doğusunda ve batısında mevcut, söyleyin bana kaç tane alim çıkardılar, ne sonuç aldılar? Hiçbir şey! Şu zayıf adam ne bir mala sahiptir ne de ihlas ve ciddiyeti vardır… Bütün bu derneklerin aciz kaldıklarını görürüz. Zira onların alimler çıkarmaya güçleri yetmez. Sonra onlara hizipçilik ve dernekleri için velâ ve bera uygulama galebe çaldı. (Dostluk ve düşmanlıklarını dernekleri için yapar oldular) ayrılıklar ortaya çıktı. Birçok beldelerde selefilerin bölünmesine sebep olan şey derneklerdir.”
(Şeyh Rebi’den nakleden: Salih el-Bekrî, el-Berahin ve’l-Beyanat s.111-112)  

6 Nisan 2014 Pazar

Ehli Sünnet İçindeki İhtilafın Kısımları



Birincisi: Bazı alimlerin içtihat veya tevilinden kaynaklanan ihtilaftır. Bu konudaki bazı hatalar ayrılığa veya fırkalaşmaya sebep olmaz. Bu, ilim ehlinin içtihadî ihtilafı olarak kabul edilir. Böyle bir ihtilaf ehli sünnet olan bazıları tarafından haddi aşma sebebi olur da yine ehli sünnet olan bazılarını bidatçilik ve grupçuluğa hükmetmede acele edilirse bu kötülenmiş bir ihtilafa dönüşür. Aksi halde musaade edilebilecek olan ihtilafın varlığı kaçınılmazdır.
İkincisi: Grupçuluk, gizlilik ve ikamet halinde emirlik biatı almak esasları ve bidatçinin iyilikleriyle kötülüklerini tartma kaidesini kullanmak üzerine kurulu olan ihtilaftır.
Bu ihtilaf böyle bir ihtilaf üzerinde devam edip de, zikredilen şeylerin varlığını inkar etmek sebebiyle meydana gelir. Ehli sünnet olan bazıları bunu içtihat meseleleri kapsamında görür. Halbuki böyle değildir. İhtilaf şiddetlenir ve çoğu zaman ehli sünnet alimleri katında daha fazlası meydana gelene kadar büyür. Bu ortaya çıktığı zaman, ya grupçuluk yapanları terk ederek ya da bu işte ısrar edenleri sakındırarak bu ihtilafı sonlandıracak görevlerini yerine getirirler.
Üçüncüsü: Ehl-i sünnet arasında ihtilafı tercih ederek ve ihtilaf dairesini genişleterek bölücülük ve ayrımcılık yapan şahısların varlığıdır. Onlar ehli sünnet olduklarını açıklarlar, hakikatte ise ya bazı devletler için ya da sapmış gruplar için çalışırlar. Her ikisini bir araya getirenler de vardır. Bunların çoğu devlet tarafından görevlendirilmiş casuslardır. Devletlerin düzgün gidişatı olmayan kimselere tuzaklarını bilen kimseler, bundan şüphe etmezler. Devlet, davetçileri ve ilim talebelerinin arasında fitne çıkarmak için bu sınıfa mal verir.
Şeyh Mukbil rahimehullah, hak ehlini ifsat etmek için devletlerin tuttukları yolu anlamış ve el-Mahrec Mine’l-Fitne kitabında (s.9-10) şöyle demiştir: “Bizler hükümetlerin cemaatlerle nasıl bir şeytani yol tuttuklarını iyice anladık… Bunu kardeşleri karşı karşıya getirerek yaparlar. Onlar hapishanelerinde olduklarında veya onlardan biri cemaatlere girip, cemaat içinde güvenilirlik kazandığında bölünme için çalışır ve tek olan cemaati cemaatlere böler. Şüphesiz bu ayrılık, müslümanları zayıflatan bir grupçuluktur. Hepimiz bunu hissetmekteyiz.”
Ehli Sünnet İçindeki İhtilafların Sebepleri
1- Niyetin bozukluğu, cahillik, taşkınlık ve şeytan.
Şeyhulislam İbn Teymiyye, İktizau’s-Sırati’l-Mustakim’de (1/148) şöyle demiştir: “İki taraf arasında kınanmış olan ihtilafın sebebi bazen niyetin bozukluğudur. Nefislerde taşkınlık, haset, yeryüzünde üstünlük arzusu ve benzer hasletlerin bulunması, başkasının sözünü veya fiilini kötülemeyi yahut ona galip gelip üstünlük sağlamayı yahut nesep, mezhep, memleket veya arkadaşlık gibi konularda kendisine uygun olanı desteklemeyi gerektirir. Çünkü bu yollardan kendisine ya­kın gördüğü görüşlerin yaygınlaşıp tutulması ona şeref ve mevki kazandırır. İnsanlar arasında bu tip tutumlar ne kadar yaygındır! İhtilafın bu çeşidi zulümdür, hak sınırını aşmak­tır.
Kimi zaman da ihtilafı körükleyen sebep, ya tarafların aralarındaki ihtilaf konusunun gerçek mahiyetini bileme­meleri veya tartışan taraflardan birinin karşı tarafın dayan­dığı delili kavrayamamaları, ya da taraflardan birinin ken­di delil ve hükmünün haklılık payını bilememesidir. Demek ki, cehalet ve zulüm bütün kötülüklerin esasıdır. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Fakat bu emaneti insan yüklendi. Hiç şüphesiz, o çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzab 72)”
Allame Mukbil b. Hadi rahimehullah Nasihatî Li Ehli’s-Sunne risalesinde (s.196) şöyle demiştir: “Ehli sünnete nasihatim ayrılık ve ihtilaf sebeplerinden uzaklaşmalarıdır. Ehli sünnetin akidesi birdir, yönelişleri birdir, burada cehalet, taşkınlık ve şeytan gibi sebepler bulunması dışında ayrılık ve ihtilafın uygun görülmesi söz konusu değildir. Sahihu Muslim’de gelen hadiste şöyle buyurulur: “Şüphesiz şeytan namaz kılanların arap yarımadasında kendisine ibadet etmelerinden ümidini kesmiştir. Ancak aralarını bozma konusunda ümitlidir.”
2- Anlayış kusuru ve kötü arzu:
İbn Useymin, Sahihu’l-Buhari şerhinde (1/126) “helal bellidir” hadisini açıklarken şöyle demiştir: “Çoğunluğa şüpheli gelen şeylerin sebebi, ya insanların geneline, ya ilim ve anlayışları eksik olan veya istenmeyen huyları olan ilim talebelerine meselenin kapalı gelmesidir. Zira bu kapalılığın birinci sebebi: ilim eksikliğidir. Yüz hadis ezberleyenin, bin hadis ezberleyen gibi olmadığı malumdur. İkincisinin ilmi daha fazladır. İkinci sebebi: anlayıştaki kusurdur. Kişi daha fazla ezberleyince onda daha fazla ilim var gibidir. Ancak onda anlayış yoktur. Yine bu da meselelerin kapalı gelmesine sebep olur. Zira o nasları olduğu gibi anlamaz. Üçüncüsü: Kötü arzudur. Nasları inandığı gibi yorumlar. Bunlar Kur’an veya sünnet hakkında kendi görüşüyle konuşur, nasları inandığı şeye uygun düşürmeye çalışır. Ona inandığı şeye aykırı bir nas geldiğinde boynunu çevirir. Bazen nassı reddeder… Ama Allah’ın kendisine ilim, anlayış ve samimi niyet verdiği kimse, nasları kendine uydurmaz, naslara uyar. Kalbi, kalıbı, azaları ve sözleriyle delili talep eder. Bu genellikle hakka isabet eder, ulaşması için ona hak kolaylaştırılmıştır.
Sünnet Ehli, İhtilaf’tan Önceki Söz Birliğine Uymada Devam Eder
Fitne, kendisine müptela olanların hallerini değiştirir. Selamet isteyen, ihtilaftan önceki sözbirliği üzerinde kalmaya devam etsin. Zira Allah onları hak üzerinde birleştirmiş, sonradan ayrılığa düşmüşlerdir. Sahabenin yolu bu konuda bizi aydınlatmaktadır:
Buhari, (no 377) Ali radıyallahu anh’den rivayet ediyor: “Daha önce hükmettiğiniz gibi hükmedin. Zira ben, insanların birlik olmaları için ihtilaftan hoşlanmıyorum. Yahut arkadaşlarım gibi ölmek istiyorum.”
Adise bt. Uhban b. Safiye el-Gıfari’den: “Ali b. Ebi Talib, babama geldi ve kendisiyle beraber ayaklanmaya davet etti. Babam ona dedi ki: “Dostum ve amcanın oğlu benden şu sözü aldı: “İnsanlar ihtilaf ettiklerinde tahtadan bir kılıç edin.” Bunun üzerine ben de tahtadan kılıç edindim. Dilersen bununla senin yanında ayaklanayım” Bunun üzerine Ali radıyallahu anh onu bıraktı.” Bunu Tirmizi (2203) İbn Mace (3960) rivayet etmişlerdir. Eserin isnadı ceyyiddir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)